Yurdum insanı hangi takıma gönül vereceğini yazgısıyla değil, başarıya indirgenmiş sığ seçimlerle yaptığından mütevellit, işler yolunda gitmediğinde takımını da, peşinden koşup imzalı forma almak için çırpındığı yıldız futbolcusunu da tefe koymaktan geri kalmamıştır. Çünkü çoğunluk takımıyla özdeşleşemediği için taraftarcılık oyununu oynamaktadır.
Bir zamanların meşhur '90 Dakika'sında Haşmet Babaoğlu ilginç bir tespitte bulunmuştu: “Taraftar tribüne kendi maçını oynamaya geliyor. Sahadaki oyun, hatta sonuç umurunda bile değil. O kendi maçını oynamak ve kazanmak istiyor.” Ardından Hıncal Uluç da eklemişti: “Dünyanın neresinde, en büyük taraftar futbolcular sahtekar” diye bir tezahürat var!
Aslında hep birlikte bir takımı tutmaktan çok, herkesin kendi takımını tuttuğu ve kendice beklentiler kurarak sonunda mutlu olduğu ya da olmadığı bir oyundan söz ediyoruz, ötesi yok.
Bu da esasında karanlık bir tabloya bakarak sevdalısı olduğumuz renkleri gördüğümüzü ballandıra ballandıra anlatmaktan başka bir şey değil. Bütün renklerin iç içe girdiği futbol iklimimizin küresel yozlaşmanın etkisiyle nerelere savrulduğunu bu karanlıkta göremeyişimiz de bundan!

Galatasaraylıların 'muhteşem' dönüşü!
Sadece kazanana sempati duyulan ve seçimlerin de bu yönde yapıldığı bir ayak topu çölüne daha çok kaktüs vaadiyle yerleşen endüstriyel futbolun gelişiminin gereğinden hızlı bir şekilde büyümesi de bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir.
Futbol takımlarının birer şirket gibi işlemeye başlaması da, çok ciddi paraların futbola aktarılıp, mislinin geri kazanılmasının beklenmesi de işin doğası haline gelmiştir ki, bu ciddi tehlikedir!
Başarıya ulaşamayan şirketlerin yatırımlarının boşa gitmesi de bu işleyişin kaçınılmaz sonudur. Muhteşem stadyum, yıldız futbolcular, transfere harcanan paralar eğer sonu başarıya ulaştırmıyorsa, Kayserispor örneğinde olduğu gibi çok da fazla taraftar çekmeyecektir...
Dahası süreklilik arz etmeyen başarılar da tatmin edici değildir, buna da şampiyonluk coşkusu yaşatan Bursaspor örneğini vermek sanırım yanlış olmayacaktır.
Parayla saadet olmayacağını, kulübün kendi çocuklarını yetiştirmesi gerektiğini de Baba Hakkıların miras bıraktığı Beşiktaş örneğiyle açıklamak can acıtıcıdır..
Senelerdir sesi soluğu çıkmayan fakat bu gün şampiyonluk iddiasıyla yeniden ligde iddialı halen gelen Galatasaray taraftarının da coşkuyla geri dönmesi, aslında bütün bu yazdıklarımıza özet niteliğinde bir örnektir..
Taraftar için değer biçemi 'başarı' olunca ve takımla özdeşleşemeyince çoğunluk, kulübü şirket gibi yönetenlerin başarıya ulaşmak için türlü yanlışların altına imza atması da olasıdır.
Heyhat, bunu hep birlikte yarattık, kaybederken küsmeyecek, hep destek tam destek diyebilecektik...

Böyledir bizim sevdamız!
Gelelim bu gün yaşanan değişime...
Fenerbahçe'nin yaşadığı mağduriyet adalet isteyen ve alınterine saygı duyan sarı lacivertli yürekleri adeta birbirine kenetledi. Bu ciddi anlamda taraftar profilinin değişimidir, devamı da gelmelidir. Para babaları yerine Aykut Kocaman gibi insanların bu kulübe başkan olmasıyla da bu değişim zirveye çıkmalı, onurlandırılmalıdır.
Barcelona eski başkanlarından Narcis de Carreras'ın çok sevdiğim bir sözü vardır: “Biz ne isek oyuz, ve neyi temsil ediyorsak onun temsilcisiyiz”. Kulübün karakterini en isabetli biçimde yansıtan ifade, kuşkusuz, Barcelona'nın “bir kulüpten öte bir şey” olduğu ifadesidir.
Ve bu gün bütün bu karanlığa saplanmış futbol ikliminde takımını ayakta tutan ve ona kötü gününde de destek vererek yurdum taraftar profilinin dışında bir görüntü sergileyen Fenerbahçe taraftarı, rahmetle andığımız İslam Çupi'nin “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz” deyişini yaşatmakta, takıma nasıl destek verilmesi gerektiğiyle ilgili muhteşem bir örnek oluşturmaktadır.
Fenerbahçe, bu gün Türkiye'nin Barcelona'sıdır, bir kulüpten çok öte bir şeydir...
Aykut Kocaman ise, tam anlamıyla bataklık üzerine bırakılmış bir takımın dibe gitmesine izin vermeyecek ciddi bir irade göstermekte, bütün oyunları bozarak Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışında iddialı konumda tutmayı başarmaktadır.
Aykut hocanın takım içinde sağladığı adalet, kelebek etkisiyle tüm camiaya tesir etmiş durumda ve adalet isteyen tüm Lefter yürekli Fenerbahçeliler kaybetseler de tabloyu sarı laciverde boyamaya devam etmektedirler...
Takip etmek için...
https://twitter.com/cevahirevren
Bir zamanların meşhur '90 Dakika'sında Haşmet Babaoğlu ilginç bir tespitte bulunmuştu: “Taraftar tribüne kendi maçını oynamaya geliyor. Sahadaki oyun, hatta sonuç umurunda bile değil. O kendi maçını oynamak ve kazanmak istiyor.” Ardından Hıncal Uluç da eklemişti: “Dünyanın neresinde, en büyük taraftar futbolcular sahtekar” diye bir tezahürat var!
Aslında hep birlikte bir takımı tutmaktan çok, herkesin kendi takımını tuttuğu ve kendice beklentiler kurarak sonunda mutlu olduğu ya da olmadığı bir oyundan söz ediyoruz, ötesi yok.
Bu da esasında karanlık bir tabloya bakarak sevdalısı olduğumuz renkleri gördüğümüzü ballandıra ballandıra anlatmaktan başka bir şey değil. Bütün renklerin iç içe girdiği futbol iklimimizin küresel yozlaşmanın etkisiyle nerelere savrulduğunu bu karanlıkta göremeyişimiz de bundan!

