Avrupa’da farklı oyun anlayışı gerektiğini bir kez daha gördük ve içeride takımlara göre daha “dengeli” bakış açısı taşıyan rakiplerle oynadığımızı görmek gerekir: maçın kontrolünü bırakmamaya dikkat eden, takımlar rakibin zayıf anlarını yakalamayı ikinci plana iterler. Kontrol, kararlı olmayı sağlar mevcut çizginin devam edebilmesini sağlar. Maçı, geç de olsa analiz ederken bu noktaları vurgulamayı amaçlıyorum. Ders alınması gerekir.
Union Olimpija – Efes Pilsen: 95 – 90 (22-16/8-13/23-26/18-16/24-19)
Maçın uzatmalarda kaybedilmiş olması sonuç açısından önemlidir ama daha oyuna bakış açısından sorulacak soru: maç neden uzatmaya gitmiştir ? Buna gerek var mıydı? Uzatmaya gitmeden kazanılamaz mıydı ? Maçta 3. periyodda yaşananlar bunun cevabını vermektedir. Önde olmasına rağmen, kalan zamanı da göz önüne alarak “rakibi daha ne kadar tutmalıyımki zaman ilerledikçe baskı yapsa da sonucu alamasın ?”. Efes Pilsen, öne geçene dek maçta kontrolü 2 kez ele geçirme çabası göstermiştir. Burası önemlidir: skor olarak geride olabilirsiniz ama maçı kontrolüne almak rakibin düzenini bozmak demektir ve avantaj getirir.
Kırılma noktası (1):
Henüz ilk periyod ve rakip hızla 9 sayı önde ve birkaç dakika bunu daha yukarı çekememiş olması ilk problem noktası idi, yeterli değildi ama farkı az da olsa eriterek ilk periyodu bitirmemiz önemliydi: periyod bittiğinde “düzenlerini ne yaparak bozduk ve devam etmek için ne olmalıdır?” sorulabilirdi. Farkı eritirken skor temposunu düşürdüğümüzü görelim. Yani savunmaya ağırlık verdik.
Kırılma noktası (2):
Düzenlerini bozacak hamleler devam etmeliydi ki skora denge gelsin: 2. periyodda farkı eritiyoruz ama tekrar artıyor ve 7 sayılara çıktığında yine aynı plan işlemeliydi. Durdurarak düzenlerini bozmalıydık. Bir başka deyişle sayı üreterek skora denge getirmek zor olabilir ve bizi de yorabilirdi. Tempo düşmeliydi, görüyoruz ki rakip 2. periyodun ilk yarısında attığı kadar sayıyı 2. yarıda da bulabilmişti. Yani gerçek anlamda savunma yaparak tempoyu düşürmemiştik (ilk periyodda belirgin savunmamız vardı). Yanisi: ilk periyoda göre daha kötü savunma yapmıştık. Bizi sonuca taşısa da yanlış tercihler savunma kalitemizi düşürmüştü.
Kırılma noktası (3):
Devre sonrası öne geçtik ama nasıl ? İkinci devrenin hemen başlarında bir ara fark yine artmaya başladı ve ilk devreden gelen tempomuz bozuldu. Sonrasında onlar kadar fark açmamış olsak da öne geçmiştik, 3. periyodun son 4 dakikası lehimize anlamsız 1 dakika taşıdığını ve rakibin doğru değişiklikleriyle fark açan düzenimizi bozduğunu fark edebildik mi? Bu seferki kırılma noktası aleyhimize işlemişti rakip geri dönmüş ve maça ortak olmuştu. Tekrarlayalım: fark önemsizdir ama düzenimiz bozulmuştu. O ana dek onlar kadar fark üretememiş olmamız da aleyhimize durumdu.
Her ne kadar son periyodda maç sıkışmış olsa da, önemli fark yiyen Efes Pilsen’in geri dönüşü kolay olmuyordu ve süre de aleyhimize işliyordu: ilk 2 kırılma noktası arası yaklaşık 7 dakika idi ve yorgunluğumuzu da göz önüne alırsak kalan süre tekrarlamaya yetmeyecekti. Maçta uzatma kısmını analize gerek yoktur: maçı normal sürede alabilirdik ama yanlış tercihler ve kontrol bizdeyken rakibin sayı temposunu düşüremedik. Bu olmamalıydı: gelecek maçlarda son dakikalar öncesi kontrolümüzü yüksek tutmalıyız ki kalan zaman rakibin toparlanmasına yetmesin ve farkı eritse de maçı alabilecek durumda olmasın.
