Avrupa'nın şampiyonları

Avrupa'da bazı ligler yeni yeni başlarken, büyük liglerin çoğunda da sona gelindi.

SPORX AI BAKIŞI
calendar 12 Mayıs 2010 20:02
Haber: Sporx.com Yazarlar
Avrupa'nın şampiyonları
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Avrupa'da bazı ligler yeni yeni başlarken, büyük liglerin çoğunda da sona gelindi. Bizim ligimizde ise şampiyonluk, üç büyüklerin ikisinin yarıştan kopmasının ardından biraz ilgi kaybetmiş olsa da son haftaya kalınmış olması oldukça güzel. Bizimle birlikte şampiyonluğun merak edildiği en önemli ligler ise İtalya ve İspanya...

Bir ülkenin takımı için ülke sınırlarında ulaşılabilecek en önemli nokta lig şampiyonluğu olduğundan bu şampiyonları da fazlasıyla incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden şu ana kadar şampiyonları belli olan ligleri değerlendirmeye çalıştım.

Rekorların şampiyonu
İngiltere Premier Ligi'nde sadece tek şampiyonluğu bulunan Chelsea için bu tablo 2003 yılında Roman Abramoviç'in kulübü satın almasıyla birlikte değişti. İlk sezonun sonunda Ranieri ile gelen lig ikinciliğinin ardından takımın başına bir de Mourinho gibi bir ismin getirilişi takımın çehresini tamamen değiştirmişti.

2005 yılında lig tarihindeki ikinci şampiyonluğunu alan Mourinho yönetimindeki Chelsea bu sezonda topladığı 95 rekor puanla şampiyon olmayı başarmıştı. Bir sene sonra 2006 yılında da elde edilen şampiyonluğun ardından Chelsea, ortaya çıkmaya başlayan şampiyonluk özlenimi bu sezon gidermiş oldu. Ancelotti yönetiminde şampiyonluğa ulaşan Chelsea, İngiltere'de 103 golle rekor kırarak bu başarıya ulaştı.



Ligin son maçında Chelsea sahasında Wigan ile karşılaşacaktı. İddaa işiyle de ilgili olmamız itibariyle Wigan lehine 2 handikap verilmişti. Bu handikap geçilir mi geçilmez mi derken Chelsea takım olarak attığı 8 golle hem lig rekorunu kırmayı, hem de Didier Drogba attığı gollerle gol kralı olmayı başardı. Şampiyonlar Ligi'ne favori olarak görüldükleri bir eşleşmenin sonunda bana göre erken bir şekilde veda eden Chelsea aldığı lig şampiyonluğu ile bir anlamda bu sezon için önemli bir işe imza atmış oldu. Artık bundan sonrası için hedef kesinlikle Şampiyonlar Ligi olacaktır.

Premier Lig'te şampiyonun dışında noktalara da değinmek gerekir. Öncelikle Drogba bir yana Tevez ve Rooney'in performansları bu sezon açısından olağanüstü diye tabir edilebilecek düzeydeydi. Takımlar açısından bakıldığında ise Manchester City'nin başarısızlığı dikkat çeken bir diğer nokta. Bazıları uyum süreci falan, kısa sürede başarılı olmak zordur tarzında laflar ediyor ama o uyumu sağlamakta o takımın üyelerinin görevi kesinlikle. Bu derece yatırımın yapıldığı, hatta menajerlerin saçma sapan transferlerine göz yumulacak kadar serbestliğin tanındığı Manchester City'nin bu sezon için Şampiyonlar Ligi'ne dahi katılmayı başaramamış olması kabul edilebilir bir durum olmamalı.



