Esat DERGİ
esatd@sporx.com
Futbol sadece kağıt üstünde kalmış olsaydı bugün neler olurdu neler. En basitinden Manchester City o kurduğu takım ile uzaya gidip gelirdi, iyi futbol oynardı. Ya da halen daha oturamayan Real Madrid sezon öncesindeki hazırlık maçlarının çoğunda ve ligin ilk döneminde "berbat" oynamazdı. Futbol dünyasında bitmek bilmeyen bir tartışma var; oyuna ve başarıya hocanın katkısı / etkisi ne kadar? Benden bir cevap, olağanca çok.
Menajerlik oyununda yapılmazdı
Çok değil bundan bir hafta önce Kayserispor Fenerbahçe'yi 2-0 yenerken belki de bir 50 yıl daha göremeyeceğimiz bir facia yaşandı. Hiç başka türlü açıklamaya gerek yok. Yobo'nun ikinci yarının ortasında sakatlanışı, Fenerbahçe yedek kulübesinde yedek bir stoper olmaması ve ardından yaşananlar. Herhangi sıradan bir lise öğrencisi menajerlik oyunu Football Manager oynarken bile bu hatayı yapmaz. 2010'un Fenerbahçe'sinde Aykut Kocaman'ın bu hatasından sonra diyeceklerini özellikle bekledim ama her konuda erdemli olduğunu düşündüğüm Kocaman'ın hatayı kabul etmesi yerine "Sakınan göze çöp batar" açıklaması hatadan da öte büyük bir talihsizlik ve yapılan acemiliğin etkisini doruklara çıkarttı. Bazı şeyler teknik tercihtir, bazı şeyler ise teknik hata. Teknik tercihleri her zaman gerektiğinde "yorumlamayarak" bile saygı duyuyoruz ama teknik hatalar başka bir durum.
Golün geleceğini herkes "biliyordu"
Ve böyle bir haftadan sonra Fenerbahçe gemisinin arkasına "rüzgar" alabileceği bir maça çıktı. Kaçanlar, girenler, olanlar, bitenler bir yana. Sonuçta Fenerbahçe salı günü bekarlığa veda edecek olan Volkan Demirel'in (Allah mesut etsin) bir anlık klasik dikkatsizliği ile iki puan kaybetti. Ve bunu hafta içi "maça ilgisiz" diye duyurulan ama 50 binin üstünde sayı ile stadı dolduran binler ile birlikte, Aykut Kocaman da izledi. 1-0 önde olan bir takım ikinci yarıya psikolojik fren yaparak başlayabilir, bu normal. Normal olarak kabul edilmeyen bu bölümün 15 dakika sürmemesi ve yaklaşık 80. dakikaya kadar devam etmesi. Bunu Fenerbahçe yedek kulübesi nasıl, ne düşünerek sadece "izledi" çok merak ediyorum.
Aşçı - Mutfak & Hoca - Kulübe
Aşçı nasıl maharetini mutfakta gösteriyorsa, teknik direktör de yeteneğini kulübede gösterir. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nın ısrarla gol yemeye çalıştığı 40 dakikalık bölümde bir kere bir oyuncusuna bağırdığını duymadım. Oyuncular kenardan etkilenmedi ve bir bakıma yaptıklarını doğru zannederek devam ettiler. Kulübede eğer bir teknik adam "maç böyle bitse de gitsek" havasındaysa zaten sinir ve sürekliklik yönünden çok kırılgan olan Fenerbahçe takımının temposunu koruma şansı yok.
Bu teknik tercih değil, yetersizliğin getirdiği ve farkedilemeyen teknik hatadır.
Miroslav Stoch kimdir?
Bu maçtan sonra açık açık Aykut Kocaman'ın Miroslav Stoch'u yeterince tanımadığı konusunda şüpheler uyandı içimde. Stoch gerek milli takımda, gerek Twente'de futbol anlamında nirvanaya ulaştığı zamanlar rakibin açıldığı ve sallantı defanslara karşı olmuştur. Herhalde herhangi bir büyük maçta bu sene Stoch için daha uygun bir zemin, şartlar oluşmaz. Issiar Dia'nın oyundaki diri tavrı mı Kocaman'ı buna itti, anlamak güç.
