Yazıya başlarken önce başlığa değinmek gerekir. Köşenin adı “Köşe Bucak Futbol” olunca birçok anlamda etki yaratan Afrika Kupası'na değinmemek olmaz. Afrika Kupası'nda şampiyon Mısır oldu belki ama 20 Yaş Altı Dünya şampiyonu Gana, o kadrodan birçok isimle Afrika Kupası'na da damga vurdu.
Gana'ya karşı bir hayranlığım oluşmuşken, kulüp takımı olarak da Avrupa'da Kavala'ya takmış durumdayım. Kavala'dan daha önce de bahsetmiştim şimdi bu yazıda devre arası hamleleriyle yine onlara bir kısım ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Önce gönüllerin şampiyonu mu bilmem ama en azından benim gönlümün şampiyonu ile başlayalım:
Gençlik ateşi
Mısır, Afrika Kupası'nı üst üste üçüncü kez kazanarak çok önemli bir iş başardı. Fildişi Sahilleri, Kamerun ve üçüncü olmasına rağmen Nijerya beklentilerin uzağında kalan ekiplerdi. Gana ise çok önemli oyuncularından yoksun geldiği turnuvada, büyük bir iş başararak finale kadar yükseldi.
Mısır'a değinmek gerekirse oldukça önemli bir iş başardılar. Teknik direktörleri Hassan Shehata artık Afrika üzerinde tam bir efsane haline geldi. Mısır'a üç Afrika şampiyonluğu kazandıran Shehata, daha öncesinde de Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı'nı Afrika'da gençler şampiyonu yapmıştı. Mısır bu turnuvanın adeta abisi konumunda fakat aynı Mısır yıllardır dünya arenasında yani Dünya Kupası'nda yer almıyor. Yaşı ilerlemiş oyunculardan kurulu Mısır'da, Ahmed Hassan halen önemli bir görev sahibi. Bu görevi de başarıyla yerine getirdiği ortada ki, turnuvanın en değerli ismi olmayı da başardı.
Gana, 20 Yaş Altı Dünya Kupası'nda elde ettiği şampiyonlukla büyük dikkat çekmişti. O takımda yer alan birçok oyuncu, önemli kulüplerin transfer listesine girmeyi başarmıştı. İşte o şampiyon kadrodan birçok ismin dahil edildiği Gana A Milli Takımı da benzer bir başarıyı Afrika Kupası'nda sergiledi. O turnuvadan farklı olarak tek eksik kupaydı ama kupayı alamasa da Gana, takım olarak Dünya Kupası öncesi çok şey kazandı.
Essien, Appiah, Muntari, Mensah, Pantsil gibi önemli oyuncularından yoksun sürdürdüğü turnuvada Gana, birçok yeni ismi bu seviyede kullanabileceğini fark etti. Gençler turnuvasının yıldızı Dominic Adiyiah çok fazla şans bulamazken, şampiyon kadrodan Lee Addy, Andre Ayew ve Samuel Inkoom bu turnuvada da önemli katkı sağladılar. Basel forması giyen Samuel Inkoom bir sağ bekte olması gereken tüm özelliklere sahip. Addy, ise bir sol beke göre gençler şampiyonasındaki izlenimini de düşünürsek çok iyi bir tekniğe sahip. Orta sahanın ortasına koysanız orada bile oynayabilecek bir oyuncu. Addy, Gana Ligi'nde Bechem Chelsea takımında forma giyiyor. Takım ismi sadece hayranlıktan yani Chelsea ile bir ortaklık, bağlantı yok. Gana'nın futbol efsanesi Abedi Pele'nin oğlu Andre Ayew ise bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle oynuyor. Marsilya'nın oyuncusu olan, şu anda Arles'te kiralık oynayan Ayew gerçekten her takımın ihtiyaç duyacağı tipte bir oyuncu.
