2 Temmuz günü kaleme aldığım son yazımı “Bu dünyada tek spor NBA değil. Hele bizler için NBA futboldan çok sonra geliyor” diye bitirirken, 1 gün sonra futbolumuzun da helvasını yiyeceğimizi hiç mi hiç düşünmemiştim. Ne kadar şom ağızlıymışım. Basketbol yok zaten, futbol deseniz fena soğudum Spor Toto Süper Lig’den. Öyle bir yaz ki gerçekten kabus gibi.
NBA’de yaprak kıpırdamıyor. Tarafların toplandıkları yok. NFL’deki lokavt sona erdi ve sezonun tamamı oynanacak. Oradaki sorun takımların zarar etmesi değildi zaten. Takımların beklenenden az kar etmesiydi. Nitekim NFL’in ABD’deki ekonomik ve sosyal değeri göz önünde bulunduruldu ve iki tarafın da bu işi daha fazla yokuşa sürmek istemeyip gerçekten anlaşmak istemeleri sonucunda büyük kriz atlatıldı. NBA’de ise durum çok kötü. Daha önce yazdığım gibi takımlar zarardalar ve aradaki uçurum çok fazla. Lokavta gidildiği için, lokavt öncesi konuşulan toplantılarda yapılan pazarlıkların da geçerliliği kalmadı. Bundan sonra toplanılacağı zaman sıfırdan başlanacak. Su an iki taraf da çok uzak birbirine. Hatta bariz bir ağız dalaşı halini aldı. Gene de önlerinde zaman var. ABD medyasında bir kısım analist sezon öncesi hazırlık maçları yaklaştıkça görüşmelerin tekrar başlayabileceğini söylüyor. Lokavt olmasaydı da şimdi basketbol olmayacaktı zaten. Hele bir Kasım gelsin oyuncular her sezon aldıkları paraların tek bir kuruşunu bile alamamaya başlayınca su anki dayanışmalarında bir zayıflama yaşanacaktır anlayışı var. Aynı şey takım sahipleri için de geçerli deniyor. Ama benim hala umudum yok. Lokavt başlarken yazdığım gibi “bu sezon NBA yok” modunda olmak en iyisi. Biz kendimizi en kötüye hazırlayalım, anlaşırlarsa seviniriz.
KOBE NE YAPACAK?
Malumunuz yıldız oyuncuların denizaşırı liglerde oynayabilme haberleri son 1-1.5 aydır ilgiyle takip ediliyor. Derron Williams haricinde herhangi bir kalburüstü yıldızın imza attığını henüz duymadık. Normal aslında, zira Avrupa liglerinin başlamasına daha var. Oyuncular su an acele karar vermek istemiyorlar. Her ne kadar Oyuncular Sendikası başkanı Billy Hunter oyunculara ABD dışındaki ülkelerde oynamalarını öğütlese de, oyuncular, belki lokavt konusunda iki taraf da önümüzdeki 2 ay içinde somut adımlar atabilir diye temkinli davranıyorlar. Billy Hunter’in derdi başka tabii. Yıldız oyuncuların dışarıda oynamaya başlamalarıyla NBA yönetimi ve takım sahiplerine “bakin yıldız oyuncular bile tüm NBA sezonunu oynamayıp yurtdışında sakatlanma pahasına oynamayı göze aldılar” diye gözdağı verecek.
Yıldız oyuncuların bir kısmı su sıralar kendi aralarında gazozuna turnuvalar düzenliyorlar. Televizyonlarda görmemiz zor o turnuvaları. Arada bir sitelere düşüyor kim kaç sayı atmış şeklinde. Bir kısım oyuncu da “hazır basketbol yok, bari yarım kalmış üniversite eğitimime devam edeyim, 1-2 sömestiri veya birkaç krediyi aradan çıkarayım” diyerek yaz okullarından birkaç ders aldılar. Avrupa Şampiyonası’nda oynayacak oyuncularsa zaten Milli Takım’larındalar.
Geçen 1 ay içinde en çok konuşulan oyuncu elbette Kobe oldu. ABD medyasına göre Kobe’nin ABD dışında oynaması çok büyük risk. Bu yazıyı kaleme aldığım 23 Ağustos tarihinde 33 yaşını bitirdi. Dolayısıyla yurtdışında oynarken sakatlanırsa bu yaştan sonra NBA’deki kariyerini tehlikeye atabilir. Bu doğru bir saptama. Ayrıca yurtdışında oynaması Kobe’nin NBA’deki büyüklüğüne yakışmayacak, ABD’deki efsane statüsünü zedeleyecek bir hamle olurmuş. Bunu söyleyen çok insan var ama bana çok anlamsız bir neden olarak geliyor. Gerçi ABD medyası ve dolayısıyla ABD halkı sporun uluslararası boyutuyla Olimpiyatlar haricinde pek ilgilenmez. Dünya sadece ülkelerinden ibaret olduğu için “yurtdışında oynamak da ne demek” şeklinde bir yaklaşımda bulunmaları doğal.