Arsenal'in yaşadığı sakatlık ve bu doğrultudaki kadro sorunlarına rağmen ulaştığı noktayı da yine takdir etmek gerekiyor. Sezon sonuna geldik ve bundan sonra takımların transfer döneminde neler yapacağı merak konusu. Dedikodulara biraz değinmek gerekirse şampiyonunun özellikle Agüero konusunda etkin olması bekleniyor. Ayrıca Rusya ile sahip oldukları ilişkiler Rusların parlayan yeteneği Alan Dzagoev'in Chelsea kadrosuna katılmasını sağlayabilir. Bu yönde haberler de fazlasıyla gündemde. Tabii ki alınacaklardan öte ayrılması beklenen bir isim var ki İngiltere'de veya başka bir ligde hangi takıma giderse büyük bir fark yaratması muhtemel olan Joe Cole. Onun Chelsea'den ayrılması beklenirken özellikle İngiltere'nin diğer devleri onun peşinde. Ayrıca Deco'nun da takımdan ayrılacağı açıklandı ki bu da özellikle başta Beşiktaş olmak üzere kulüplerimizin gündemine geldiği sonucunu haberler aracılığıyla çıkarıyor.

Bu sezonun parlayan birçok ismi de transfer döneminde büyük takımların gündemini meşgul edecekmiş gibi duruyor. James Milner ve Luka Modric'in Manchester United'a transferleri oldukça konuşulur hale geldi. Geçtiğimiz yaz dönemlerinde de adlarını duyduğumuz Valon Behrami, Brede Hangeland, Jack Rodwell, Paul Scharner, Hugo Rodallega gibi isimlerin yine büyük takımların gündeminde yerlerini koruduğunu görüyoruz. Oyunculara değinmişken kalecilerden de Joe Hart'a değinmek gerekir. Shay Given'ı transfer etmek adına büyük çabalar sarf eden Manchester City, Birmingham'a kiraladığı genç kalecisinin performansını izledikçe pişman mıdır bilinmez çünkü Hart yine şu an itibariyle Manchester City'e geri dönecek, hem de çok daha iyi bir durumda. Kendisini Arsenal'in de istediği konuşuluyor ki durum ne gösterecek bilinmez.

Son olarak da ligden düşen ekiplere bir bakmak gerekirse benim en üzüldüğüm Portsmouth'un durumu oldu. Fakat çektikleri maddi sıkıntılar sonucunda kulübün sürekli el değiştirmesi ve en sonunda kayyuma gitmesi onların düşmesini kaçınılmaz hale getirdi. Düşen diğer iki ekibin Hull City ve Burnley olması ise sürpriz olarak nitelendirilemez. Belki Hull City'nin ligde kalması beklenebilirdi fakat onlar da ligde kalmayı başaramadılar.

Üçü bir arada olur mu

Hep denir ya takım Avrupa'ya konsantre, lige konsantre, kupaya konsantre bunlar hep ayrı ayrı olur. Üçüne bir anda konsantre olunamaz gibi bir hava vardır hep. İşte sezona kötü başlayan, eleştiriler alan Bayern Münih şu an ligde şampiyon olduktan sonra kupa ve Şampiyonlar Ligi finalini bekliyor.



Sezon başında Van Gaal konusunda birçok eleştiri hakimdi. Hala bazı seçimleri, uygulamak istedikleri eleştirilebilir ki birçok tercihini bende fazlasıyla eleştiriyorum. Fakat ortada bir gerçek var ki Bayern Münih belki de başarı açısından tarihinin en önemli dönemlerinden birini geçiriyor. Almanya'da rakipsiz olduklarını ortaya koyan bir sene yaşadık aslında. Biraz iyi bir takım olarak Schalke çıktı fakat onların da gücü şampiyonluğa yetmedi. Sezona müthiş başlayan Leverkusen ise ligin sonunu getiremeden yorgun düştü. Geçen senenin şampiyonu Wolfsburg ve Werder Bremen de şampiyonluk yarışında var olamadılar. Diğer takımlara da bakmak gerekirse Stuttgart sezon içinde çeşitli problemler yaşarken, sezon öncesi kendilerince önemli hamleler yapan Hoffenheim beklentilerin çok uzağında kaldı. Sezonun en iyi takımlarından biri olarak gösterebilirsek kesinlikle Dortmund'u gösterebiliriz.

