Mourinho'nun yüzünde, amcasının malikanesinden ayrılırken yaşadığı hüznün ifadesi var. PAZAR YAZISI: SERKAN AKKOYUN
Portekiz'in Setubal kentinde, şık bir malikanenin bahçesinde çocuklar top oynuyor. Yıl 1973 ve o yıllarda Portekiz'de halkın durumu, bu malikanenin bahçesindekilere hiç benzemiyor. 'Estado Novo' denilen, Salazar'ın faşist diktatörlük rejimi altında yönetilen ülkede halk kelimenin tam anlamıyla sefil durumda. Sadece seçkin bazı aileler adaletsiz gelir dağılımından paylarına düşen kısmın tadını çıkarıyor. Onlardan birisi de işte bu malikanenin sahibi olan Mourinho ailesi...
O gün o bahçede top oynayan çocuklardan birisi, Jose Mourinho'ydu. Faşist diktatör yönetimi altında tam 11 sene yaşadı. Ancak ülkenin hatırı sayılır iş adamlarından birisi olan amcası Mario Ledo'nun hükumetle olan iyi ilişkileri sayesinde -tabii ki hiçbir şeyin farkında olmadan- keyfi yerindeydi. Küçük bir çocuk olarak bu hayatın tadını çıkarıyor, Setubal'da dev bir malikanede yaşıyor, özel bakıcılarla büyütülüyor ve kolejlere giderek yıllar sonra kaderini değiştirecek olan yabancı dilleri öğreniyordu. Ancak güneşli bir Portekiz yazında, malikane bahçesinde oynanan oyundan bir yıl sonra hayat bu aile için tersine dönüyordu.
Jose ilk darbesini 1974 yılında yedi. Henüz 11 yaşında bir çocuktu ve olanların farkında değildi ancak mutlaka bilinçaltına kazındı yaşananlar. Portekiz'de Nisan 1974 adına Karanfil Devrimi denilen büyük bir ayaklanma oldu ve faşizm yıkıldı. Hükumete yakın kaynaklar ele geçirildi, kamulaştırıldı. Bunlardan birisi de amcası Ledo'nun sardalya fabrikasıydı. Ledo'nun tüm malvarlığına el konuldu; malikane de dahil... Jose olanların farkında mıydı bilinmez ama yıllar sonra kişiliğini şekillendirecek olaylar yaşandığı kesindi. Bir çocuğun elinden onu mutlu eden şeylerin çocuğunu alırsanız; kalanları intikam için kullanacaktır.

Mourinho'nun elinden sadece futbol topunu alamadılar. Bir de özel okullara giderek öğrendiği yabancı dil bilgilerini. Sonraki hikayeyi biliyorsunuz. Bu bir intikam yürüyüşüydü aslında. Yıllar önce Yılmaz Erdoğan'ın gösterisinde anlattığı gibi; Ankara'da öğrencilik yaptığı yıllarda şivesi bozuk diye alay ediyorlardı; Hakkari'ye gelince de düzgün diye! O da yıllar sonra bu yaşadıklarını bir gösteriye dönüştürüp intikam alıyordu; insanlar da bilet... Mourinho'nunki de böyleydi. Yıllar önce malikanenin bahçesinde bıraktığı çocukluk sevincini kazandığı maçlardan sonra, kaldırdığı kupalardan sonra hatırlamaya çalıştı. Fakat hiçbirisi tam istediği gibi olmuyordu. Bu yüzden her seferinde bir daha denedi, bir daha, bir daha...
Mourinho geride bıraktıklarını tamamlamaya çalıştı yıllarca. Onun eksik hikayeleri var. Barcelona'da başlayan tercümanlık hikayesi, 2008'de gelen teknik direktörlük teklifini reddetmesi ile tamamlandı. Inter'le Barcelona'yı elerken başlayan yeni öykünün finalini Real Madrid'le Nou Camp'a çıkarak yazdı. Londra'ya getirdiği kupaların cilasını atmak için geri döndü. Ama bu sefer 1974 yılının tekrarını yaşıyor. Mourinho'nun yüzünde, amcasının malikanesinden ayrılırken yaşadığı hüznün ifadesi var. Her zaman reddeden Mourinho, ilk defa kabullenmiş görünüyor.
Mourinho her zaman etrafında kendisi gibi insanlar istedi. Karısı Tima'nın babası, küçük Jose'nin tüm varlıklarını yitirdiği günlerde Portekiz ordusu ile savaşırken yaralanıp, sakat kalmıştı. Angola'dan Lizbon'a sürülen bir ailenin kızıydı o da... Jose'yle kaderlerinin bir gün buluşması kaçınılmazdı yani. Madeira Adası'ndan yola çıkan sıska, sivilceli Cristiano ile de yolunun kesişmesi gerekiyordu. İç savaş yüzünden Fildişi'ni terk edip tüm uçak yolculuğu boyunca ağlayan Didier'e mutlaka sarılacaktı Premier Lig zaferi sonrası...