Bence Kobe yurtdışında muhakkak oynamalı. Çünkü o işin sakatlık kısmını umursayan bir oyuncu hiçbir zaman olmadı. Su ana kadar hiçbir takımla anlaşmamış olmasının nedeni lokavt konusunda temkinli davranması, bir de İtalya’dan gelebilecek teklifleri beklemesi. Önümüzdeki birkaç hafta içinde Kobe’nin Avrupa’da bir takımla anlaşacağını düşünüyorum. “En iyi antrenman gerçek maç oynamaktır” felsefesine sahip olduğu için sağda solda gazozuna maç yapıp paslanmayı göze alacak bir oyuncu değil. Biz nasıl çimleri ve meşin topu gördük mü dünyayı unutuyorsak o da basketbol oynamayı, gerçekten rekabet etmeyi çok fazla seviyor. Koskoca bir sezonu boş geçirecek bir adam değil.
Ayrıca Kobe diğerlerinden birkaç adım ötesini düşünmüştür her zaman. 2012 Olimpiyatları’nda ABD takımında oynama konusunda resmi olarak “Varım” diyen tek yıldız. Yaşını başını göze alan adam bunu tak diye söylemez. Koskoca yılı poposunun üstünde geçirecek diğer oyuncular Olimpiyatlar’a kadar paslanmış olacakları için mirin kırın edeceklerdir. Bir sene sonra o takımda oynayacak oyuncuların bu sezonu boş geçirmemeleri şart. ABD medyasının gerçek anlamda kale aldığı tek uluslararası organizasyon var, o da Olimpiyat Oyunları. Kobe’nin 2012 Olimpiyatlarını düşünerek hareket edeceğini ve Avrupa’da bir takımda oynayacağını düşünüyorum. Çünkü altın madalyayı almak o kadar kolay olmayacak. Avrupa’da oynaması FIBA basketbolunun oyun içi dinamiklerini, oyun şablonunu ilk elden görüp pratik etmesi açısından bulunmaz bir fırsat olacak. Koskoca Kobe’nin buna ihtiyacı yok gibi düşünseniz de, işini o derece ciddiye aldığı için bu fırsatı kaçırmayacağını düşünüyorum. Avrupa’da oynaması, 2012’de altın madalyayı hedefleyen Kobe için önemli.
Peki, Avrupa’da hangi ülke? Bundan 5-6 sene önce Kobe’nin Avrupa turnelerinden birinde “Çocukluğumun bir kısmı İtalya’da geçtiği için ileride İtalya’ya geri dönüp bir sene de olsa oynamayı çok istiyorum, hatta basketbolu orada bırakabilirim bile” dediğini hatırlıyorum. Tabi bunu “yarım elma gönül alma” hesabı söylemişti. Ciddiye de almadık o zaman. Ama lokavt başladığında içimden “Kobe’nin İtalya’da oynaması için aradığı fırsat karşısına çıktı iste” düşündüm. Nedense geçen 1,5 ayda İtalya takımlarından ses seda çıkmadı. 1-2 hafta önce Milano’dan bir teklif var diye söylenmişti ama arkası henüz gelmedi. İtalyanlara hayret ediyorum. Su zamana kadar çoktan kapatmaları veya birbirleriyle yarışmaları gerekirdi Kobe’yi almak için. Fakat çok sessizler. Beşiktaş’ın Kobe için sarf ettiği çabanın yarısını gösterseler Kobe İtalya’ya gözü kapalı gider.
Gelelim Beşiktaş alternatifine. Madem gönlündeki ülke İtalya’dan bu konuda somut bir adım yok, bence Beşiktaş alternatifi Kobe için çok büyük bir şans ve sadece Kobe için değil, Lakers için de muhteşem bir fırsat. En önemli nedeni Derron Williams. Lakers’in oyun kurucu rotasyonunun ne derece etkisiz olduğunu ve takımın yumuşak karnı olduğunu biliyoruz. Kobe’nin Derron Williams’la aynı formayı terletecek olması demek, birlikte oynayacakları zamanda kaynaşmaları ve 2012 yazında serbest kalacak Derron Williams’ı Lakers’a gelmesi için çaktırmadan ikna edebilecek olması demek. Takım yöneticilerinin oyunculara sokak ortasında selam vermelerinin bile yasak olduğu lokavt süresince Kobe, Lakers’in geleceği için dolaylı yoldan transfer çalışması yapacak Derron Williams’a Lakers fikrini satmak için. Hele tüm NBA sezonu gerçekten oynanmazsa, Kobe’yle 5-6 ay beraber oynama zevkini tatmış, ondan çok şey öğrenmiş bir Derron başka bir takıma gitmeyi istemez diye düşünüyorum. Tabi bu senaryonun olması gene zor zira yeni Toplu iş Sözleşmesi’nde oyunculara verilecek ücret limiti aşağı çekileceği için, su an bile bordrosu hayli yüklü Lakers’in 2012 yazında Derron Williams’a o parayı vermesi zor olacaktır. Bunun için bordroyu hafifletmeleri gerekecek ama o ayrı bir konu. Bence Kobe’nin Beşiktaş alternatifini ciddiye almasının, hatta Beşiktaş yönetimiyle görüşmesinin en önemli nedeni Derron Williams’tır. Kalan 3 yılda 83 milyon doları cebine indirecek Kobe, aylık 700 bin dolar veya bir milyon dolar gibi ücretlere o kadar tamah etmez işin ucunda Derron Williams’la oynamak varken. Ama Beşiktaş’ın veya sponsorlarının gerekirse aylık bir milyon doları gözden çıkarmaları da bence prensip gereği şart. Yuvarlak bir rakam vermeleri lazım. Aylık 1 milyon da bu işin asgarisidir. Kobe’yle Kevin Durant’i aynı kefeye koymamalarını ise doğru buluyorum. Beşiktaş yöneticileri Kobe’yle konuşurken Derron Williams ve Lakers faktörünü ne derece vurguluyorlar emin değilim.