Udinese kadrosunda yer alan Kwadwo Asamoah 21 yaşında ve Gana orta sahasında önemli görevler üstleniyor. Asamoah Gyan zaten Gana için artık bir vazgeçilmez haline geldi. Anthony Annan ve Haminu Draman da Gana'nın bir önceki başarılı genç jenerasyonunun önemli isimlerinden. Dünya Kupası için artık Gana'nın önemli bir oyuncu havuzu var. Turnuvaya çağrılmayan isimler ile yapılacak iyi bir harmanlama Gana'nın Dünya Kupası'nda da bir etki yaratmasını sağlayabilir. En büyük artıları 20 yaş altı ve A milli takımda aynı oyun tarzını oturtmuş ve bunu kullanıyor olmaları. Çok iyi bir takım savunması anlayışına sahip Gana, Afrika Kupası'nda aldığı üç galibiyeti de 1-0'lık skorla elde etti. İki mağlubiyet alan Gana, finalde Mısır'a da 1-0'lık skorla mağlup oldu.
Mohamed Nagy!
Mohamed Nagy demek istemiyorum fakat Afrika Kupası'nın gol kralının bilinen ismi Gedo mu, Geddo mu kesin bir sonuca ulaşamadım. Ben genel olarak kullanılan Geddo ismini tercih edeceğim. Mısır kadrosunu düşününce Geddo, bu takımın 26 yaşında olmasına rağmen genç isimlerinden sayılabilir. Turnuvada 6 kez sonradan oyuna giren Geddo, 5 gol atarak turnuvayı gol kralı olarak tamamladı. Mısır'da Ittehad Alexandria forması giyen Geddo, Mısır'a şampiyonluğu getiren golü de atarak takımının bu başarısında büyük pay sahibi oldu. Ofansif orta saha olarak da görev yapan bu oyuncuyu ilk defa bu turnuvada tanıdık fakat bundan sonra adını daha fazla duyabiliriz.
Kavala harikası
İlk olarak Yunan liginde Aris karşısında izleme şansı bulduğum Kavala'yı o günden beri takibe almış durumdayım. Daha önceki yazılarımdan birinde yine Kavala'ya değinmiştim. Değinmemi sağlayan olay Kavala'nın transfer politikasıydı. Yaşları ilerlemiş birçok önemli oyuncuyu kadrosuna katan birinci ligin bu sezon için yeni takımı Kavala devre arasında da bu tarz transferlerine devam etti.
Sezon öncesi Kavala, yaptığı birçok önemli transferle dikkati çekti:
Devre arasında ise Kavala; Polonya futbolunun en önemli forvetlerinden, başarılı bir kariyere sahip Ebi Smolarek, Avustralya Milli Takımı'nın en çok milli formayı giyen isimlerinden, Rangers formasıyla önemli işler yapmış Craig Moore ve futbol adına son yıllarda kendini dünyanın her yerini gezmeye adamış Denilson'u transfer etti.
Kavala şu an ligde 11. sırada yer alıyor. Büyük takımlar karşısında çok etkili bir performans ortaya koyuyorlar. İkinci yarıda yaşayacakları bir toparlanma onları daha yukarılara taşıyacaktır.
Milan'a sol bek gerek
Milan'ı bu hafta Livorno karşısında izlerken bir oyuncuya takıldım kaldım. Kaç haftadır dikkatimi çekiyor ama bu hafta sırf maç boyunca Antonini'yi izledim. Kariyerinde daha çok orta sahada görev almış Antonini'den, sol bekte faydalanma çabalarının başarısız olduğu görüşündeyim.
Sağ kanatta Abate'nin performansı konusunda olumlu görüşler hakim fakat sol bek için aynı durum geçerli değil. Milan'ın, 20 Yaş Altı Dünya Şampiyonası'nda Brezilya forması ile oldukça etkili bir performans sergileyen Diogo'yu transfer etmek istediği konuşuluyordu. Diogo gerçekten Milan'ın ihtiyacı olan adam. Sol kanatta hücuma fazlasıyla destek veren, harika bir sol ayağa sahip Diogo, ülkesinde Sao Paulo forması giymekte.
Milan'ın takım içinden bir çözüm bulması gerekirse bu isim Zambrotta olmalıdır. Sol bekte çok daha etkili oynadığını düşündüğüm Zambrotta bu mevkide ilk tercih olmalı.