Topun arkasına saklanan ve biraz da pozisyon şansına 15 dakika değil 40 dakika güvenmeyi düşünenen Fenerbahçe'ye yapılan müdahale ise Alex - Baroni değişikliği ile oldu. Sahada futbolcu olsam neler düşünürdüm, neler. Maçı sen kazanacaksın, kendi evindesin, rakip en zayıf anında defansını öne çıkarmış ve sen bu maçta tutamadığın oyuna, tutma adına bir savunma oyuncusu daha alıyorsun.
Ve daha önceki yazılarımda tekrarladığım gibi bu takımın fizik gücü maçtan maça artması gerekirken, sürekli alarm veriyor ki Kayserispor maçında biraz da yaşanan buydu. Kayserisporlu futbolcular 60'tan sonra bir bakıma ciğer şov yapmışlardı.
Fenerbahçe fiziki açıdan "ne kadar" profesyonel ellerde ve bu şekilde çalıştırılıyor bunu yine soruyorum.
Muhasebeye devam
Aykut Kocaman için yaptığım bu eleştiri diğer eleştirilerden ayrılmalı. Bu kesinlikle "gitsin, gelsin, gönderilsin" eleştirisi değil, bu teknik yeterliliğini gözden geçirerek maçlara yeterince kuvvetli ve hazır çıkmıyor eleştirisi. Aykut Kocaman bir şeyler yapmaya çalıştığında ve oyunun "basit doğruları" tarafında olduğunda zaten bunu yazıp, desteklemiştik. Bu üst üste iki maçın kadersel anlamda etkisinde "hoca" faktörünün yüzde 80'lere yaklaşmasından sonra oluşan ve görülen bir eleştiri. Aylardır sonuçlardan önce bir şeyleri muhasebesini yaptık ve aynı şekilde sonuçlar geldikçe buna devam ediyoruz. Buradaki "sonuçlar" kısmı "skorlar" ile karıştırılmasın, oluşan durumlardır, sonuçlar. Ve üç vakte kadar "ego" başlığı altında da bir şeyler inceleyebiliriz, şimdilik Kocaman'ın yöntemini izlememiz gerekiyor.
Evet Fenerbahçe'de durum şu an bu, belki sarı-lacivertli camia öz çocuğu Aykut Kocaman'ı kazanacak ama bu dilimde burası futbol kulübü değil, bazen dershane olacak. Fenerbahçe'nin başına Arthur Zico geldiğinde yanılmıyorsam Gürcan ağabey (Bilgiç) onun için "Stajyer hoca" deyimini kullanmıştı. Buradan sevgili Gürcan ağabeye sesleniyorum, o deyimi bugün kullanmalı mıyız? Bence evet, bütün şartlarıyla çok kuvvetli sinirler gerektiren bir kulüp olan Fenerbahçe'de bu çalışma ortamında Aykut Kocaman şu an teknik adamlık olarak "stajyerlik" pozisyonunda. Görülen ve saklanmaması gereken budur.
Çünkü yaşanabilecekler, "bu bir televizyon şakası olmalı, kamera nerede" diyecek kadar teknik muhasebeler yapmamıza itecek gibi gözüküyor. Bakalım futbolda tercihlerde "edebiyatı, duygusallığı" ne zaman bırakacağız...
Kim bilir...
1980 esintisi...