FUTBOLDA PLAY-OFF!
Ben futbol yazarı değilim. Ortalıkta futbol yazarı o kadar fazla ki, futbolu yazmak bana düşmez. Ama madem bir kösem var, birkaç kelam da kafamdaki play-off sistemiyle alakalı etmek istiyorum çünkü bu konuda biraz kafa yoruyorum kendi çapımda. 3 Temmuz’dan beri arkadaş sohbetlerimde düşündüğüm tek şey var: bizim ülkemizde 4 büyükleri kimse şike ve teşvikten dolayı düşürmeye cesaret edemez. Mahkeme biter hukuk sistemimiz şüphelileri suçlu bile bulsa, hatta tüm şüpheliler itiraf bile etse, bu 4 takım düşürülmez.
Açıkçası 52 yılı geride bırakmış ligimizde şikesiz teşviksiz tek bir sezonun olmadığını düşünenlerdenim. Aşağı yukarı 10 yaşımda başladım futbolu adam gibi izlemeye, yani bu 52 yılın 26 senesinde enikonu iyi bir izleyici ve taraftar oldum. Bu söylentiler hep vardı. Sohbetlerde sezon sonları yaklaşırken “simdi bavul ticareti” başlar diye lâkırdı edildiğini 7’den 70’e herkes bilir. Ama topu gördük mü hep bu söylentileri kamuoyu olarak sallamamaya başladığımız için “bu böyle gitmiş bundan sonra da böyle gider herhalde” deyip durduk. Durmadık mı? 9 Eylül’de meşin topu çimlerde göreceğimiz zaman tüm yaz yaşananları o kadar umursayacağımızı da sanmıyorum (Beni gerçekten kahredecek tek husus Milli Takım hakkında FIFA’nın alabileceği bir karar olur. Ay-Yıldızlı formamız ceza alırsa oturur hüngür hüngür ağlarım işte.) Yurdumda mevzu bahis meşin topu çimlerde görmekse gerisi teferruattır. Lakin bu kabak günün birinde birinin başına patlayacaktı. O gün bugün mü açıkçası emin değilim. Fakat hâlihazırdaki soruşturmanın gözleri korkutmasına rağmen pratik zekâlı yurdum yöneticileri (şüpheli takımlar olarak konuşmuyorum, sözüm genele) belki birkaç sezon şikeye teşvike bulaşmayacak olsalar da, sistemin yumuşak karnını illa bulurlar ve bu lig sisteminde şike teşvik olayı yine devam eder. Çünkü 10 senesini yurtdışında birçok memleketten insanla geçirmiş birisi olarak diyebilirim ki pratik zekâsı en kuvvetli olan insan Türk insanidir. Benim yöneticim işini bilir. 52 yıldır bildiği gibi. Biz de koyun gibi izleriz ligimizi. 52 yıldır izlediğimiz gibi.
Bunca zaman futbol yazmamama rağmen bunları yazmamın nedeni de 3 Temmuz’dan beri arkadaş sohbetlerinde savunduğum fikir: play-off sistemi. Ama bugün öne sürüldüğü şablonda değil. Bugün öne sürülen şablon alelacele karar verilmiş ve altyapısı oturtulmadan uygulanacak, ayrıca gündemi saptırmaya yönelik bir sistem.
Son yıllarda Belçika, İskoçya, Galler, İrlanda, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi ligleri play-off sistemine geçtiler. Elbette bunlar kalburüstü ligler değil. Belki bu liglerin play-off sistemine geçme nedenleri şike olayları da değil ama ligimizin izlenilebilirliğini artırmak ve orta sıradaki takımları şike töhmeti altında bırakmamak için iyi bir play-off sistemi şart. Ama bu sistemin enine boyuna tartışıp 2012-2013 sezonunda uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.