Bir Rothen eksikti!
Olumsuz gibi gözüken bir başlığın altına, Rothen hakkında o kadar olumlu şeyler yazabilirim ki... Jerome Rothen özellikle Monaco'da forma giydiği dönemdeki performansıyla bende büyük hayranlık yaratmış bir isim. PSG forması giyerken sezon başında Rangers'a transferi beni fazlasıyla şaşırtmışken şimdi Ankaragücü'ne gelişi bu şaşkınlığı ikiye katladı. Oluşumu bakımından eleştirdiğim Ankaragücü yönetimine, böyle bir ismi Türkiye'de izleme şansını bize tanıdığı için gerçekten kendi adıma teşekkür ederim. Ne Vassell, ne Geremi, ne Sapara, ne Lemerre transfer dediğin işte budur; Jerome Rothen.
Real Madrid'e Negredo gerek
Bu haftanın en dikkat çekici performansı Alvaro Negredo'dan geldi. Sezon öncesi Negredo'yu satmak için büyük uğraş veren Real Madrid'in şimdi elinde böyle bir forvet bulunsa durum nasıl olurdu acaba. Benzema şu anki performansıyla bir yıldızsa Negredo nasıl tanımlanmalı. Valencia karşısında biri tek kelimeyle mükemmel, iki gol atan İspanyol oyuncu yükseldiği milli takımda da önemli işler yapıyor. Real Madrid'in tarzı buyken Negredo'nun adı, karizması pek yetmedi orda oynamaya. Granero Madrid ekibinde bu şansı yakalamışken Negredo'da niye diretilmedi. Yapılan transferlerin yükünü azaltmak adına fena sayılmayacak bir bonservisle satılmış olması bu kaybı mantıklı kılmaya yetmiyor.
Hakeme ne hacet!
Futbol oyununda hakem sorun çözmek adına varken, bu zamanda sorunun ta kendisi durumunda. Beni bu konuda bu derece dolduran konunun kaynağı aslında FIFA. Geçen hafta Sneijder, bu hafta Leo Franco bu alkışla ilgili kuralı yine gündeme getirdi. Nedir bu saçmalık anlamıyorum. Alkışlasın ne var bunda. Oyuncu sana kötü bir şey demediyse, yanlış bir harekette bulunmadıysa alkışlamasının ne sakıncası var. Hakemle dalga geçmekse amaç bırakın oyuncularımız böyle dalga geçsin. Tepkiyse bırakın oyuncular böyle tepki göstersin.
Geçen sene Bordeaux – Galatasaray maçını izliyordum. Bir pozisyon oldu etrafımdaki herkes bağrışmaya başladı, millet kendinden geçti. Maçı izlemiyor olsam sesleri duyup gol falan oldu derim. Olay ise şu; Bordeaux'da oynayan Wendel yerde kalıyor, hakem kendini yere attığını düşünerek sarı kart gösteriyor. Daha sonra Wendel hakemi alkışlıyor ve herkes ikinci sarının gelme ihtimalinin yarattığı bir heyecanla ayakta. FIFA futbolun oynanması adına bir şeyler yapıyor diye anlatılıyordu hep bize. Yani seyir zevki anlamında laflar, kurallar anlatılıyor. Peki böyle saçma bir nedenden oyuncunun cezalandırılacak olması nasıl bir zevk. Yani o takım 10 kişi kalsa seyir zevki, futbolun oynanabilirliği açısından bu ne sağlayacak.
Hakemi alkışlamak, düdükten sonra topa vurmak bu iki kuralın ben futbolu güzelleştirmek adına olduğunu düşünmüyorum. Oyuncu tepkisini gösterecekse bırakın alkışla göstersin. Eğer bir hakemin otoritesi, bir alkışla sarsılacaksa o hakeme ne gerek var. Bu düdükten sonra topa vurma olayına gelirsek bu çok çok aşırı bir sinirin falan ifadesi değilse niye sarı kartla cezalandırılır anlamıyorum. Bu düdükten sonra vurulan bir top, hayatımda gördüğüm en güzel gollerden birini izlememi sağlamıştı. Vucinic'in sol taç çizgisine yakın yerden gelişine attığı golün ben benzerini görmedim. Vucinic düdük çaldıktan sonra yapmıştı bu vuruşu yani pozisyonun geçerli olmayacağını bilerek böyle rahat bir vuruş gelmişti.
