İki Ankara takımının teknik direktörü bu hafta bizlere iki farklı teknik direktör profili izletti.
Güçlülerin seyir cezasının sona yaklaşması bizleri de sevindirdi. Televizyondan veya stattan o bitmek bilmeyen desteği görmek için sabırsızlanıyoruz. Daha önceki senelerde de ifade ettim, tribünleri dolduran Güçlülerin tezahüratta da teklik ettiği, aynı tezahüratı hep birlikte seslendirdiğinde bize verdiği keyif bambaşka. Her tribün ayrı hareket ettiğinde gürültüden başka bir şeye benzemiyor.
Geçen hafta iyi sinyaller veren Ankaragücü'nün bu hafta o performansı test edeceği maç olabilirdi, zira rakip en azından UEFA Avrupa Ligine oynayan Kayserispor idi. Birbirini tartan iki takım vardı sahada ilk dakikalarda. Yalnız Ankaragücü'nün sahaya çıktığı taktik, sanki deplasmanda oynuyor gibi defansifti. Sahaya yayıldığı taktikle Ümit Özat'ı yadırgadım. Güçlülerin yediği golde sadece Kulukowski'nin değil tüm defansın hatası var. Adeta sadece "yer”tutan adam tutmayan ve seyreden bir defans, Kulukowski'nin olduğu yerde boşta bir Kayserili daha vardı.
41.dakikada başlıktaki profili oluşturan ikiliden biri olan UmitOzat'ın mudahelesi geldi, eminim televizyonda bu değişikliği izleyenler arasında "Aydın mı?" diye düşünenler olmuştur. Genç hoca, elindeki alternatifli kadronun da avantajıyla sarı kartı da olmasını göz önünde bulundurarak ofansif bir değişikliğe gitti. Bununla da kalmadı ikinci yarıya başlarken Mehmet Çakır'ı sahaya sürdü, Güven'i geriye çekti. Baştaki hatasını düzeltti, en önemlisi kısa sürede bunu yaparak takımına zaman kazandırdı ve Mehmet Çakır'ın golüyle maç 1-1 tamamlandı.
Bu maça dair ilginç notlar, sadece Ümit Özat'ın çizdiği profil değil, aynı zamanda Hürriyet'e karşılaşmanın ilk yarısında uygulanan presti mesela. Moritz, Hürriyet'i savunmadayken kolladı, adam adamaya yakın bir oyun sergiledi. İkinci yarıda bundan sıyrılan tecrübeli futbolcunun faydalı olduğunu gördük. Zewlakow'un topu oyuna sokmada, geriden atak başlatmakta iyi sinyaller verdiğini gördük. Ankaragücü'nün yeni bir silahı da bu maçta iyice su yüzüne çıktı: Güven'in taç atışları. Yıldız futbolcu, bana Premier League'ten Delap'ı hatırlattı. Stoke'ta oynayan Delap'ın atışlarında hep bir kurgu var, takım bunu iyi kullanıyor, dilerim Ankaragücü de sadece iyi bir taç atışı ilekalmayıp bunu ceza sahasında varyasyonlara dönüştürebilir. Kısacası, sezon öncesi ve şu anda devam eden sezon itibariyle "ben buradayım, müdahele ediyorum” diyen bir teknik direktör profili görüyoruz, görmekteyiz. Galibiyet, beraberlik o denli önemli değil, önemli olan istikrarla aldığı kararları sürdürmesi, maçı seyreden değil, seyrine etki eden teknik direktör olarak iz bırakması. Aynen devamı dileklerimle.
PROFİL-2
Ümit Özat'a bu övgüleri iletirken, 37 haftadır takımının başında olan Thomas Doll'e ne demeli bilmiyorum. Karşılaşmayı bütün olarak değerlendirsek kırmızı-siyahlıların elle tutulur tarafı yok. Lige yeni çıkmış ve bunun üzerine neredeyse tamamen yenilenmiş bir Buca takımı, kısa sürede en azından bir şekle şemale kavuşmuş. İstediği transferleri yapmış görünen, sahada takımına müdahele eden, seyretmeyen bir Bülent Uygun var, Ümit Özat gibi.
