Finlandiya'da 'Aziz Yıldırım'

Ülkemizdeki beton şeklinde üzerimize gelen gündemden bir süreliğine kaçıp, 8. Üniversitelerarası Avrupa Futsal Şampiyonası için Finlandiya topraklarına konuk olduk. Gece 12'de güneşin batmadığı bu yeşil mi yeşil kara parçasında farklı, rahat ve özgür bir hayat var...

Haber; Sporx.com
Abone Ol
Finlandiya'da 'Aziz Yıldırım'
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
27 Temmuz 2011 16:01
Esat DERGİ - FİNLANDİYA / SPORX
twitter.com/esatdergi


Türkiye ağır hem de çok ağır. Patlak veren teşvik ve şike soruşturması, yaşananlar, beklenenler, ortada yuvarlananlar adeta bir kalp testi. Olur da bana sorarsanız, orduya karşı cephede dik duran bir şeyler var halen...

Futbolseverlerin bir yanında şu var, aldatılmış hissediyor kendini. Bir diğeri derin düşüncelere emanet etmiş kendini, bir kısım ise taraf, müthiş bir PR çalışmasıyla yürütülen operasyon, infazlar, adalet sağlamak için işlenen suçlara da ortak.

Adalet, "herkes için" demek değil miydi? "... And justice for all" diye şarkıyı Metallica boşuna mı yazmıştı oysa... Ortada suç varsa sonuna kadar suçlular cezasını çekmeli demeyen hangi takım taraftarı var ki? Ama amacın suçu temizlemek olacak...

Gelin bunları bir süreliğine bırakalım, ben gezdim, biraz da sizi gezdireyim...

İşte bu yorgunlukta, isyandayken Finlandiya topraklarına attım kendimi. Başkent Helsinki ve Kuzey Avrupa'nın denize kıyısı olmayan, ülkenin üçüncü kalabalık kenti Tampere (Nokia’nın memleketi) ile ufak şirinlik abidesi Hämeenlinna bize dokunuverdi.

8. Uluslararası Avrupa Futsal Şampiyonası sebeb-i ziyaretimiz. Ege Üniversitesi Futsal Takımı'na sponsor olan Vodafone'un konuğuyuz. Ulusal adıyla futsal, bizim deyişimizle "salon futbolu" 1930'lu yıllarda Uruguay'da ortaya çıkan, Brezilya'nın Sao Paulo sokaklarından yer küreye zıplayan bir spor. İspanya ve Brezilya bu sporun şu an zirvesindeki ülkeler. Bizim ülkeye girişi ise henüz 10. yılını doldurmadı.

Futsal oyunu, kapalı kortta ya da salonda oynanan futbol olsa da oyunun kurgusu basketbol ile eşdeğerde: Sınırsız oyuncu değişikliği hakkı, oyuncu sayısı, 20'şer dakikalık iki devre, molalar, sürenin top dışarı çıktığında durdurulması, oyun setleri...

Eski bir futbolcu olarak salona girdiğim an o özel parkenin üzerine atıyorum kendimi, ayağıma hocadan top geliyor ama o top pek de bildiğimiz bir meşin değil. Normal futbol topundan daha küçük olan bu meşinin en büyük özelliği çok zıplamaması. Bizim ülkemizde futsalın ilk yıllarında ise salonda futbol topu kullanılıyordu. Dışarıdan getirilen tuhaf tuhaf toplar salondaki sporcuları o yıllar şaşırtmıştı.

GALERİ İÇİN TIKLAYIN



FUTSAL'LAYAMASAK DA MI SAKLASAK...


Üniversitelerarası Avrupa Futsal Şampiyonası bu yıl Finlandiya'nın Tampere şehrinde düzenlendi. Mutlu sona erkeklerde Valencia Üniversitesi uzanırken, kadınlarda Polonyalı kızlar o meşhur ipi göğüsledi.  Bizim çocuklar 18. sırada kaldı, fakat yaşadıkları deneyim her şeyin üstünde. Azerbaycan ile bizim çocukların oynadığı klasman maçındayız. Nefes almadan konuşan bir Azeri kaleci ile zaman zaman parke üstündeki gerilim canımızı sıksa  da tribünlerde 7-8 gazetecinin kendini kaybederek, özellikle Necla abla, "biz futbolu işte böyle severiz" durumu bir şeylerin dışa vurumuydu adete. Ecnebilerin "passion", bizim ise “tutku” dediğimiz şey gerçekten bizde bolca var.