Orta sıradaki takımlar dememin nedeni su. Açıkçası bu şike teşvik olayında bugün üst sıradaki takımların isimleri geçse de, küme düşme potası civarında bu işlerin daha fazla yapıldığına inanıyorum. Çünkü o takımlar o kadar göz önünde olmadılar hiçbir zaman. Ama olay sadece şampiyonluk yarısından ibaret değil. Çift taraflı bir sistem şart. Bugün o kadar insan soruşturmaya alınıp Metris’e kapatıldı diye takımların bundan sonra ayaklarını denk alacakları varsayılsa da, bundan sonra kamuoyu gözünde lig sonlarına doğru tüm maçlarda töhmet aranacak. Yayıncı kuruluş bile Pazartesi akşamları “Töhmet kösesi” programı yapıp “simdi haftanın maçlarında töhmet potansiyeli olan kırılma anlarını masaya yatırıyoruz” diyebilir. Bu işin şaka kısmı da olsa acı ama gerçek. Su saatten sonra son 3-4 haftaya orta sıralarda giren takımlardan biri olsam (yani küme düşmeyeceğim belli, Avrupa iddiam da kalmamış) son haftalarda ne şampiyonluk mücadelesi veren takımlara, ne de küme düşmemeye oynayan takımlara karşı oynamak isterim. Çünkü o takımlara karşı çok iyi oynayıp puan alırsam kamuoyu bana “vay teşvik almış” gözüyle bakacak, rakip takım kazanmaya daha çok ihtiyacı olduğu için benden daha arzulu oynayıp yenerse o zaman maçı satmış olacağım. Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal durumu yani. O yüzden play-off sisteminde orta sıradaki takımların devreden çıkması lazım.
Kafamdaki sistem şu:
1- 2012-2013 sezonu 16 takımla çift devre usulü oynanır.
2- 30 maçın sonunda ligi 16. sırada bitiren küme düşer.
3- 30 maçın sonunda en tepedeki 5 takım kendi arasında çift devre usulü play-off oynar. Play-offlara 30 maçın sonunda aldıkları puanla başlarlar. Şampiyon ve UEFA’ya gidecek (Ziraat kupası haricindeki) takımlar bu yolla belirlenir.
4- 30 maçın sonunda ligi 11-15. sıra arasında bitiren 5 takım kendi arasında çift devre usulü play-off oynar. Play-offlara 30 maçın sonunda aldıkları puanla başlarlar. Küme düşecek iki takım bu yolla belirlenir.
“Şu an 18 takım var, 2012-2013 sezonu 16 takımla nasıl oynanacak peki?” sorusu kafalarda belirmiştir. Bu sezon play-offsuz bildiğimiz sistemde oynanır. Yine 3 takım 34 maç sonunda küme düşer. 34 maç sonunda 12. bitiren 15.yle, 13. bitiren 14.yle eleme usulü oynar ve iki takım da bu şekilde düşebilir. Tabi bu fikirde Federasyon’un geçen sezonla ilgili şike yaptıkları öne sürülen takımların hiçbirine ceza vermeyeceği varsayımı hakim. Eğer olur da bu takımlardan bir veya birkaçı küme düşürülürse o zaman 16 takım sayısına ulaşacak bir formül bulunabilir.
Öne sürdüğüm sistemle ligdeki 10 takım toplam 38 maç yapmış olacak. 38 çok fazla bir rakam değil. Kalburüstü birkaç ligde zaten 20 takım 38 maç yapıyor. Ligler Ağustos’un son hafta sonunda başlasa bile hafta arasi oynanabilecek maçlarla 38 maçlık takvim çok da güzel yapılır. Ayrıca devre arası gereğinden fazla uzun bizim ligimizde. Devre arasını da 10 gün kısaltabildiler. Hem yıllardır “Takımlarımız 3-4 günde bir maç yapmaya alışmalı” deyip duruyoruz. Bu takvimle takımlarımızdaki oyuncular kondisyonlarını da geliştirebilirler. Avrupa maçlarında daha diri bir oyun ortaya koyabilirler, yorgunluk bahane olmaz.
Böylece orta sıradaki takımlar son haftalarda töhmet altında kalmazlar, üsttekiler de alttakiler de daha adil bir şekilde belirlenir, “bavul ticareti” minimuma iner, dahası biz taraftarlar potansiyel olarak çok daha fazla derbi izlemiş oluruz, yayıncı kuruluşun kasası dolar, kulüpler daha fazla stadyum geliri elde ederler. Zamanında ligimizin sponsoru Turkcell’ken “Turkcell Süper Lig hiç bitmesin” deyip duruyorduk. Bence play-offla ilgili bu önerim kulağa hiç de fena gelmiyor. Mükemmel elbette değil.
Şu an öne sürüldüğü şekliyle play-off sistemiyse çok eksik ve yapıcı olmaktan uzak. En azından bir çabadır ama zamanı yanlış. Bu işler öyle ha deyince olmaz. Bu tarz bir sistem değişikliği oturulup iyice masaya yatırılmalı, fikir teatileri yapılmalı. Kulüpler belli bir maç sayısını hesap edip ona göre kombine sattılar su ana kadar. 3 hafta sonra başlayacak lig için bu karar çok acele ve amacına uygun değil. Ayrıca almaları gereken başka kararlar varken kamuoyunun dikkatini başka yere çekmeye çalışıyorlar. Ha uygulamaya konursa paşa paşa koyun gibi izleriz. Meşin topu ve tuttuğumuz takımın formasını çimlerde gördüğümüzde yine kendi dünyamıza dalacağız. Olur da UEFA ve/veya FIFA ceza falan verirse de güzel güzel protesto e-mail'lerini kınama mektuplarını yazarız adamlara. Hatta Avrupa mallarını boykot da ederiz o biçim.
Şimdilik benden bu kadar. Kendi çapında NBA yazarlığı yapan bendenizden futbol yorumcusu olacağını sanmıyorum ama birkaç fikir belirmişti kafamda. Onlara değineyim dedim. Futbol duayeni olmak gibi bir amacım yok.
