Önce klasik sorularla başlayalım…
Kaybettiğimiz 5 maçı da kazanabilir miydik: Evet
Peki kazanmayı hak edecek kadar iyi oynadık mı?: Hayır
Savunmamız?: Mükemmeldi.
Hücum?: Hücum derken?
Gelecek için ümitlenmeli miyiz?: Ben ümitliyim.
Basketbolun en önemli özelliği kararlar oyunu olmasıdır. Oyuncu veya koçların alacağı her karar oyunun akışını değiştirir. Buna göre taktikler, stratejiler, tercihler baştan hesaplanır.
Yine de basketbolun temellerinde ve bugünkü evriminde (son turnuvada gördüğümüz üzere) bazı kurallar vardır kazanmanızı sağlayan.
Milli takımımız için bunları sırayla değerlendirelim:
OYUN KURUCU SAHADAKİ EN KISA ADAMA MI DENİR?
Şampiyonanın başında önemli bir spor yorumcumuz, “elimizde oyun kurucu olarak kullanabileceğimiz tam 5 oyuncumuz olduğundan” bahsediyordu! Kerem ve Ender’in yanında Hidayet ve Emir ve hatta Sinan da oyun kurucu olarak oynayabilirdi!
Ağzım açık kaldı okurken. Sanırım basketbolun içinden gelen bu yorumcumuz “oyun kurucu” kelimesinin anlamını bile merak etmiyor, oyun kurucuyu top getire(bile)n adam olarak görüyordu.
Oyun kurucu, çalışılmış hücum setlerinin sahada uygulayıcısı olan adamdır. Oyunun temposunu ihtiyaca göre hızlandırmakla veya yavaşlatmakla sorumlu olan adamdır.
İyi bir oyun kurucu ise, buna ilaveten, skor üreten veya asist yapan, gerektiğinde sorumluluk alan veya yaratıcılık gösteren oyuncudur.
“Veya”ların yerine “ve” koyduğunuz zaman karşınıza olağanüstü bir oyun kurucu çıkar. Hele bir de liderlik edebiliyor, arkadaşlarını uyarabiliyorsa ne ala.
Kerem geçen sene iyi bir oyun kurucuydu. Bu sene bambaşkaydı. Sadece fizik olarak değil mental olarak da. Oyuna liderlik edecek, karar verecek gücü yoktu. Hayattan çok büyük bir darbe yemiş gibiydi. Bu da takımın hücum setlerini kilitledi.
Fark ettiyseniz, oyun kurucu denilince hep Kerem’den bahsediyoruz. Çünkü, Ender çok iyi bir savunmacı ve çok iyi bir motivatör olsa da oyun kurma becerileri ezelden beri tartışmalı. İyi bir oyun kurucu gibi 2 hamle sonrasını değil, bir hamle sonrasını yaşıyor.
Bu ikiliden toplam 40 asist, 62 sayı kazanmışız.
İkinci tur maçlarının 5’i dikkate alındığında, yani kolay maçları çıkardığımızda, 20 asist, 38 sayı. Yani 3 kolay maçı çıkardığınızda durum daha da vahim.
Toplam asistimiz 96. Bir de rakiplere bakalım:
Bu turnuvada 2. tur grubuna yansıyan 5 maç (Litvanya, İspanya, Fransa, Almanya ve Sırbistan) ile geçtiğimiz yıl aynı seviyedeki 5 maçı (Rusya, Yunanistan, Fransa, Slovenya ve Sırbistan) karşılaştıracağız:
Son olarak ilginç bir bilgi verelim. Kerem, bu 5 karşılaşmada tek bir faul atışı bile kullanmamış. Bunun yorumu size ait.
SPORCUNUN ZEKİ VE ÇEVİK OLANI...
Hız her şey demek değildir. Kontrolsüz hız sizi felakete de götürebilir. Ancak basketbolda ayakları ve kafası hızlı çalışan oyunculara sahip olmanız şart. Özellikle 2 ve 3 numaralar için. Bizim takımda, Ömer ve Emir bu tanıma uyan yegane oyuncular.
Sayı bulmakta zorlanan bir takımda bu tip oyuncular, hızlı hücumlar veya içeri penetrelerle rakip savunmanın dengesini bozmak için şarttır oysa.
Ancak Orhun Ene, Emir’i, -ağır çekimle koşan- Hidayet’e tercih etmedi hiçbir karşılaşmada. Emir, Hido’dan tam 61 dakika (1,5 maç) daha az oynamış. Buna rağmen, sayı, asist, ribaund rakamları hemen hemen aynı.
Hido’nun liderik özelliklerine gelince. Maalesef o da geçen yılki performansı veremedi liderlik konusunda. Yanlış şut tercihleri, son saniyelerde yaptığı fauller. Emir ise oyun sıkıştığında sorumluluk alabildiğini gösterdi. Gelecek için umut veren konulardan biri buydu.
Yabancı bir yorumcunun Türkiye ile ilgili, “Enes ve Emir sahada olduğunda, Türk takımı daha atletik, daha dinamik ve daha agresif oluyor,” dediğini duydum. Doğru söze…
DEĞERLENDİRMENİN İKİNCİ KISMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ...
Kaybettiğimiz 5 maçı da kazanabilir miydik: Evet
Peki kazanmayı hak edecek kadar iyi oynadık mı?: Hayır
Savunmamız?: Mükemmeldi.
Hücum?: Hücum derken?
Gelecek için ümitlenmeli miyiz?: Ben ümitliyim.