Futsal Avrupa'da bir altyapı olma yolunda hızla ilerliyor. Oluşan bir "salon futbolcusu" konumu var. Salonda yükselen futbolcular çimde deneniyor ve çimde olmazsa burada kalarak yaşamına mutlu mesut devam ediyor. Bizde ise yeni yeni düzene oturan bir lig mevcut. Ege Üniversitesi’nden oyuncu hemşehrilerim ise burada tanıştıkları futsalı genelde şu cümle ile çerçeveliyor; "Burada futsal daha çok fizik ve kuvvete dayalıymış." Maç içinde sürekli kullanılan "pis burun" denilen vuruş ise topun şiddetini artırmak için. Halı sahada biz öyle vurduğumuzda tuhaf bakışlar etrafımızı sarardı oysa, tamam topa şiddete evet.

Çabukluk, hızlı düşünme ve tekniği artırıcı bu futbol ilacı, futsal ile büyümüş ve bu oyuna aşık olan Brezilyalı Kaka, Ronaldinho, Robinho ve Alex de Souza gibi isimlerde mevcut. Portekiz semalarından Ricardo Quaresma ve Cristiano Ronaldo'nun da buralardan teşrif ettiğini hatırlatalım.

Sadece teknik ise bu oyuna yetmiyor. Misal, Futsal A Milli Takımı elemelerine hepimizin futbolculuk döneminde sol ayağı mis gibi dediğimiz Altan Aksoy giriyor ve yeterli görünmüyor. Bu oyunun eğlenceli tarafı da “top severleri” çekiyor. İşte bu "eğlenceli kısmında" gelin Ege Üniversitesi takımına neden sponsor olduklarını öğrenelim. Vodafone Türkiye Sponsorluk Yöneticisi Ender Uslu'dan dinliyoruz;

"Vodafone Türkiye olarak sporu seviyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumun gelişim sürecinde sporun önemli katkılar yapacağına inanıyoruz. Derin deniz balıkçılığından global sponsorluğumuz olan Formula 1'e, sporun çeşitli alanlarına bugüne kadar yatırımlar yaptık. Özellikle ülkemizde ilginin yüksek olduğu futbol konusunda birçok destekler vererek futbolun güzelliklerini ve keyfini ön plana çıkartacak çalışmalar gerçekleştirmeye özen gösteriyoruz.

Bu tip organizasyonların takımlarımıza önemli deneyimler kattığını düşünüyoruz. Hem sportif anlamda gençlerimizi geliştirirken oyuncularımızın hayat görüşü ve çevrelerini genişletmek bu sayede ülkemize faydalı bireylerin yetişmesine ön ayak olmak bizi son derece memnun ediyor. Vodafone Türkiye olarak sporu, futbolu ve futbolun güzelliklerini desteklemeye devam edeceğiz..."

Oyunun güzelliklerine ne kadar ihtiyaç var şu sıralar değil mi? "Güzel olan" kelimesine bir markanın yakın markaj yapması kadar doğru bir şey yok....



Özellikle üniversitelerde futsal, futbol ve eğitim işini ikisi bir arada halledebilen müthiş bir altyapı potansiyelinde. Elbette buradaki sistem ve setlerin saha genişlediğinde altyapısı buradan gelen oyuncu için zorlukları da mevcut.

Benim aklımın bir kısmında parkeden çıkarken yine Finli güzel kız dostlar olsa da bir kısmında şu soru vardı: "NBA'in bir nevi alt yapısı NCAA, futbolun altyapı kollarından biri A2 Ligi ve Akademiler kadar neden futsal da olmasın?" Sahi siz ne düşünüyorsunuz...



FİNLANDİYA'DA SPOR KÜLTÜRÜ


Finlandiya her ne kadar futbolun da sevildiği bir toprak bütünlüğüne sahip olsa da ilginin yoğunlaştığı spor dalları sırasıyla Formula 1, ralli, buz Hokeyi, futbol ve çeşitli kış sporları şeklinde. Yani bizden bir hayli farklı bir spor kültürüne sahipler. Helsinki'den ayrılırken bir barda 30-40 kişinin ellerinde bira ile takip ettiği televizyon merakımı celp etmişti. Oraya yaklaştığımda karşılaştığım manzara bu grubun Formula 1 yarışını seyretmesi ve bu yarışı kendi aralarında tartışarak takip etmesiydi.