Mourinho içinden hiçbir zaman o çocukluk günlerini atamadı. Hamuru o günlerde yoğrulmuştu. Salazar'ın 3F'i sanki onda vücut bulmuştu. "Şampiyonlar Ligi'ni kazanmamızı önce Tanrı, sonra ben sağladım" sözlerinden de anlaşılacağı gibi egoist ve dindardı. Chelsea oyuncuları sahaya çıkarken saçlarının ve kramponlarının nasıl göründüğüne bakarken o sadece dua etmekle meşguldü. Müziği seviyordu; en ünlü müzik derbisi Rolling Stone'un kapağına bile çıktı! Futbol da, futbol işte... Zlatan'ın dediği gibi; "7/24 futbolla ilgileniyor"
Kabullenmek gerekir ki o bir kendini beğenmiş. "Eğer bu kendini beğenmişlikse, öyleyim. Ben dünyanın en iyisiyim" Bu sözlerin sahibini başka türlü ifade etmek zor. Chelsea'de Peter Kenyon sonra yeni bir CEO atanmaması, tabloid basında manşetleri süsleyen Doktor Eva'nın işine son vermesi, efsane Lampard'ın gidişine itiraz etmemesi, Terry'yi bir çırpıda yedek kulübesine hapsedişi ve daha bir çok şey onun kibrinin eseriydi. Neden başka çocuklar değil de Jose böyle oldu peki?
Bunu sadece Allah ve kendisi bilir. Tam da ona uygun bir şekilde...
Mourinho için yolun sonu gelmiş olabilir artık. İhtiyacı olan hiçbir şeye sahip değil şu an. Belki de her şey eksik. Hikayesinin sonunu yazamıyor çünkü kaleminin mürekkebi bitti. Alınacak bir intikam yok ortada. Kendisini oyuncuları tarafından ihanete uğramış hissediyor. İşte Mourinho için olabilecek en kötü senaryo! Chelsea'de Karanfil Devrimi yaklaşıyor ve Jose'nin bu sefer kaybedecek çok şeyi var.
Portekiz'in Setubal kentinde, şık bir malikanenin bahçesinde çocuklar top oynuyor. Yıl 1973 ve o yıllarda Portekiz'de halkın durumu, bu malikanenin bahçesindekilere hiç benzemiyor. 'Estado Novo' denilen, Salazar'ın faşist diktatörlük rejimi altında yönetilen ülkede halk kelimenin tam anlamıyla sefil durumda. Sadece seçkin bazı aileler adaletsiz gelir dağılımından paylarına düşen kısmın tadını çıkarıyor. Onlardan birisi de işte bu malikanenin sahibi olan Mourinho ailesi...
O gün o bahçede top oynayan çocuklardan birisi, Jose Mourinho'ydu. Faşist diktatör yönetimi altında tam 11 sene yaşadı. Ancak ülkenin hatırı sayılır iş adamlarından birisi olan amcası Mario Ledo'nun hükumetle olan iyi ilişkileri sayesinde -tabii ki hiçbir şeyin farkında olmadan- keyfi yerindeydi. Küçük bir çocuk olarak bu hayatın tadını çıkarıyor, Setubal'da dev bir malikanede yaşıyor, özel bakıcılarla büyütülüyor ve kolejlere giderek yıllar sonra kaderini değiştirecek olan yabancı dilleri öğreniyordu. Ancak güneşli bir Portekiz yazında, malikane bahçesinde oynanan oyundan bir yıl sonra hayat bu aile için tersine dönüyordu.
Jose ilk darbesini 1974 yılında yedi. Henüz 11 yaşında bir çocuktu ve olanların farkında değildi ancak mutlaka bilinçaltına kazındı yaşananlar. Portekiz'de Nisan 1974 adına Karanfil Devrimi denilen büyük bir ayaklanma oldu ve faşizm yıkıldı. Hükumete yakın kaynaklar ele geçirildi, kamulaştırıldı. Bunlardan birisi de amcası Ledo'nun sardalya fabrikasıydı. Ledo'nun tüm malvarlığına el konuldu; malikane de dahil... Jose olanların farkında mıydı bilinmez ama yıllar sonra kişiliğini şekillendirecek olaylar yaşandığı kesindi. Bir çocuğun elinden onu mutlu eden şeylerin çocuğunu alırsanız; kalanları intikam için kullanacaktır.