Basketbolun en önemli özelliği kararlar oyunu olmasıdır. Oyuncu veya koçların alacağı her karar oyunun akışını değiştirir. Buna göre taktikler, stratejiler, tercihler baştan hesaplanır.
Yine de basketbolun temellerinde ve bugünkü evriminde (son turnuvada gördüğümüz üzere) bazı kurallar vardır kazanmanızı sağlayan.
Milli takımımız için bunları sırayla değerlendirelim:
OYUN KURUCU SAHADAKİ EN KISA ADAMA MI DENİR?
Şampiyonanın başında önemli bir spor yorumcumuz, “elimizde oyun kurucu olarak kullanabileceğimiz tam 5 oyuncumuz olduğundan” bahsediyordu! Kerem ve Ender’in yanında Hidayet ve Emir ve hatta Sinan da oyun kurucu olarak oynayabilirdi!
Ağzım açık kaldı okurken. Sanırım basketbolun içinden gelen bu yorumcumuz “oyun kurucu” kelimesinin anlamını bile merak etmiyor, oyun kurucuyu top getire(bile)n adam olarak görüyordu.
Oyun kurucu, çalışılmış hücum setlerinin sahada uygulayıcısı olan adamdır. Oyunun temposunu ihtiyaca göre hızlandırmakla veya yavaşlatmakla sorumlu olan adamdır.
İyi bir oyun kurucu ise, buna ilaveten, skor üreten veya asist yapan, gerektiğinde sorumluluk alan veya yaratıcılık gösteren oyuncudur.
“Veya”ların yerine “ve” koyduğunuz zaman karşınıza olağanüstü bir oyun kurucu çıkar. Hele bir de liderlik edebiliyor, arkadaşlarını uyarabiliyorsa ne ala.
Kerem geçen sene iyi bir oyun kurucuydu. Bu sene bambaşkaydı. Sadece fizik olarak değil mental olarak da. Oyuna liderlik edecek, karar verecek gücü yoktu. Hayattan çok büyük bir darbe yemiş gibiydi. Bu da takımın hücum setlerini kilitledi.
Fark ettiyseniz, oyun kurucu denilince hep Kerem’den bahsediyoruz. Çünkü, Ender çok iyi bir savunmacı ve çok iyi bir motivatör olsa da oyun kurma becerileri ezelden beri tartışmalı. İyi bir oyun kurucu gibi 2 hamle sonrasını değil, bir hamle sonrasını yaşıyor.
Bu ikiliden toplam 40 asist, 62 sayı kazanmışız.
İkinci tur maçlarının 5’i dikkate alındığında, yani kolay maçları çıkardığımızda, 20 asist, 38 sayı. Yani 3 kolay maçı çıkardığınızda durum daha da vahim.
Toplam asistimiz 96. Bir de rakiplere bakalım:
- Asist sayısında bize en yakın olan Fransa’da (100) 2 oyun kurucunun toplam sayısı 199. Üstelik Parker son karşılaşmada oynamadı.
- Sırbistan 138 asist yapmış. Teodosic – Markovic toplamı 77 asist, 115 sayı. Yani bizi ikiye katlamış.
- Litvanya 145 asist. Jasikevicius – Kalnietis ikilisi 69 asist, 169 sayı kaydetmiş.
- Görevlerin ve pozisyonların daha yakın olduğu ve esnek oyunculardan kurulu İspanya ve Rusya (ikisinin de lider gelmesi bir anlam ifade ediyor mu ki?) asist sayıları sırasıyla 157 ve 137.
Bu turnuvada 2. tur grubuna yansıyan 5 maç (Litvanya, İspanya, Fransa, Almanya ve Sırbistan) ile geçtiğimiz yıl aynı seviyedeki 5 maçı (Rusya, Yunanistan, Fransa, Slovenya ve Sırbistan) karşılaştıracağız:
Son olarak ilginç bir bilgi verelim. Kerem, bu 5 karşılaşmada tek bir faul atışı bile kullanmamış. Bunun yorumu size ait.
SPORCUNUN ZEKİ VE ÇEVİK OLANI...
Hız her şey demek değildir. Kontrolsüz hız sizi felakete de götürebilir. Ancak basketbolda ayakları ve kafası hızlı çalışan oyunculara sahip olmanız şart. Özellikle 2 ve 3 numaralar için. Bizim takımda, Ömer ve Emir bu tanıma uyan yegane oyuncular.
Sayı bulmakta zorlanan bir takımda bu tip oyuncular, hızlı hücumlar veya içeri penetrelerle rakip savunmanın dengesini bozmak için şarttır oysa.
Ancak Orhun Ene, Emir’i, -ağır çekimle koşan- Hidayet’e tercih etmedi hiçbir karşılaşmada. Emir, Hido’dan tam 61 dakika (1,5 maç) daha az oynamış. Buna rağmen, sayı, asist, ribaund rakamları hemen hemen aynı.
Hido’nun liderik özelliklerine gelince. Maalesef o da geçen yılki performansı veremedi liderlik konusunda. Yanlış şut tercihleri, son saniyelerde yaptığı fauller. Emir ise oyun sıkıştığında sorumluluk alabildiğini gösterdi. Gelecek için umut veren konulardan biri buydu.
Yabancı bir yorumcunun Türkiye ile ilgili, “Enes ve Emir sahada olduğunda, Türk takımı daha atletik, daha dinamik ve daha agresif oluyor,” dediğini duydum. Doğru söze…
DEĞERLENDİRMENİN İKİNCİ KISMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ...





