Buz Hokeyi'nde bu yıl ikinci kez dünya şampiyonluğuna ulaşan Finliler bu coşkuyu ise Helsinki meydanında yaklaşık 100 bin kişi toplanarak kutlamışlar. Ezeli rakipleri olan ve bir de ilginç lakap (Homo) takarak seslendikleri İsveçlilerin bir hayli kulaklarını çınlatmışlar.

Motor sporları, buz hokeyi gibi futbol da popüler ama azılı bir fanatizm yok. Formayı sırtlarına geçirme alışkanlığı ise hiç. Yerel bir futbol stadında idmanda top koşturan ufak Ronaldo formalı bir velet, bisiklet süren bir İtalya tişörtlü arkadaş, bir de Kobe Bryant formasıyla geleneksel bir halk konserinde kafa sallayan yoldaş gözüme çarptı.



MAHALLE STADI'NDA TARTAN PİST


Tampere'de ayaküstü uğradığım bir profesyonel statta ise tartan pistin olması dikkatimi çekti. Sokakta insanların olmadığı bir şehirde statta futbol oynayan ve kız kardeşiyle uzun atlama yapan çocukları görmek onların spor kafalarını bize yansıtıyor.

Türkiye'de kaç statta tartan pist var? Kaç kulübün övündüğü o binlerce kişi kapasiteli, futbol endüstrisinin tüm lüks şartlarını sağlayan stadyumlarında atletizm önemli?

Finli F1 pilotu Mika Häkkinen ile Alman efsane Michael Schumacher arasındaki rekabetle büyüyen, son dönemde bir başka Finli pilot Kimi Räikkönen'in bahtsızlığına tanıklık eden bu bünyenin en çok hayran kaldığı Finli ayaklar ise Jari Olavi Litmanen'di. 40'lık oyuncu faal futbol yaşantısını HJK Helsinki'de devam ettiriyor, ne yazık ki bir araya gelemedik.

Bizim ata sporumuz güreş ise, Finlilerin kökünde ise beyzbolun hızlısı diyebileceğimiz Pesäpallo adlı spor var. Spor kültürlerine ait en direkt örneği ise şu şekilde verelim.

Helsinki sokaklarında hızla bir kitapçı arayan ben bu isteğime dev bir mağaza ile ulaştım. İşim gereği spor dergileri rafını bulup, inceleyebileceğim futbol dergileri almayı kafaya koymuştum. Bunu artık Sporx'in bünyesinde yer alan Futbol Extra dergisi için fikir verir diye yapmayı ummuştum ki öyle ortada kaldım. Spor bölümünde yer alan 50 kadar derginin 40'ı motorsporları, motosiklet, bisiklet dalları üstüneydi.

Ne yapıp ettiysem, olduramadım.



İDDAASEVERLERİN MEKANI İŞTE BURASI


Tampere'ye kadar gelmişken Türkiye'de İddaa oyunuyla meşhur olan Tampere futbol takımının maçlarını oynadığı Ratina Stadı'nı da görmemek olmazdı. 1965 yapımı, 2004'te bir yenileme ile karşı karşıya kalan 17 bin kişilik bu stat çoğu İddaaseverin umutlarının bağlandığı yer. Finlandiya içinde statlarda olduğu gibi burada da dikkati çeken tartan pist, stat içindeki atletizm işaretleri ve çalışan çocuklardı.

BİTMEK BİLMEYEN FENERBAHÇE

Finlandiya topraklarında Helsinki'de, Tampere'de nerede olursa olsun ekibimizin ana gündem maddesi Türkiye ve Fenerbahçe'ydi. Yaşanan tartışmalar fanatizm boyutundan başlarken, gazeteci boyutunda sona eriyordu. Sonuç? Adaletse herkes için adalet, en azından benim için. Seycan'ın "Finlandiya'daaa bile Fenerbahçe konuşuluyor" twitini ise geldikten sonra gördüm ve ona kötü laflar hazırladım.


(Foto: Menderes Özel)

AZİ
Z YILDIRIM'A DOKUNUYORLAR ÇÜNKÜ...

Hazır Fenerbahçe demişken, ilginç bir spor kültürü olan Helsinki'de belki Finlandiyalı ezeli fanatikler yoktu. Ama şehir içindeki yerel pazarda tam da Fenerbahçelilerin sıkıntılı günler geçirdiği bir dönemde sarı-lacivert formalı dik bir adamı görmek beni şaşırttı. Burada pazarcılık yapan Türk arkadaşımıza son dönemde yaşananları da sordum.