Hepinize şimdiden İyi Bayramlar! Büyüklerime saygılar, küçüklerime sevgiler…
NBA’de yaprak kıpırdamıyor. Tarafların toplandıkları yok. NFL’deki lokavt sona erdi ve sezonun tamamı oynanacak. Oradaki sorun takımların zarar etmesi değildi zaten. Takımların beklenenden az kar etmesiydi. Nitekim NFL’in ABD’deki ekonomik ve sosyal değeri göz önünde bulunduruldu ve iki tarafın da bu işi daha fazla yokuşa sürmek istemeyip gerçekten anlaşmak istemeleri sonucunda büyük kriz atlatıldı. NBA’de ise durum çok kötü. Daha önce yazdığım gibi takımlar zarardalar ve aradaki uçurum çok fazla. Lokavta gidildiği için, lokavt öncesi konuşulan toplantılarda yapılan pazarlıkların da geçerliliği kalmadı. Bundan sonra toplanılacağı zaman sıfırdan başlanacak. Su an iki taraf da çok uzak birbirine. Hatta bariz bir ağız dalaşı halini aldı. Gene de önlerinde zaman var. ABD medyasında bir kısım analist sezon öncesi hazırlık maçları yaklaştıkça görüşmelerin tekrar başlayabileceğini söylüyor. Lokavt olmasaydı da şimdi basketbol olmayacaktı zaten. Hele bir Kasım gelsin oyuncular her sezon aldıkları paraların tek bir kuruşunu bile alamamaya başlayınca su anki dayanışmalarında bir zayıflama yaşanacaktır anlayışı var. Aynı şey takım sahipleri için de geçerli deniyor. Ama benim hala umudum yok. Lokavt başlarken yazdığım gibi “bu sezon NBA yok” modunda olmak en iyisi. Biz kendimizi en kötüye hazırlayalım, anlaşırlarsa seviniriz.
KOBE NE YAPACAK?
Malumunuz yıldız oyuncuların denizaşırı liglerde oynayabilme haberleri son 1-1.5 aydır ilgiyle takip ediliyor. Derron Williams haricinde herhangi bir kalburüstü yıldızın imza attığını henüz duymadık. Normal aslında, zira Avrupa liglerinin başlamasına daha var. Oyuncular su an acele karar vermek istemiyorlar. Her ne kadar Oyuncular Sendikası başkanı Billy Hunter oyunculara ABD dışındaki ülkelerde oynamalarını öğütlese de, oyuncular, belki lokavt konusunda iki taraf da önümüzdeki 2 ay içinde somut adımlar atabilir diye temkinli davranıyorlar. Billy Hunter’in derdi başka tabii. Yıldız oyuncuların dışarıda oynamaya başlamalarıyla NBA yönetimi ve takım sahiplerine “bakin yıldız oyuncular bile tüm NBA sezonunu oynamayıp yurtdışında sakatlanma pahasına oynamayı göze aldılar” diye gözdağı verecek.
Yıldız oyuncuların bir kısmı su sıralar kendi aralarında gazozuna turnuvalar düzenliyorlar. Televizyonlarda görmemiz zor o turnuvaları. Arada bir sitelere düşüyor kim kaç sayı atmış şeklinde. Bir kısım oyuncu da “hazır basketbol yok, bari yarım kalmış üniversite eğitimime devam edeyim, 1-2 sömestiri veya birkaç krediyi aradan çıkarayım” diyerek yaz okullarından birkaç ders aldılar. Avrupa Şampiyonası’nda oynayacak oyuncularsa zaten Milli Takım’larındalar.
Geçen 1 ay içinde en çok konuşulan oyuncu elbette Kobe oldu. ABD medyasına göre Kobe’nin ABD dışında oynaması çok büyük risk. Bu yazıyı kaleme aldığım 23 Ağustos tarihinde 33 yaşını bitirdi. Dolayısıyla yurtdışında oynarken sakatlanırsa bu yaştan sonra NBA’deki kariyerini tehlikeye atabilir. Bu doğru bir saptama. Ayrıca yurtdışında oynaması Kobe’nin NBA’deki büyüklüğüne yakışmayacak, ABD’deki efsane statüsünü zedeleyecek bir hamle olurmuş. Bunu söyleyen çok insan var ama bana çok anlamsız bir neden olarak geliyor. Gerçi ABD medyası ve dolayısıyla ABD halkı sporun uluslararası boyutuyla Olimpiyatlar haricinde pek ilgilenmez. Dünya sadece ülkelerinden ibaret olduğu için “yurtdışında oynamak da ne demek” şeklinde bir yaklaşımda bulunmaları doğal.
Bence Kobe yurtdışında muhakkak oynamalı. Çünkü o işin sakatlık kısmını umursayan bir oyuncu hiçbir zaman olmadı. Su ana kadar hiçbir takımla anlaşmamış olmasının nedeni lokavt konusunda temkinli davranması, bir de İtalya’dan gelebilecek teklifleri beklemesi. Önümüzdeki birkaç hafta içinde Kobe’nin Avrupa’da bir takımla anlaşacağını düşünüyorum. “En iyi antrenman gerçek maç oynamaktır” felsefesine sahip olduğu için sağda solda gazozuna maç yapıp paslanmayı göze alacak bir oyuncu değil. Biz nasıl çimleri ve meşin topu gördük mü dünyayı unutuyorsak o da basketbol oynamayı, gerçekten rekabet etmeyi çok fazla seviyor. Koskoca bir sezonu boş geçirecek bir adam değil.