Yazıyı Fenerbahçe'de Maraton tribününde takım sahaya geldiği an açılan uzun mu uzun, rengi ve biçimiyle 80'lerin tribünlerini andıran anlamlı pankart ile kapatalım; "Biz çekmeye razıyız cefalarını, sen yeter ki şampiyon ol al canımızı... / GFB"
Sevgiler,
Takip edin
http://twitter.com/esatdergi
esatd@sporx.com
Futbol sadece kağıt üstünde kalmış olsaydı bugün neler olurdu neler. En basitinden Manchester City o kurduğu takım ile uzaya gidip gelirdi, iyi futbol oynardı. Ya da halen daha oturamayan Real Madrid sezon öncesindeki hazırlık maçlarının çoğunda ve ligin ilk döneminde "berbat" oynamazdı. Futbol dünyasında bitmek bilmeyen bir tartışma var; oyuna ve başarıya hocanın katkısı / etkisi ne kadar? Benden bir cevap, olağanca çok.
Menajerlik oyununda yapılmazdı
Çok değil bundan bir hafta önce Kayserispor Fenerbahçe'yi 2-0 yenerken belki de bir 50 yıl daha göremeyeceğimiz bir facia yaşandı. Hiç başka türlü açıklamaya gerek yok. Yobo'nun ikinci yarının ortasında sakatlanışı, Fenerbahçe yedek kulübesinde yedek bir stoper olmaması ve ardından yaşananlar. Herhangi sıradan bir lise öğrencisi menajerlik oyunu Football Manager oynarken bile bu hatayı yapmaz. 2010'un Fenerbahçe'sinde Aykut Kocaman'ın bu hatasından sonra diyeceklerini özellikle bekledim ama her konuda erdemli olduğunu düşündüğüm Kocaman'ın hatayı kabul etmesi yerine "Sakınan göze çöp batar" açıklaması hatadan da öte büyük bir talihsizlik ve yapılan acemiliğin etkisini doruklara çıkarttı. Bazı şeyler teknik tercihtir, bazı şeyler ise teknik hata. Teknik tercihleri her zaman gerektiğinde "yorumlamayarak" bile saygı duyuyoruz ama teknik hatalar başka bir durum.
Golün geleceğini herkes "biliyordu"
Ve böyle bir haftadan sonra Fenerbahçe gemisinin arkasına "rüzgar" alabileceği bir maça çıktı. Kaçanlar, girenler, olanlar, bitenler bir yana. Sonuçta Fenerbahçe salı günü bekarlığa veda edecek olan Volkan Demirel'in (Allah mesut etsin) bir anlık klasik dikkatsizliği ile iki puan kaybetti. Ve bunu hafta içi "maça ilgisiz" diye duyurulan ama 50 binin üstünde sayı ile stadı dolduran binler ile birlikte, Aykut Kocaman da izledi. 1-0 önde olan bir takım ikinci yarıya psikolojik fren yaparak başlayabilir, bu normal. Normal olarak kabul edilmeyen bu bölümün 15 dakika sürmemesi ve yaklaşık 80. dakikaya kadar devam etmesi. Bunu Fenerbahçe yedek kulübesi nasıl, ne düşünerek sadece "izledi" çok merak ediyorum.
Aşçı - Mutfak & Hoca - Kulübe
Aşçı nasıl maharetini mutfakta gösteriyorsa, teknik direktör de yeteneğini kulübede gösterir. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nın ısrarla gol yemeye çalıştığı 40 dakikalık bölümde bir kere bir oyuncusuna bağırdığını duymadım. Oyuncular kenardan etkilenmedi ve bir bakıma yaptıklarını doğru zannederek devam ettiler. Kulübede eğer bir teknik adam "maç böyle bitse de gitsek" havasındaysa zaten sinir ve sürekliklik yönünden çok kırılgan olan Fenerbahçe takımının temposunu koruma şansı yok.
Bu teknik tercih değil, yetersizliğin getirdiği ve farkedilemeyen teknik hatadır.
Miroslav Stoch kimdir?
Bu maçtan sonra açık açık Aykut Kocaman'ın Miroslav Stoch'u yeterince tanımadığı konusunda şüpheler uyandı içimde. Stoch gerek milli takımda, gerek Twente'de futbol anlamında nirvanaya ulaştığı zamanlar rakibin açıldığı ve sallantı defanslara karşı olmuştur. Herhalde herhangi bir büyük maçta bu sene Stoch için daha uygun bir zemin, şartlar oluşmaz. Issiar Dia'nın oyundaki diri tavrı mı Kocaman'ı buna itti, anlamak güç.