Alman Hocanın sahaya çıkardığı onbiri eleştirmiyorum, elindeki kadro ile belki de doğru bir onbir olarak değerlendirilebilir, ne de olsa hafta boyu bu takımla çalışan kendisi doğrudur. Tabi bu kadroyu bir şekilde kuran da kendisi. Thomas Doll'ün dezavantajı defansı, forveti hatta kısmen orta sahayı bir türlü oturtamaması,sakatlar, cezalılar derken kadro tam anlamıyla yerleşmedi. Burada sıkıntıları var bunları da kabul ediyoruz, takımı yarıya yakın yenilemenin bedeli bunlar. Fakat, nasıl oluyor da yepyeni bir takım bu dirençte azimde iken kırmızı-siyahlılar bu performansta olabiliyor. Sahada futbolcularda en ufak bir iştah göze çarpmıyor.
Yenilen ilk golde herkes yanındaki adama bakarken, futbolun acımasız kurallarından boştaki adamı gözden kaçırdılar. Dakikalar 30 küsürdü sanırım soldan Murat Kalkan bomboş gitmiş kaçıyor, orta sahadaki adamlar ona verse gidecek ve belki de gol atacak, fakat kimse görmüyor onu. Kollektif bir akıl yok sahada. İyi niyetle mücadele ediyorlar ama birbirlerini tanıdığını düşündüğümüz futbolcularda bile irtibatsızlık söz konusu . Maç boyu, en az 6 yan topta Gençlerbirlikliler topa değemedi.
Thomas Doll, pek iyi gitmeyen takımında 37.dakikada mecburen değişiklik yapıyor ve diğer değişiklikleri 75.dakikaya kadar bekliyor, bu sürede takımda ne görüyor anlamak mümkün değil. Oyuna aldığı isimlerden biri, Patiyo Twambe. Yahu biz bu Patiyo'dan n eizledik Hacettepe'deyken, Gençlerbirliği'ndeyken? Ofsayta düşmekten pozisyona giremeyen bir futbolcu profiliydi. Genç takımdan bir futbolcu bulamaz mı Patiyo'nun yerine?
Bu iki profili paylaşma nedenim, aralarında muhteşem bir fark olduğunu vurgulamak değil, tam tersi sezon başında bu gidişata dikkat çekmek. Ne Ümit Özat tam anlamıyla geçer not almıştır ne de Thomas Doll henüz sınıfta kalmıştır. Lakin Alman Hoca, zamanını giderek tüketmektedir…
Güçlülerin seyir cezasının sona yaklaşması bizleri de sevindirdi. Televizyondan veya stattan o bitmek bilmeyen desteği görmek için sabırsızlanıyoruz. Daha önceki senelerde de ifade ettim, tribünleri dolduran Güçlülerin tezahüratta da teklik ettiği, aynı tezahüratı hep birlikte seslendirdiğinde bize verdiği keyif bambaşka. Her tribün ayrı hareket ettiğinde gürültüden başka bir şeye benzemiyor.
Geçen hafta iyi sinyaller veren Ankaragücü'nün bu hafta o performansı test edeceği maç olabilirdi, zira rakip en azından UEFA Avrupa Ligine oynayan Kayserispor idi. Birbirini tartan iki takım vardı sahada ilk dakikalarda. Yalnız Ankaragücü'nün sahaya çıktığı taktik, sanki deplasmanda oynuyor gibi defansifti. Sahaya yayıldığı taktikle Ümit Özat'ı yadırgadım. Güçlülerin yediği golde sadece Kulukowski'nin değil tüm defansın hatası var. Adeta sadece "yer”tutan adam tutmayan ve seyreden bir defans, Kulukowski'nin olduğu yerde boşta bir Kayserili daha vardı.
41.dakikada başlıktaki profili oluşturan ikiliden biri olan UmitOzat'ın mudahelesi geldi, eminim televizyonda bu değişikliği izleyenler arasında "Aydın mı?" diye düşünenler olmuştur. Genç hoca, elindeki alternatifli kadronun da avantajıyla sarı kartı da olmasını göz önünde bulundurarak ofansif bir değişikliğe gitti. Bununla da kalmadı ikinci yarıya başlarken Mehmet Çakır'ı sahaya sürdü, Güven'i geriye çekti. Baştaki hatasını düzeltti, en önemlisi kısa sürede bunu yaparak takımına zaman kazandırdı ve Mehmet Çakır'ın golüyle maç 1-1 tamamlandı.