Bu kurallar var tamam, peki hakem takdiri denilen şey nerede' Hakemlerimize ezbere bu olursa sarı, bu olursa kırmızı diye diretiyoruz. Adamın ayağını kıranları görmeyenler bir alkışa sarıyı çıkarıyor. Veya bu hafta hakem Leo Franco'ya çıkarmadı eleştiriliyor. Madem bu kurallar var Barcelona – Real Madrid maçında düdükten sonra Henry topa vurduğunda hakem niye dönüp arkasını gidiyor' Çünkü o maçta buna sarı kart çıkarsa, bu maçın tansiyonunu ayarlamak çok daha güçleşecektir. Dünyanın en iyi hakemleri böyle pozisyonlarda sarı kart vermezlerse değer kaybetmezler, sanmayalım ki bizim yükselen hakemlerimiz de sadece bu kuralları iyi uyguluyorlar diye yükselişteler.
Gana'ya karşı bir hayranlığım oluşmuşken, kulüp takımı olarak da Avrupa'da Kavala'ya takmış durumdayım. Kavala'dan daha önce de bahsetmiştim şimdi bu yazıda devre arası hamleleriyle yine onlara bir kısım ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Önce gönüllerin şampiyonu mu bilmem ama en azından benim gönlümün şampiyonu ile başlayalım:
Gençlik ateşi
Mısır, Afrika Kupası'nı üst üste üçüncü kez kazanarak çok önemli bir iş başardı. Fildişi Sahilleri, Kamerun ve üçüncü olmasına rağmen Nijerya beklentilerin uzağında kalan ekiplerdi. Gana ise çok önemli oyuncularından yoksun geldiği turnuvada, büyük bir iş başararak finale kadar yükseldi.
Mısır'a değinmek gerekirse oldukça önemli bir iş başardılar. Teknik direktörleri Hassan Shehata artık Afrika üzerinde tam bir efsane haline geldi. Mısır'a üç Afrika şampiyonluğu kazandıran Shehata, daha öncesinde de Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı'nı Afrika'da gençler şampiyonu yapmıştı. Mısır bu turnuvanın adeta abisi konumunda fakat aynı Mısır yıllardır dünya arenasında yani Dünya Kupası'nda yer almıyor. Yaşı ilerlemiş oyunculardan kurulu Mısır'da, Ahmed Hassan halen önemli bir görev sahibi. Bu görevi de başarıyla yerine getirdiği ortada ki, turnuvanın en değerli ismi olmayı da başardı.
Gana, 20 Yaş Altı Dünya Kupası'nda elde ettiği şampiyonlukla büyük dikkat çekmişti. O takımda yer alan birçok oyuncu, önemli kulüplerin transfer listesine girmeyi başarmıştı. İşte o şampiyon kadrodan birçok ismin dahil edildiği Gana A Milli Takımı da benzer bir başarıyı Afrika Kupası'nda sergiledi. O turnuvadan farklı olarak tek eksik kupaydı ama kupayı alamasa da Gana, takım olarak Dünya Kupası öncesi çok şey kazandı.
Essien, Appiah, Muntari, Mensah, Pantsil gibi önemli oyuncularından yoksun sürdürdüğü turnuvada Gana, birçok yeni ismi bu seviyede kullanabileceğini fark etti. Gençler turnuvasının yıldızı Dominic Adiyiah çok fazla şans bulamazken, şampiyon kadrodan Lee Addy, Andre Ayew ve Samuel Inkoom bu turnuvada da önemli katkı sağladılar. Basel forması giyen Samuel Inkoom bir sağ bekte olması gereken tüm özelliklere sahip. Addy, ise bir sol beke göre gençler şampiyonasındaki izlenimini de düşünürsek çok iyi bir tekniğe sahip. Orta sahanın ortasına koysanız orada bile oynayabilecek bir oyuncu. Addy, Gana Ligi'nde Bechem Chelsea takımında forma giyiyor. Takım ismi sadece hayranlıktan yani Chelsea ile bir ortaklık, bağlantı yok. Gana'nın futbol efsanesi Abedi Pele'nin oğlu Andre Ayew ise bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle oynuyor. Marsilya'nın oyuncusu olan, şu anda Arles'te kiralık oynayan Ayew gerçekten her takımın ihtiyaç duyacağı tipte bir oyuncu.