Ayrıca Kobe diğerlerinden birkaç adım ötesini düşünmüştür her zaman. 2012 Olimpiyatları’nda ABD takımında oynama konusunda resmi olarak “Varım” diyen tek yıldız. Yaşını başını göze alan adam bunu tak diye söylemez. Koskoca yılı poposunun üstünde geçirecek diğer oyuncular Olimpiyatlar’a kadar paslanmış olacakları için mirin kırın edeceklerdir. Bir sene sonra o takımda oynayacak oyuncuların bu sezonu boş geçirmemeleri şart. ABD medyasının gerçek anlamda kale aldığı tek uluslararası organizasyon var, o da Olimpiyat Oyunları. Kobe’nin 2012 Olimpiyatlarını düşünerek hareket edeceğini ve Avrupa’da bir takımda oynayacağını düşünüyorum. Çünkü altın madalyayı almak o kadar kolay olmayacak. Avrupa’da oynaması FIBA basketbolunun oyun içi dinamiklerini, oyun şablonunu ilk elden görüp pratik etmesi açısından bulunmaz bir fırsat olacak. Koskoca Kobe’nin buna ihtiyacı yok gibi düşünseniz de, işini o derece ciddiye aldığı için bu fırsatı kaçırmayacağını düşünüyorum. Avrupa’da oynaması, 2012’de altın madalyayı hedefleyen Kobe için önemli.
Peki, Avrupa’da hangi ülke? Bundan 5-6 sene önce Kobe’nin Avrupa turnelerinden birinde “Çocukluğumun bir kısmı İtalya’da geçtiği için ileride İtalya’ya geri dönüp bir sene de olsa oynamayı çok istiyorum, hatta basketbolu orada bırakabilirim bile” dediğini hatırlıyorum. Tabi bunu “yarım elma gönül alma” hesabı söylemişti. Ciddiye de almadık o zaman. Ama lokavt başladığında içimden “Kobe’nin İtalya’da oynaması için aradığı fırsat karşısına çıktı iste” düşündüm. Nedense geçen 1,5 ayda İtalya takımlarından ses seda çıkmadı. 1-2 hafta önce Milano’dan bir teklif var diye söylenmişti ama arkası henüz gelmedi. İtalyanlara hayret ediyorum. Su zamana kadar çoktan kapatmaları veya birbirleriyle yarışmaları gerekirdi Kobe’yi almak için. Fakat çok sessizler. Beşiktaş’ın Kobe için sarf ettiği çabanın yarısını gösterseler Kobe İtalya’ya gözü kapalı gider.
Gelelim Beşiktaş alternatifine. Madem gönlündeki ülke İtalya’dan bu konuda somut bir adım yok, bence Beşiktaş alternatifi Kobe için çok büyük bir şans ve sadece Kobe için değil, Lakers için de muhteşem bir fırsat. En önemli nedeni Derron Williams. Lakers’in oyun kurucu rotasyonunun ne derece etkisiz olduğunu ve takımın yumuşak karnı olduğunu biliyoruz. Kobe’nin Derron Williams’la aynı formayı terletecek olması demek, birlikte oynayacakları zamanda kaynaşmaları ve 2012 yazında serbest kalacak Derron Williams’ı Lakers’a gelmesi için çaktırmadan ikna edebilecek olması demek. Takım yöneticilerinin oyunculara sokak ortasında selam vermelerinin bile yasak olduğu lokavt süresince Kobe, Lakers’in geleceği için dolaylı yoldan transfer çalışması yapacak Derron Williams’a Lakers fikrini satmak için. Hele tüm NBA sezonu gerçekten oynanmazsa, Kobe’yle 5-6 ay beraber oynama zevkini tatmış, ondan çok şey öğrenmiş bir Derron başka bir takıma gitmeyi istemez diye düşünüyorum. Tabi bu senaryonun olması gene zor zira yeni Toplu iş Sözleşmesi’nde oyunculara verilecek ücret limiti aşağı çekileceği için, su an bile bordrosu hayli yüklü Lakers’in 2012 yazında Derron Williams’a o parayı vermesi zor olacaktır. Bunun için bordroyu hafifletmeleri gerekecek ama o ayrı bir konu. Bence Kobe’nin Beşiktaş alternatifini ciddiye almasının, hatta Beşiktaş yönetimiyle görüşmesinin en önemli nedeni Derron Williams’tır. Kalan 3 yılda 83 milyon doları cebine indirecek Kobe, aylık 700 bin dolar veya bir milyon dolar gibi ücretlere o kadar tamah etmez işin ucunda Derron Williams’la oynamak varken. Ama Beşiktaş’ın veya sponsorlarının gerekirse aylık bir milyon doları gözden çıkarmaları da bence prensip gereği şart. Yuvarlak bir rakam vermeleri lazım. Aylık 1 milyon da bu işin asgarisidir. Kobe’yle Kevin Durant’i aynı kefeye koymamalarını ise doğru buluyorum. Beşiktaş yöneticileri Kobe’yle konuşurken Derron Williams ve Lakers faktörünü ne derece vurguluyorlar emin değilim.