Bayern Münih'in şampiyonluğundaki pay sahibi isimlere bakarsak oyuncu bazında şüphesiz Robben dikkatleri çekiyor. Hollandalı bir oyuncunun bir takıma en fazla nasıl etki edebileceğini fazlasıyla ortaya koydu. Ayrıca Mario Gomez ve Miroslav Klose gibi Alman futbolunun son dönemdeki en önemli golcülerinin yedek oturmaya başladığı Bayern Münih'te Olic ve Müller gibi iki isim takımın başarısına büyük katkı sağladılar. Van Gaal'in oyuncu tercihleri açısından en başarılı hamleleri savunmada yaşandı denebilir. Lucio'nun gidişinden sonra Van Buyten'e ve sol bekte genç Contento'ya duyduğu güvenin bugün için olduğu gibi özellikle Contento konusunda gelecek açısından da önemli getirileri olacaktır. Hamit Altıntop açısından bakarsak sezon başında Van Gaal'in kendisine sıcak bakmadığı konuşuluyordu fakat Hamit sonradan takımın önemli parçaları arasında yine yerini almayı başardı ve önemli ölçüde iyi bir sezon geçirdi.

Bayern Münih'i 15 Mayıs'ta kritik bir kupa finali bekliyor. Werder Bremen ile oynanacak final maçı öncesinde Şampiyonlar Ligi'ni de düşünürsek üç kupa hedefi onlar için büyük bir motivasyon kaynağı olacaktır. Fakat kişisel olarak bu hedefin gerçekleşebileceğini düşünmüyorum.

Almanya Ligi'nde sona gelinmişken dikkat çeken isimlere de değinmemek olmaz. Sezon sonu yaklaşırken durumu en merak edilen isim Kevin Kuranyi. Sergilediği performansın sonucunda Alman Milli Takımı için affı bile gündeme gelmişti. Fakat Löw açıklamalarında çağrılabileceğini belirtmesine rağmen yine de kararından dönmek istemedi ve Kuranyi'yi milli takım kadrosuna dahil etmedi. Yaz dönemi ile birlikte Kuranyi'nin hangi takıma transfer olacağı da ayrı bir merak konusu. Rus kulüplerinin ve bizim kulüplerimizin adı sıkça geçerken sürekli konuşulan bir de Juventus ihtimali bulunuyor. Alman Ligi'nin gol kralı ise 22 golle Edin Dzeko oldu. Geçtiğimiz yaz Milan'a transfer söylentileri gündemden düşmeyen Dzeko geçtiğimiz sezonu da 26 golle krallıkta ikinci olarak tamamlamıştı. Leverkusen'in bu sezonki çıkışında önemli pay sahibi isimler Toni Kroos ve Stefan Kießling, Dortmund'un başarılı savunma oyuncusu Mats Hummels, Gladbach'ın Marin'den sonraki yeni yıldız adayı 1989 doğumlu Marco Reus sezonun dikkat çeken isimleriydi.

Birçok Türk asıllı oyuncunun da forma şansı bulduğu Bundesliga'da özellikle Ömer Toprak ve Nürnberg forması giyen İlkay Gündoğan dikkatleri çekmeyi başardı. İki isim için de önemli Alman devlerinin harekete geçtiği belirtiliyor. Tabi bunların yanında Mesut Özil, Hamit Altıntop, Eren Derdiyok gibi isimlerin de iyi bir sezonu geride bıraktığını söylemek gerekir. Nuri Şahin artık takımında çok önemli görevler alırken, Halil Altıntop da sonradan kiralandığı Skibbe'nin Frankfurt'uyla kendini toparladı.

Sonunda Marsilya
Fransa Ligi'nde 18 yıldır şampiyonluk hasreti yaşayan Marsilya sonunda bu hasreti dindirmeyi başardı. Deschamps yönetimindeki Marsilya, Bordeaux'nun yaşadığı düşüşten, Lyon'un bir türlü oturtamadığı sisteminden, Auxerre ve Montpellier'in yükselişlerine rağmen yetmeyen nefeslerinin sonucunda şampiyonluğa ulaştı.