Udinese kadrosunda yer alan Kwadwo Asamoah 21 yaşında ve Gana orta sahasında önemli görevler üstleniyor. Asamoah Gyan zaten Gana için artık bir vazgeçilmez haline geldi. Anthony Annan ve Haminu Draman da Gana'nın bir önceki başarılı genç jenerasyonunun önemli isimlerinden. Dünya Kupası için artık Gana'nın önemli bir oyuncu havuzu var. Turnuvaya çağrılmayan isimler ile yapılacak iyi bir harmanlama Gana'nın Dünya Kupası'nda da bir etki yaratmasını sağlayabilir. En büyük artıları 20 yaş altı ve A milli takımda aynı oyun tarzını oturtmuş ve bunu kullanıyor olmaları. Çok iyi bir takım savunması anlayışına sahip Gana, Afrika Kupası'nda aldığı üç galibiyeti de 1-0'lık skorla elde etti. İki mağlubiyet alan Gana, finalde Mısır'a da 1-0'lık skorla mağlup oldu.
Mohamed Nagy!
Mohamed Nagy demek istemiyorum fakat Afrika Kupası'nın gol kralının bilinen ismi Gedo mu, Geddo mu kesin bir sonuca ulaşamadım. Ben genel olarak kullanılan Geddo ismini tercih edeceğim. Mısır kadrosunu düşününce Geddo, bu takımın 26 yaşında olmasına rağmen genç isimlerinden sayılabilir. Turnuvada 6 kez sonradan oyuna giren Geddo, 5 gol atarak turnuvayı gol kralı olarak tamamladı. Mısır'da Ittehad Alexandria forması giyen Geddo, Mısır'a şampiyonluğu getiren golü de atarak takımının bu başarısında büyük pay sahibi oldu. Ofansif orta saha olarak da görev yapan bu oyuncuyu ilk defa bu turnuvada tanıdık fakat bundan sonra adını daha fazla duyabiliriz.
Kavala harikası
İlk olarak Yunan liginde Aris karşısında izleme şansı bulduğum Kavala'yı o günden beri takibe almış durumdayım. Daha önceki yazılarımdan birinde yine Kavala'ya değinmiştim. Değinmemi sağlayan olay Kavala'nın transfer politikasıydı. Yaşları ilerlemiş birçok önemli oyuncuyu kadrosuna katan birinci ligin bu sezon için yeni takımı Kavala devre arasında da bu tarz transferlerine devam etti.
Sezon öncesi Kavala, yaptığı birçok önemli transferle dikkati çekti:
· Marsilya forması ile hatırladığımız, bir dönem ülkemizde Samsunspor forması da giyen Wilson Oruma,
· Juventus altyapısından yetişen, zamanında St.Liege'de de forma giymiş Benjamin Onwuachi,
· Senegal Milli Takımı'nın da formasını giyen Frederic Mendy,
· Dinamo Kiev'de son dönemlerde yedek kalsa da önemli işler başarmış olan, Fenerbahçe – Dinamo Kiev maçlarından da çok iyi hatırlayacağımız Diogo Rincon,
· Paris St. Germain, Strasbourg, Derby County formaları giymiş Fransız Pierre Ducrocq, Liverpool'un yedek kalecisi Charles Itandje,
· Milan kadrosunda yer almış Zeljko Kalac,
· 2008-2009 sezonunda Bundesliga'da Cottbus formasıyla mücadele eden Savo Pavicevic,
· Özellikle AEK'da oynadığı dönemde Yunan futbolunun en iyi kanat oyuncularından gösterilen, Crystal Palace forması da giymiş Vassilios Lakis, Kavala kadrosuna katılmıştı.