Topun arkasına saklanan ve biraz da pozisyon şansına 15 dakika değil 40 dakika güvenmeyi düşünenen Fenerbahçe'ye yapılan müdahale ise Alex - Baroni değişikliği ile oldu. Sahada futbolcu olsam neler düşünürdüm, neler. Maçı sen kazanacaksın, kendi evindesin, rakip en zayıf anında defansını öne çıkarmış ve sen bu maçta tutamadığın oyuna, tutma adına bir savunma oyuncusu daha alıyorsun.
Ve daha önceki yazılarımda tekrarladığım gibi bu takımın fizik gücü maçtan maça artması gerekirken, sürekli alarm veriyor ki Kayserispor maçında biraz da yaşanan buydu. Kayserisporlu futbolcular 60'tan sonra bir bakıma ciğer şov yapmışlardı.
Fenerbahçe fiziki açıdan "ne kadar" profesyonel ellerde ve bu şekilde çalıştırılıyor bunu yine soruyorum.
Muhasebeye devam
Aykut Kocaman için yaptığım bu eleştiri diğer eleştirilerden ayrılmalı. Bu kesinlikle "gitsin, gelsin, gönderilsin" eleştirisi değil, bu teknik yeterliliğini gözden geçirerek maçlara yeterince kuvvetli ve hazır çıkmıyor eleştirisi. Aykut Kocaman bir şeyler yapmaya çalıştığında ve oyunun "basit doğruları" tarafında olduğunda zaten bunu yazıp, desteklemiştik. Bu üst üste iki maçın kadersel anlamda etkisinde "hoca" faktörünün yüzde 80'lere yaklaşmasından sonra oluşan ve görülen bir eleştiri. Aylardır sonuçlardan önce bir şeyleri muhasebesini yaptık ve aynı şekilde sonuçlar geldikçe buna devam ediyoruz. Buradaki "sonuçlar" kısmı "skorlar" ile karıştırılmasın, oluşan durumlardır, sonuçlar. Ve üç vakte kadar "ego" başlığı altında da bir şeyler inceleyebiliriz, şimdilik Kocaman'ın yöntemini izlememiz gerekiyor.
Evet Fenerbahçe'de durum şu an bu, belki sarı-lacivertli camia öz çocuğu Aykut Kocaman'ı kazanacak ama bu dilimde burası futbol kulübü değil, bazen dershane olacak. Fenerbahçe'nin başına Arthur Zico geldiğinde yanılmıyorsam Gürcan ağabey (Bilgiç) onun için "Stajyer hoca" deyimini kullanmıştı. Buradan sevgili Gürcan ağabeye sesleniyorum, o deyimi bugün kullanmalı mıyız? Bence evet, bütün şartlarıyla çok kuvvetli sinirler gerektiren bir kulüp olan Fenerbahçe'de bu çalışma ortamında Aykut Kocaman şu an teknik adamlık olarak "stajyerlik" pozisyonunda. Görülen ve saklanmaması gereken budur.
Çünkü yaşanabilecekler, "bu bir televizyon şakası olmalı, kamera nerede" diyecek kadar teknik muhasebeler yapmamıza itecek gibi gözüküyor. Bakalım futbolda tercihlerde "edebiyatı, duygusallığı" ne zaman bırakacağız...
Kim bilir...
1980 esintisi...
Yazıyı Fenerbahçe'de Maraton tribününde takım sahaya geldiği an açılan uzun mu uzun, rengi ve biçimiyle 80'lerin tribünlerini andıran anlamlı pankart ile kapatalım; "Biz çekmeye razıyız cefalarını, sen yeter ki şampiyon ol al canımızı... / GFB"
Sevgiler,
Takip edin
http://twitter.com/esatdergi









Fenerbahçe