FUTBOLDA PLAY-OFF!
Ben futbol yazarı değilim. Ortalıkta futbol yazarı o kadar fazla ki, futbolu yazmak bana düşmez. Ama madem bir kösem var, birkaç kelam da kafamdaki play-off sistemiyle alakalı etmek istiyorum çünkü bu konuda biraz kafa yoruyorum kendi çapımda. 3 Temmuz’dan beri arkadaş sohbetlerimde düşündüğüm tek şey var: bizim ülkemizde 4 büyükleri kimse şike ve teşvikten dolayı düşürmeye cesaret edemez. Mahkeme biter hukuk sistemimiz şüphelileri suçlu bile bulsa, hatta tüm şüpheliler itiraf bile etse, bu 4 takım düşürülmez.
Açıkçası 52 yılı geride bırakmış ligimizde şikesiz teşviksiz tek bir sezonun olmadığını düşünenlerdenim. Aşağı yukarı 10 yaşımda başladım futbolu adam gibi izlemeye, yani bu 52 yılın 26 senesinde enikonu iyi bir izleyici ve taraftar oldum. Bu söylentiler hep vardı. Sohbetlerde sezon sonları yaklaşırken “simdi bavul ticareti” başlar diye lâkırdı edildiğini 7’den 70’e herkes bilir. Ama topu gördük mü hep bu söylentileri kamuoyu olarak sallamamaya başladığımız için “bu böyle gitmiş bundan sonra da böyle gider herhalde” deyip durduk. Durmadık mı? 9 Eylül’de meşin topu çimlerde göreceğimiz zaman tüm yaz yaşananları o kadar umursayacağımızı da sanmıyorum (Beni gerçekten kahredecek tek husus Milli Takım hakkında FIFA’nın alabileceği bir karar olur. Ay-Yıldızlı formamız ceza alırsa oturur hüngür hüngür ağlarım işte.) Yurdumda mevzu bahis meşin topu çimlerde görmekse gerisi teferruattır. Lakin bu kabak günün birinde birinin başına patlayacaktı. O gün bugün mü açıkçası emin değilim. Fakat hâlihazırdaki soruşturmanın gözleri korkutmasına rağmen pratik zekâlı yurdum yöneticileri (şüpheli takımlar olarak konuşmuyorum, sözüm genele) belki birkaç sezon şikeye teşvike bulaşmayacak olsalar da, sistemin yumuşak karnını illa bulurlar ve bu lig sisteminde şike teşvik olayı yine devam eder. Çünkü 10 senesini yurtdışında birçok memleketten insanla geçirmiş birisi olarak diyebilirim ki pratik zekâsı en kuvvetli olan insan Türk insanidir. Benim yöneticim işini bilir. 52 yıldır bildiği gibi. Biz de koyun gibi izleriz ligimizi. 52 yıldır izlediğimiz gibi.
Bunca zaman futbol yazmamama rağmen bunları yazmamın nedeni de 3 Temmuz’dan beri arkadaş sohbetlerinde savunduğum fikir: play-off sistemi. Ama bugün öne sürüldüğü şablonda değil. Bugün öne sürülen şablon alelacele karar verilmiş ve altyapısı oturtulmadan uygulanacak, ayrıca gündemi saptırmaya yönelik bir sistem.
Son yıllarda Belçika, İskoçya, Galler, İrlanda, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi ligleri play-off sistemine geçtiler. Elbette bunlar kalburüstü ligler değil. Belki bu liglerin play-off sistemine geçme nedenleri şike olayları da değil ama ligimizin izlenilebilirliğini artırmak ve orta sıradaki takımları şike töhmeti altında bırakmamak için iyi bir play-off sistemi şart. Ama bu sistemin enine boyuna tartışıp 2012-2013 sezonunda uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.
Orta sıradaki takımlar dememin nedeni su. Açıkçası bu şike teşvik olayında bugün üst sıradaki takımların isimleri geçse de, küme düşme potası civarında bu işlerin daha fazla yapıldığına inanıyorum. Çünkü o takımlar o kadar göz önünde olmadılar hiçbir zaman. Ama olay sadece şampiyonluk yarısından ibaret değil. Çift taraflı bir sistem şart. Bugün o kadar insan soruşturmaya alınıp Metris’e kapatıldı diye takımların bundan sonra ayaklarını denk alacakları varsayılsa da, bundan sonra kamuoyu gözünde lig sonlarına doğru tüm maçlarda töhmet aranacak. Yayıncı kuruluş bile Pazartesi akşamları “Töhmet kösesi” programı yapıp “simdi haftanın maçlarında töhmet potansiyeli olan kırılma anlarını masaya yatırıyoruz” diyebilir. Bu işin şaka kısmı da olsa acı ama gerçek. Su saatten sonra son 3-4 haftaya orta sıralarda giren takımlardan biri olsam (yani küme düşmeyeceğim belli, Avrupa iddiam da kalmamış) son haftalarda ne şampiyonluk mücadelesi veren takımlara, ne de küme düşmemeye oynayan takımlara karşı oynamak isterim. Çünkü o takımlara karşı çok iyi oynayıp puan alırsam kamuoyu bana “vay teşvik almış” gözüyle bakacak, rakip takım kazanmaya daha çok ihtiyacı olduğu için benden daha arzulu oynayıp yenerse o zaman maçı satmış olacağım. Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal durumu yani. O yüzden play-off sisteminde orta sıradaki takımların devreden çıkması lazım.