· Juventus altyapısından yetişen, zamanında St.Liege'de de forma giymiş Benjamin Onwuachi,
· Senegal Milli Takımı'nın da formasını giyen Frederic Mendy,
· Dinamo Kiev'de son dönemlerde yedek kalsa da önemli işler başarmış olan, Fenerbahçe – Dinamo Kiev maçlarından da çok iyi hatırlayacağımız Diogo Rincon,
· Paris St. Germain, Strasbourg, Derby County formaları giymiş Fransız Pierre Ducrocq, Liverpool'un yedek kalecisi Charles Itandje,
· Milan kadrosunda yer almış Zeljko Kalac,
· 2008-2009 sezonunda Bundesliga'da Cottbus formasıyla mücadele eden Savo Pavicevic,
· Özellikle AEK'da oynadığı dönemde Yunan futbolunun en iyi kanat oyuncularından gösterilen, Crystal Palace forması da giymiş Vassilios Lakis, Kavala kadrosuna katılmıştı.
Devre arasında ise Kavala; Polonya futbolunun en önemli forvetlerinden, başarılı bir kariyere sahip Ebi Smolarek, Avustralya Milli Takımı'nın en çok milli formayı giyen isimlerinden, Rangers formasıyla önemli işler yapmış Craig Moore ve futbol adına son yıllarda kendini dünyanın her yerini gezmeye adamış Denilson'u transfer etti.
Kavala şu an ligde 11. sırada yer alıyor. Büyük takımlar karşısında çok etkili bir performans ortaya koyuyorlar. İkinci yarıda yaşayacakları bir toparlanma onları daha yukarılara taşıyacaktır.
Milan'a sol bek gerek
Milan'ı bu hafta Livorno karşısında izlerken bir oyuncuya takıldım kaldım. Kaç haftadır dikkatimi çekiyor ama bu hafta sırf maç boyunca Antonini'yi izledim. Kariyerinde daha çok orta sahada görev almış Antonini'den, sol bekte faydalanma çabalarının başarısız olduğu görüşündeyim.
Sağ kanatta Abate'nin performansı konusunda olumlu görüşler hakim fakat sol bek için aynı durum geçerli değil. Milan'ın, 20 Yaş Altı Dünya Şampiyonası'nda Brezilya forması ile oldukça etkili bir performans sergileyen Diogo'yu transfer etmek istediği konuşuluyordu. Diogo gerçekten Milan'ın ihtiyacı olan adam. Sol kanatta hücuma fazlasıyla destek veren, harika bir sol ayağa sahip Diogo, ülkesinde Sao Paulo forması giymekte.
Milan'ın takım içinden bir çözüm bulması gerekirse bu isim Zambrotta olmalıdır. Sol bekte çok daha etkili oynadığını düşündüğüm Zambrotta bu mevkide ilk tercih olmalı.
Bir Rothen eksikti!
Olumsuz gibi gözüken bir başlığın altına, Rothen hakkında o kadar olumlu şeyler yazabilirim ki... Jerome Rothen özellikle Monaco'da forma giydiği dönemdeki performansıyla bende büyük hayranlık yaratmış bir isim. PSG forması giyerken sezon başında Rangers'a transferi beni fazlasıyla şaşırtmışken şimdi Ankaragücü'ne gelişi bu şaşkınlığı ikiye katladı. Oluşumu bakımından eleştirdiğim Ankaragücü yönetimine, böyle bir ismi Türkiye'de izleme şansını bize tanıdığı için gerçekten kendi adıma teşekkür ederim. Ne Vassell, ne Geremi, ne Sapara, ne Lemerre transfer dediğin işte budur; Jerome Rothen.