Aldığım cevap o taraftan Türkiye'nin nasıl gözüktüğünü göstermesi açısından ilginçti. Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe ile ilgili olanlara Finlandiya'daki bir Fenerbahçeli diyor ki; "Halis Toprak'a da aynısını yaptılar. Aziz Yıldırım'a da aynı şeyi yapıyorlar. O da genç bir eş aldı, başına bunlar geldi. Toprak da genç birini eş almıştı." Gerçekten ilginç (!) bir bakış açısı.

Helsinki sokaklarında bir adet Beşiktaş formalı dostumuz ile de karşılaşırken Finli şöförümüz ile Türk futbolu üstüne yaptığımız sohbette sözler beş dakika kesintisiz olarak Galatasaray ve onun Avrupa'da estiği yıllara geldi. Burada da ilk ve en çok bilinen sarı-kırmızılı takımdı.



E biraz da Finlandiya...

Kalbimin bir diğer yarısını burada bırakarak ayrıldım bu ülkeden. Çok fazla tarihi dokusu ve gezilecek noktası olmasa da yeşil ve mavinin bütünleştiği, özelikle yeşillik konusunda sıkıntısız bir yerde bulunmak insana huzur veriyor.

Benim kalbimin yarısı güzel kızlarda kaldı o ayrı, eyledim gitti.

Helsinki ve Tampere'de de halkın rahatlığı "keşke" dedirtti. Elbette İstanbul ve Türkiye düşünüldüğünde onların da "keşke" diyeceği çok şey mevcut. Yaklaşık 250 kadar gölün yer aldığı bu topraklarda kafamızı güzelleştiren ise gece 12:00'de güneşin tepede olması, güneşin gün içinde sadece 2-3 saatliğine batıyor gibi yapmasıydı.

Hizmet sektörünün sınıfta kaldığı Finlandiya'da da çeşitli Avrupa ülkelerindeki gibi bisiklet kültürü tavan yapıyor. Lüks bir restorana bayramlıklarını giyip gelen iki çift bisiklet ile gelip, bisiklet ile ayrılıyor. Müziği hayatının yarısından yüzde 30 fazlası ilan eden ben için bu yetenekli topraklara giderken içimdeki heyecan ise orada tamamıyla karşılanmadı. Canlı çalan dostları çok sık ziyaret edemedik ama rock ruhu mevcut; Apocalyptica, Nightwish, Children of Bodom'dan özür diliyoruz.



Köprünün ayaklarına kilitler asma, heykelin baş parmağını okşama, Helsinki Meydanı'ndaki heykelden ağza su çekme gibi inançlar da var. Kilitler evlilikleri sağlama alma, baş parmağı okşama ve su ise cinsel hurafeler...

Çok rahat olan bu arkadaşların çalışma saatleri de oldukça heyecanlı. 6:00'dan sonra bazı marketler ve restoranlar hariç açık bir yer bulmak pek mümkün değil ve işbaşı genelde 10:00-11:00'de başlıyor. Güzel hayat!..

7 kişilik ekibinin belki de hiçbir futbol takımında olmayan uyumu, nur topu gibi anlayışlı güzel insanlar:

Geceleri bol bol Finlandiya havasını aldığım Özgür ağabey (Özgür Yici, Sabah.com.tr), sohbet etmekten keyif aldığım ve çoğu zaman kesiştiğimiz Menderes Özel (Milliyet Cadde), gönülleri fetheden Necla Ablam (Necla Dalan, Vatan), bu ekibi "Merhaba Seycan beeeeen" sloganıyla voltrana dönüştüren Seycan Aksu (Hürriyet) ve tabii ki Red Unite'den Tuba hanım (yazı ya hanım, mecburen) ve işbirliği yaptığımız Vodafone'den Ender Uslu.

Herhalde bu ekibi ayırmak pek kolay olmayacak, dört günde eğlence ve uyum ne demek çok iyi gördüm, ilk hedefimiz Akdeniz!..

Tampere'de yaşanan, Tampere'de kalır, özeller de bize kalsın diyerek "özellerinizi yazın" diyen Ertuğrul Özkök'ü de analım...

Sevgiler.

GALERİ İÇİN TIKLAYIN











GALERİ İÇİN TIKLAYIN



Tümü
TÜMÜ