Fransa'da sezonun takımı her ne kadar şampiyon olsa da Marsilya değil şüphesiz lige yeni yükselen ve zirve yarışı vermiş olan Montpellier. İki ligi detaylı değerlendirmeye çalıştıktan sonra Fransa'yı biraz hızlı geçmek gerekirse oyuncular her ne kadar sezonun en iyi ismi olarak Lisandro Lopez'i seçseler de bana göre bu isim kesinlikle Mamadou Niang'dı. Çok fazla sohbet hatırlıyorum şu yeteneksiz herif diye Niang'ın anıldığı. Niang hem şampiyon takımın golcüsü olarak, hem de ligin gol kralı olarak harika bir sezonu geride bıraktı. Nene ismiyle ilgili de oldukça övgü dolu yazılar okumuştum hatta devre arasında Fenerbahçe ile de adı anılmıştı. Bir oyuncunun pas yeteneği olması ayrı, pas veriyor olması ayrı şeylerdir. İzlediğim maçları kadarıyla ki 90 dakika izleme şansına da birçok kez eriştiğim bu adam tam bir bencillik timsali.

Son olarak Fransa'dan bahsederken Mevlüt'ü de performansından ötürü kutlamak gerekir. Birçok Türk oyuncusunun Avrupa devlerine transfer olacağını düşündüğümüz futbol dünyamıza o çok iyi bir örnektir. Bizde hala Türkiye'den direkt olarak Avrupa devlerine gidecek onlarca oyuncu var izlenimi hakim. Aslında Mevlüt bir basamağın en iyi şekilde nasıl kullanılacağını fazlasıyla ortaya koydu. Sochaux, Paris derken şimdi ki adresi kesinlikle Avrupa'nın çok daha önemli ve büyük bir ekibi olacaktır.

Mucizenin devamı
Geçtiğimiz sezon Az Alkmaar'ın elde ettiği büyük başarının ardından bu sezon da Hollanda'da Twente şampiyonluğa ulaşmayı başardı. Twente'nin şampiyonluğunu anlatmaya koca bir yazı yetmez o yüzden kısaca geçmeye çalışacağım.

Kısaca bu şampiyonluğu değerlendirmek gerekirse ligde sadece iki yenilgi alarak oldukça önemli bir başarıyı yakaladılar. Fakat zaten sezon öncesi Martin Jol'u takımın başına getiren, Hollanda'nın çoğularına göre en iyi kadrosuna sahip 106 gol atmayı başaran Ajax'ı geçebilmek adına anca böyle bir performans gerekliydi ki Twente de bunu başarıyla sergiledi. Steve McClaren şüphesiz bu başarının en önemli mimarıyken oyuncular anlamında da Kosta Rika'nın Dünya Kupası'na gidebilmesi için de çok uğraş vermiş, bu sezon kendisini fazlasıyla göstermeyi başaran Bryan Ruiz ve Chelsea teknik heyetinin zevkle takip ettiği kiralık Marek Stoch'u da bu başarıda ayrı yere koymak gerekir.

Ajax ise gerçekten inceleme konusu olabilecek bir performansa imza attı. 106 gol attılar +86 averaj yakaladılar fakat şampiyon olmayı başaramadılar. Luis Suarez'de gelirsek takım bu kadar gol konusunda başarılıyken onun istatistiği de hiç şaşırtıcı değil. Suarez ligde 35 gol atarken, 17 de asist yapmayı başararak iki alanda da oyuncu bazında ligi lider olarak tamamladı.

Avrupa'nın diğer liglerinden Yunanistan'da ise Panathinaikos, 6 yıl süren şampiyonluk hasretine son verdi. Ligin yanında kupayı da almayı başaran Panathinaikos bu anlamda yıllardır ezildikleri Olympiakos karşısında önemli bir başarıya imza attılar. Ukrayna'da ise yine Mircea Lucescu şov vardı. Adeta Lucescu ile doğan Shakhtar, Rumen antrenör liderliğindeki dördüncü şampiyonluğuna ulaştı. İskoçya'da Rangers şampiyonluğa ulaşırken, Belçika'da da Anderlecht iki sezondur ulaşamadığı şampiyonluk kupasını kaldırmayı başardı. Son olarak Danimarka'da da adeta beklenen oldu ve Copenhagen şampiyonluğun sahibi oldu.
Tümü
 Reklam