Bu maça dair ilginç notlar, sadece Ümit Özat'ın çizdiği profil değil, aynı zamanda Hürriyet'e karşılaşmanın ilk yarısında uygulanan presti mesela. Moritz, Hürriyet'i savunmadayken kolladı, adam adamaya yakın bir oyun sergiledi. İkinci yarıda bundan sıyrılan tecrübeli futbolcunun faydalı olduğunu gördük. Zewlakow'un topu oyuna sokmada, geriden atak başlatmakta iyi sinyaller verdiğini gördük. Ankaragücü'nün yeni bir silahı da bu maçta iyice su yüzüne çıktı: Güven'in taç atışları. Yıldız futbolcu, bana Premier League'ten Delap'ı hatırlattı. Stoke'ta oynayan Delap'ın atışlarında hep bir kurgu var, takım bunu iyi kullanıyor, dilerim Ankaragücü de sadece iyi bir taç atışı ilekalmayıp bunu ceza sahasında varyasyonlara dönüştürebilir. Kısacası, sezon öncesi ve şu anda devam eden sezon itibariyle "ben buradayım, müdahele ediyorum” diyen bir teknik direktör profili görüyoruz, görmekteyiz. Galibiyet, beraberlik o denli önemli değil, önemli olan istikrarla aldığı kararları sürdürmesi, maçı seyreden değil, seyrine etki eden teknik direktör olarak iz bırakması. Aynen devamı dileklerimle.
PROFİL-2
Ümit Özat'a bu övgüleri iletirken, 37 haftadır takımının başında olan Thomas Doll'e ne demeli bilmiyorum. Karşılaşmayı bütün olarak değerlendirsek kırmızı-siyahlıların elle tutulur tarafı yok. Lige yeni çıkmış ve bunun üzerine neredeyse tamamen yenilenmiş bir Buca takımı, kısa sürede en azından bir şekle şemale kavuşmuş. İstediği transferleri yapmış görünen, sahada takımına müdahele eden, seyretmeyen bir Bülent Uygun var, Ümit Özat gibi.
Alman Hocanın sahaya çıkardığı onbiri eleştirmiyorum, elindeki kadro ile belki de doğru bir onbir olarak değerlendirilebilir, ne de olsa hafta boyu bu takımla çalışan kendisi doğrudur. Tabi bu kadroyu bir şekilde kuran da kendisi. Thomas Doll'ün dezavantajı defansı, forveti hatta kısmen orta sahayı bir türlü oturtamaması,sakatlar, cezalılar derken kadro tam anlamıyla yerleşmedi. Burada sıkıntıları var bunları da kabul ediyoruz, takımı yarıya yakın yenilemenin bedeli bunlar. Fakat, nasıl oluyor da yepyeni bir takım bu dirençte azimde iken kırmızı-siyahlılar bu performansta olabiliyor. Sahada futbolcularda en ufak bir iştah göze çarpmıyor.
Yenilen ilk golde herkes yanındaki adama bakarken, futbolun acımasız kurallarından boştaki adamı gözden kaçırdılar. Dakikalar 30 küsürdü sanırım soldan Murat Kalkan bomboş gitmiş kaçıyor, orta sahadaki adamlar ona verse gidecek ve belki de gol atacak, fakat kimse görmüyor onu. Kollektif bir akıl yok sahada. İyi niyetle mücadele ediyorlar ama birbirlerini tanıdığını düşündüğümüz futbolcularda bile irtibatsızlık söz konusu . Maç boyu, en az 6 yan topta Gençlerbirlikliler topa değemedi.
Thomas Doll, pek iyi gitmeyen takımında 37.dakikada mecburen değişiklik yapıyor ve diğer değişiklikleri 75.dakikaya kadar bekliyor, bu sürede takımda ne görüyor anlamak mümkün değil. Oyuna aldığı isimlerden biri, Patiyo Twambe. Yahu biz bu Patiyo'dan n eizledik Hacettepe'deyken, Gençlerbirliği'ndeyken? Ofsayta düşmekten pozisyona giremeyen bir futbolcu profiliydi. Genç takımdan bir futbolcu bulamaz mı Patiyo'nun yerine?
Bu iki profili paylaşma nedenim, aralarında muhteşem bir fark olduğunu vurgulamak değil, tam tersi sezon başında bu gidişata dikkat çekmek. Ne Ümit Özat tam anlamıyla geçer not almıştır ne de Thomas Doll henüz sınıfta kalmıştır. Lakin Alman Hoca, zamanını giderek tüketmektedir…

