Kafamdaki sistem şu:
1- 2012-2013 sezonu 16 takımla çift devre usulü oynanır.
2- 30 maçın sonunda ligi 16. sırada bitiren küme düşer.
3- 30 maçın sonunda en tepedeki 5 takım kendi arasında çift devre usulü play-off oynar. Play-offlara 30 maçın sonunda aldıkları puanla başlarlar. Şampiyon ve UEFA’ya gidecek (Ziraat kupası haricindeki) takımlar bu yolla belirlenir.
4- 30 maçın sonunda ligi 11-15. sıra arasında bitiren 5 takım kendi arasında çift devre usulü play-off oynar. Play-offlara 30 maçın sonunda aldıkları puanla başlarlar. Küme düşecek iki takım bu yolla belirlenir.
“Şu an 18 takım var, 2012-2013 sezonu 16 takımla nasıl oynanacak peki?” sorusu kafalarda belirmiştir. Bu sezon play-offsuz bildiğimiz sistemde oynanır. Yine 3 takım 34 maç sonunda küme düşer. 34 maç sonunda 12. bitiren 15.yle, 13. bitiren 14.yle eleme usulü oynar ve iki takım da bu şekilde düşebilir. Tabi bu fikirde Federasyon’un geçen sezonla ilgili şike yaptıkları öne sürülen takımların hiçbirine ceza vermeyeceği varsayımı hakim. Eğer olur da bu takımlardan bir veya birkaçı küme düşürülürse o zaman 16 takım sayısına ulaşacak bir formül bulunabilir.
Öne sürdüğüm sistemle ligdeki 10 takım toplam 38 maç yapmış olacak. 38 çok fazla bir rakam değil. Kalburüstü birkaç ligde zaten 20 takım 38 maç yapıyor. Ligler Ağustos’un son hafta sonunda başlasa bile hafta arasi oynanabilecek maçlarla 38 maçlık takvim çok da güzel yapılır. Ayrıca devre arası gereğinden fazla uzun bizim ligimizde. Devre arasını da 10 gün kısaltabildiler. Hem yıllardır “Takımlarımız 3-4 günde bir maç yapmaya alışmalı” deyip duruyoruz. Bu takvimle takımlarımızdaki oyuncular kondisyonlarını da geliştirebilirler. Avrupa maçlarında daha diri bir oyun ortaya koyabilirler, yorgunluk bahane olmaz.
Böylece orta sıradaki takımlar son haftalarda töhmet altında kalmazlar, üsttekiler de alttakiler de daha adil bir şekilde belirlenir, “bavul ticareti” minimuma iner, dahası biz taraftarlar potansiyel olarak çok daha fazla derbi izlemiş oluruz, yayıncı kuruluşun kasası dolar, kulüpler daha fazla stadyum geliri elde ederler. Zamanında ligimizin sponsoru Turkcell’ken “Turkcell Süper Lig hiç bitmesin” deyip duruyorduk. Bence play-offla ilgili bu önerim kulağa hiç de fena gelmiyor. Mükemmel elbette değil.
Şu an öne sürüldüğü şekliyle play-off sistemiyse çok eksik ve yapıcı olmaktan uzak. En azından bir çabadır ama zamanı yanlış. Bu işler öyle ha deyince olmaz. Bu tarz bir sistem değişikliği oturulup iyice masaya yatırılmalı, fikir teatileri yapılmalı. Kulüpler belli bir maç sayısını hesap edip ona göre kombine sattılar su ana kadar. 3 hafta sonra başlayacak lig için bu karar çok acele ve amacına uygun değil. Ayrıca almaları gereken başka kararlar varken kamuoyunun dikkatini başka yere çekmeye çalışıyorlar. Ha uygulamaya konursa paşa paşa koyun gibi izleriz. Meşin topu ve tuttuğumuz takımın formasını çimlerde gördüğümüzde yine kendi dünyamıza dalacağız. Olur da UEFA ve/veya FIFA ceza falan verirse de güzel güzel protesto e-mail'lerini kınama mektuplarını yazarız adamlara. Hatta Avrupa mallarını boykot da ederiz o biçim.
Şimdilik benden bu kadar. Kendi çapında NBA yazarlığı yapan bendenizden futbol yorumcusu olacağını sanmıyorum ama birkaç fikir belirmişti kafamda. Onlara değineyim dedim. Futbol duayeni olmak gibi bir amacım yok.
Hepinize şimdiden İyi Bayramlar! Büyüklerime saygılar, küçüklerime sevgiler…





