Real Madrid'e Negredo gerek
Bu haftanın en dikkat çekici performansı Alvaro Negredo'dan geldi. Sezon öncesi Negredo'yu satmak için büyük uğraş veren Real Madrid'in şimdi elinde böyle bir forvet bulunsa durum nasıl olurdu acaba. Benzema şu anki performansıyla bir yıldızsa Negredo nasıl tanımlanmalı. Valencia karşısında biri tek kelimeyle mükemmel, iki gol atan İspanyol oyuncu yükseldiği milli takımda da önemli işler yapıyor. Real Madrid'in tarzı buyken Negredo'nun adı, karizması pek yetmedi orda oynamaya. Granero Madrid ekibinde bu şansı yakalamışken Negredo'da niye diretilmedi. Yapılan transferlerin yükünü azaltmak adına fena sayılmayacak bir bonservisle satılmış olması bu kaybı mantıklı kılmaya yetmiyor.
Hakeme ne hacet!
Futbol oyununda hakem sorun çözmek adına varken, bu zamanda sorunun ta kendisi durumunda. Beni bu konuda bu derece dolduran konunun kaynağı aslında FIFA. Geçen hafta Sneijder, bu hafta Leo Franco bu alkışla ilgili kuralı yine gündeme getirdi. Nedir bu saçmalık anlamıyorum. Alkışlasın ne var bunda. Oyuncu sana kötü bir şey demediyse, yanlış bir harekette bulunmadıysa alkışlamasının ne sakıncası var. Hakemle dalga geçmekse amaç bırakın oyuncularımız böyle dalga geçsin. Tepkiyse bırakın oyuncular böyle tepki göstersin.
Geçen sene Bordeaux – Galatasaray maçını izliyordum. Bir pozisyon oldu etrafımdaki herkes bağrışmaya başladı, millet kendinden geçti. Maçı izlemiyor olsam sesleri duyup gol falan oldu derim. Olay ise şu; Bordeaux'da oynayan Wendel yerde kalıyor, hakem kendini yere attığını düşünerek sarı kart gösteriyor. Daha sonra Wendel hakemi alkışlıyor ve herkes ikinci sarının gelme ihtimalinin yarattığı bir heyecanla ayakta. FIFA futbolun oynanması adına bir şeyler yapıyor diye anlatılıyordu hep bize. Yani seyir zevki anlamında laflar, kurallar anlatılıyor. Peki böyle saçma bir nedenden oyuncunun cezalandırılacak olması nasıl bir zevk. Yani o takım 10 kişi kalsa seyir zevki, futbolun oynanabilirliği açısından bu ne sağlayacak.
Hakemi alkışlamak, düdükten sonra topa vurmak bu iki kuralın ben futbolu güzelleştirmek adına olduğunu düşünmüyorum. Oyuncu tepkisini gösterecekse bırakın alkışla göstersin. Eğer bir hakemin otoritesi, bir alkışla sarsılacaksa o hakeme ne gerek var. Bu düdükten sonra topa vurma olayına gelirsek bu çok çok aşırı bir sinirin falan ifadesi değilse niye sarı kartla cezalandırılır anlamıyorum. Bu düdükten sonra vurulan bir top, hayatımda gördüğüm en güzel gollerden birini izlememi sağlamıştı. Vucinic'in sol taç çizgisine yakın yerden gelişine attığı golün ben benzerini görmedim. Vucinic düdük çaldıktan sonra yapmıştı bu vuruşu yani pozisyonun geçerli olmayacağını bilerek böyle rahat bir vuruş gelmişti.
Bu kurallar var tamam, peki hakem takdiri denilen şey nerede' Hakemlerimize ezbere bu olursa sarı, bu olursa kırmızı diye diretiyoruz. Adamın ayağını kıranları görmeyenler bir alkışa sarıyı çıkarıyor. Veya bu hafta hakem Leo Franco'ya çıkarmadı eleştiriliyor. Madem bu kurallar var Barcelona – Real Madrid maçında düdükten sonra Henry topa vurduğunda hakem niye dönüp arkasını gidiyor' Çünkü o maçta buna sarı kart çıkarsa, bu maçın tansiyonunu ayarlamak çok daha güçleşecektir. Dünyanın en iyi hakemleri böyle pozisyonlarda sarı kart vermezlerse değer kaybetmezler, sanmayalım ki bizim yükselen hakemlerimiz de sadece bu kuralları iyi uyguluyorlar diye yükselişteler.





