Galatasaraylıların 'muhteşem' dönüşü!
Sadece kazanana sempati duyulan ve seçimlerin de bu yönde yapıldığı bir ayak topu çölüne daha çok kaktüs vaadiyle yerleşen endüstriyel futbolun gelişiminin gereğinden hızlı bir şekilde büyümesi de bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir.
Futbol takımlarının birer şirket gibi işlemeye başlaması da, çok ciddi paraların futbola aktarılıp, mislinin geri kazanılmasının beklenmesi de işin doğası haline gelmiştir ki, bu ciddi tehlikedir!
Başarıya ulaşamayan şirketlerin yatırımlarının boşa gitmesi de bu işleyişin kaçınılmaz sonudur. Muhteşem stadyum, yıldız futbolcular, transfere harcanan paralar eğer sonu başarıya ulaştırmıyorsa, Kayserispor örneğinde olduğu gibi çok da fazla taraftar çekmeyecektir...
Dahası süreklilik arz etmeyen başarılar da tatmin edici değildir, buna da şampiyonluk coşkusu yaşatan Bursaspor örneğini vermek sanırım yanlış olmayacaktır.
Parayla saadet olmayacağını, kulübün kendi çocuklarını yetiştirmesi gerektiğini de Baba Hakkıların miras bıraktığı Beşiktaş örneğiyle açıklamak can acıtıcıdır..
Senelerdir sesi soluğu çıkmayan fakat bu gün şampiyonluk iddiasıyla yeniden ligde iddialı halen gelen Galatasaray taraftarının da coşkuyla geri dönmesi, aslında bütün bu yazdıklarımıza özet niteliğinde bir örnektir..
Taraftar için değer biçemi 'başarı' olunca ve takımla özdeşleşemeyince çoğunluk, kulübü şirket gibi yönetenlerin başarıya ulaşmak için türlü yanlışların altına imza atması da olasıdır.
Heyhat, bunu hep birlikte yarattık, kaybederken küsmeyecek, hep destek tam destek diyebilecektik...

Böyledir bizim sevdamız!
Gelelim bu gün yaşanan değişime...
Fenerbahçe'nin yaşadığı mağduriyet adalet isteyen ve alınterine saygı duyan sarı lacivertli yürekleri adeta birbirine kenetledi. Bu ciddi anlamda taraftar profilinin değişimidir, devamı da gelmelidir. Para babaları yerine Aykut Kocaman gibi insanların bu kulübe başkan olmasıyla da bu değişim zirveye çıkmalı, onurlandırılmalıdır.
Barcelona eski başkanlarından Narcis de Carreras'ın çok sevdiğim bir sözü vardır: “Biz ne isek oyuz, ve neyi temsil ediyorsak onun temsilcisiyiz”. Kulübün karakterini en isabetli biçimde yansıtan ifade, kuşkusuz, Barcelona'nın “bir kulüpten öte bir şey” olduğu ifadesidir.
Ve bu gün bütün bu karanlığa saplanmış futbol ikliminde takımını ayakta tutan ve ona kötü gününde de destek vererek yurdum taraftar profilinin dışında bir görüntü sergileyen Fenerbahçe taraftarı, rahmetle andığımız İslam Çupi'nin “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz” deyişini yaşatmakta, takıma nasıl destek verilmesi gerektiğiyle ilgili muhteşem bir örnek oluşturmaktadır.
Fenerbahçe, bu gün Türkiye'nin Barcelona'sıdır, bir kulüpten çok öte bir şeydir...
Aykut Kocaman ise, tam anlamıyla bataklık üzerine bırakılmış bir takımın dibe gitmesine izin vermeyecek ciddi bir irade göstermekte, bütün oyunları bozarak Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışında iddialı konumda tutmayı başarmaktadır.
Aykut hocanın takım içinde sağladığı adalet, kelebek etkisiyle tüm camiaya tesir etmiş durumda ve adalet isteyen tüm Lefter yürekli Fenerbahçeliler kaybetseler de tabloyu sarı laciverde boyamaya devam etmektedirler...
Takip etmek için...
https://twitter.com/cevahirevren





