Mourinho'nun elinden sadece futbol topunu alamadılar. Bir de özel okullara giderek öğrendiği yabancı dil bilgilerini. Sonraki hikayeyi biliyorsunuz. Bu bir intikam yürüyüşüydü aslında. Yıllar önce Yılmaz Erdoğan'ın gösterisinde anlattığı gibi; Ankara'da öğrencilik yaptığı yıllarda şivesi bozuk diye alay ediyorlardı; Hakkari'ye gelince de düzgün diye! O da yıllar sonra bu yaşadıklarını bir gösteriye dönüştürüp intikam alıyordu; insanlar da bilet... Mourinho'nunki de böyleydi. Yıllar önce malikanenin bahçesinde bıraktığı çocukluk sevincini kazandığı maçlardan sonra, kaldırdığı kupalardan sonra hatırlamaya çalıştı. Fakat hiçbirisi tam istediği gibi olmuyordu. Bu yüzden her seferinde bir daha denedi, bir daha, bir daha...
Mourinho geride bıraktıklarını tamamlamaya çalıştı yıllarca. Onun eksik hikayeleri var. Barcelona'da başlayan tercümanlık hikayesi, 2008'de gelen teknik direktörlük teklifini reddetmesi ile tamamlandı. Inter'le Barcelona'yı elerken başlayan yeni öykünün finalini Real Madrid'le Nou Camp'a çıkarak yazdı. Londra'ya getirdiği kupaların cilasını atmak için geri döndü. Ama bu sefer 1974 yılının tekrarını yaşıyor. Mourinho'nun yüzünde, amcasının malikanesinden ayrılırken yaşadığı hüznün ifadesi var. Her zaman reddeden Mourinho, ilk defa kabullenmiş görünüyor.
Mourinho her zaman etrafında kendisi gibi insanlar istedi. Karısı Tima'nın babası, küçük Jose'nin tüm varlıklarını yitirdiği günlerde Portekiz ordusu ile savaşırken yaralanıp, sakat kalmıştı. Angola'dan Lizbon'a sürülen bir ailenin kızıydı o da... Jose'yle kaderlerinin bir gün buluşması kaçınılmazdı yani. Madeira Adası'ndan yola çıkan sıska, sivilceli Cristiano ile de yolunun kesişmesi gerekiyordu. İç savaş yüzünden Fildişi'ni terk edip tüm uçak yolculuğu boyunca ağlayan Didier'e mutlaka sarılacaktı Premier Lig zaferi sonrası...
Mourinho içinden hiçbir zaman o çocukluk günlerini atamadı. Hamuru o günlerde yoğrulmuştu. Salazar'ın 3F'i sanki onda vücut bulmuştu. "Şampiyonlar Ligi'ni kazanmamızı önce Tanrı, sonra ben sağladım" sözlerinden de anlaşılacağı gibi egoist ve dindardı. Chelsea oyuncuları sahaya çıkarken saçlarının ve kramponlarının nasıl göründüğüne bakarken o sadece dua etmekle meşguldü. Müziği seviyordu; en ünlü müzik derbisi Rolling Stone'un kapağına bile çıktı! Futbol da, futbol işte... Zlatan'ın dediği gibi; "7/24 futbolla ilgileniyor"
Kabullenmek gerekir ki o bir kendini beğenmiş. "Eğer bu kendini beğenmişlikse, öyleyim. Ben dünyanın en iyisiyim" Bu sözlerin sahibini başka türlü ifade etmek zor. Chelsea'de Peter Kenyon sonra yeni bir CEO atanmaması, tabloid basında manşetleri süsleyen Doktor Eva'nın işine son vermesi, efsane Lampard'ın gidişine itiraz etmemesi, Terry'yi bir çırpıda yedek kulübesine hapsedişi ve daha bir çok şey onun kibrinin eseriydi. Neden başka çocuklar değil de Jose böyle oldu peki?
Bunu sadece Allah ve kendisi bilir. Tam da ona uygun bir şekilde...
Mourinho için yolun sonu gelmiş olabilir artık. İhtiyacı olan hiçbir şeye sahip değil şu an. Belki de her şey eksik. Hikayesinin sonunu yazamıyor çünkü kaleminin mürekkebi bitti. Alınacak bir intikam yok ortada. Kendisini oyuncuları tarafından ihanete uğramış hissediyor. İşte Mourinho için olabilecek en kötü senaryo! Chelsea'de Karanfil Devrimi yaklaşıyor ve Jose'nin bu sefer kaybedecek çok şeyi var.




