Union Olimpija – Efes Pilsen: 95 – 90 (22-16/8-13/23-26/18-16/24-19)
Maçın uzatmalarda kaybedilmiş olması sonuç açısından önemlidir ama daha oyuna bakış açısından sorulacak soru: maç neden uzatmaya gitmiştir ? Buna gerek var mıydı? Uzatmaya gitmeden kazanılamaz mıydı ? Maçta 3. periyodda yaşananlar bunun cevabını vermektedir. Önde olmasına rağmen, kalan zamanı da göz önüne alarak “rakibi daha ne kadar tutmalıyımki zaman ilerledikçe baskı yapsa da sonucu alamasın ?”. Efes Pilsen, öne geçene dek maçta kontrolü 2 kez ele geçirme çabası göstermiştir. Burası önemlidir: skor olarak geride olabilirsiniz ama maçı kontrolüne almak rakibin düzenini bozmak demektir ve avantaj getirir.
Kırılma noktası (1):
Henüz ilk periyod ve rakip hızla 9 sayı önde ve birkaç dakika bunu daha yukarı çekememiş olması ilk problem noktası idi, yeterli değildi ama farkı az da olsa eriterek ilk periyodu bitirmemiz önemliydi: periyod bittiğinde “düzenlerini ne yaparak bozduk ve devam etmek için ne olmalıdır?” sorulabilirdi. Farkı eritirken skor temposunu düşürdüğümüzü görelim. Yani savunmaya ağırlık verdik.
Kırılma noktası (2):
Düzenlerini bozacak hamleler devam etmeliydi ki skora denge gelsin: 2. periyodda farkı eritiyoruz ama tekrar artıyor ve 7 sayılara çıktığında yine aynı plan işlemeliydi. Durdurarak düzenlerini bozmalıydık. Bir başka deyişle sayı üreterek skora denge getirmek zor olabilir ve bizi de yorabilirdi. Tempo düşmeliydi, görüyoruz ki rakip 2. periyodun ilk yarısında attığı kadar sayıyı 2. yarıda da bulabilmişti. Yani gerçek anlamda savunma yaparak tempoyu düşürmemiştik (ilk periyodda belirgin savunmamız vardı). Yanisi: ilk periyoda göre daha kötü savunma yapmıştık. Bizi sonuca taşısa da yanlış tercihler savunma kalitemizi düşürmüştü.
Kırılma noktası (3):
Devre sonrası öne geçtik ama nasıl ? İkinci devrenin hemen başlarında bir ara fark yine artmaya başladı ve ilk devreden gelen tempomuz bozuldu. Sonrasında onlar kadar fark açmamış olsak da öne geçmiştik, 3. periyodun son 4 dakikası lehimize anlamsız 1 dakika taşıdığını ve rakibin doğru değişiklikleriyle fark açan düzenimizi bozduğunu fark edebildik mi? Bu seferki kırılma noktası aleyhimize işlemişti rakip geri dönmüş ve maça ortak olmuştu. Tekrarlayalım: fark önemsizdir ama düzenimiz bozulmuştu. O ana dek onlar kadar fark üretememiş olmamız da aleyhimize durumdu.
Her ne kadar son periyodda maç sıkışmış olsa da, önemli fark yiyen Efes Pilsen’in geri dönüşü kolay olmuyordu ve süre de aleyhimize işliyordu: ilk 2 kırılma noktası arası yaklaşık 7 dakika idi ve yorgunluğumuzu da göz önüne alırsak kalan süre tekrarlamaya yetmeyecekti. Maçta uzatma kısmını analize gerek yoktur: maçı normal sürede alabilirdik ama yanlış tercihler ve kontrol bizdeyken rakibin sayı temposunu düşüremedik. Bu olmamalıydı: gelecek maçlarda son dakikalar öncesi kontrolümüzü yüksek tutmalıyız ki kalan zaman rakibin toparlanmasına yetmesin ve farkı eritse de maçı alabilecek durumda olmasın.











