Amme Suresi kaçıncı sayfa (Nebe Suresi)

Mübarek Kadir Gecesi'nin en çok aratılan konularından biri Amme olarak bilinen Nebe Suresi. Kuranı Kerim'in 581. sayfasında yer alan Amme'nin Arapça ve Türkçe okunuşunu bulabilirsiniz.

20 Mayıs 2020 00:34
Amme Suresi kaçıncı sayfa (Nebe Suresi)
Nebe suresinde ağırlıklı olarak kıyamet, öldükten sonra dirilme, hesap, ceza ve mükafat konuları ele alınmış, allah'ın varlık ve kudretini gösteren deliller ile melekler konusuna da yer verilmiştir
Nebe Suresi Oku - Amme Suresi Ne Demek?

Nebe Suresi, adını ikinci ayette geçen 'enNebe'' kelimesinden almıştır. Nebe, haber demektir.

Nebe Suresi Oku - amme Suresi Türkçe Okunuşu

1. amme yetesaelune.
2. aninnebeil'azıymi.
3. Elleziy hum fiyhi muhtelifune.
4. Kella seya'lemune.
5. Sümme kella seya'lemune.
6. Elem nec'alil'arda mihaden.
7. Velcibale evtaden.
8. Ve halaknakum ezvacen.
9. Ve ce'alna nevmekum subaten.
10. Ve ce'alnelleyle libasen.
11. Ve ce'alnennehare me'aşen.
12. Ve beneyna fevkakum seb'an şidaden.
13. Ve ce'alna siracen vehhacen.
14. Ve enzelna minelmu'sırati maen seccacen.
15. Linuhrice bihi habben ve nebaten.
16. Ve cennatin elfafen.
17. inne yevmelfasli kane miykaten.
18. Yevme yunfehu fiyssuri fete'tune efvacen.
19. Ve futihatissemau fekanet ebvaben.
20. Ve suyyiretilcibalu fekanet seraben.
21. inne cehenneme kanet mirsaden
22. Littağıyne meaben.
23. Labisiyne fiyha ahkaben.
24. La yezukune fiyha berden ve la şeraben.
25. illa hamiymen ve ğassakan.
26. Cezaen vifakan.
27. innehum kanu la yercune hısaben.
28. Ve kezzebu biayatina kizzaben.
29. Ve kulle şey'in ahsaynahü kitaben.
30. Fezuku felen neziydekum illa 'azaben.
31. inne lilmuttekıyne mefazen.
32. Hadaika ve a'naben.
33. Ve keva'ıbe etraben.
34. Ve ke'sen dihakan.
35. La yesme'une fiyha lağven ve la kizzaben.
36. Cezaen min rabbike 'ataen hısaben.
37. Rabbissemavati vel'ardı ve ma beynehumerrahmani la yemlikune minhu hıtaben.
38. Yevme yekumurruhu velmelaiketu saffen la yetekellemune illa men ezine lehurrahmanu ve kale savaben.
39. Zalikelyevmulhakku femen şaettehaze ila rabbihi meaben.
40. inna enzernakum 'azaben kariyben yevme yenzurulmer'u ma kaddemet yedahu ve yekululkafiru ya leyteniy kuntu turaben.
AMME SURESİ ARAPÇA OKUNUŞ




Nebe Suresi Oku - amme Suresi Diyanet Meali Rahman ve Rahim olan Allah´ın adıyla

Birbirlerine neyi soruyorlar? ﴾1﴿ Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? ﴾2-3﴿ Hayır, ileride bilecekler. ﴾4﴿ Yine hayır; ileride bilecekler. ﴾5﴿ Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? ﴾6-7﴿ Sizleri (erkekli-dişili) eşler halinde yarattık. ﴾8﴿ Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. ﴾9﴿ Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. ﴾10﴿ Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. ﴾11﴿ Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. ﴾12﴿ alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. ﴾13﴿ Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. ﴾14-16﴿ Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. ﴾17﴿ Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. ﴾18﴿ Gök açılır ve kapı kapı olur. ﴾19﴿ Dağlar yürütülür, serap haline gelir. ﴾20﴿ Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. ﴾21-23﴿ Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! ﴾24﴿ ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. ﴾25-26﴿ Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. ﴾27﴿ ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. ﴾28﴿ Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik. ﴾29﴿ Kafirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız." ﴾30﴿ Şüphesiz allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾31-34﴿ Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. ﴾35﴿ Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. ﴾36-38﴿ işte bu, hak olan gündür. artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. ﴾39﴿ Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık. ﴾40﴿

NEBE aMME SURESi FaZiLETi VE TEFSiRi

Nebe' "önemli haber" demektir. Burada ise "kıyamet haberi" anlamında kullanılmıştır. Kıyamet gününde evrendeki mevcut kozmik düzenin bozulması, allah'tan başka var olan her şeyin yok olması, öldükten sonra yeniden dirilme, hesaba çekilme vb. önemli olaylar meydana geleceği için onunla ilgili habere "büyük haber" denilmiştir. "Haberden maksat kıyamet olayları değil onu bildiren Kur'an'dır veya Hz. Muhammed'in peygamberliğidir" diyenler de vardır (ateş, X, 286; krş. Sad 38/67). Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber müşriklere allah'ın birliğinden ve öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğinden bahsedip de onlara Kur'an ayetlerini okuyunca, "Muhammed ne getirdi? Neler anlatıyor?" diye birbirlerine sormaya başlamışlar, bunun üzerine açıklanan ayetler inmiştir (Şevkani, V, 419-420).) 

insanlığın yaşamasına uygun bir duruma getirilmiş olan yer küresi, üstünde insanların oturup kalkmasına, yatıp uyumasına elverişli olan döşeğe benzetilirken dağlar da arzı yerinde ve dengede tutmak için çakılmış kazıklara benzetilmiştir. Çünkü dağlar yer yuvarlağının dengesini sağlamaktadır. Nitekim başka ayet-i kerimelerde insanları sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağların yerleştirildiği bildirilmiştir (mesela bk. Nahl 16/15; Mürselat 77/27). Dağların, içinde madenlerin bulunması, suların birikmesi, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. allah Teala, yaratıp dağlarla dengesini sağladığı bu yeryüzünde insanların huzur ve sükûn içerisinde mutlu bir şekilde yaşamaları ve nesillerini devam ettirmeleri için onları erkekli dişili çiftler yaratmıştır; 8. ayet bunu ifade eder (krş. Rûm 30/21; Necm 53/45).

"Dinlenme" vesilesi diye çevirdiğimiz sübat kelimesi sözlük manaları yanında mecaz olarak "ölüm" anlamında da kullanılmaktadır. Uyku bir dereceye kadar hareket ve faaliyeti kestiği için ölüme benzetilerek ona da sübat denmiştir (Zemahşeri, IV, 207; Şevkani, V, 421).

 "Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık" mealindeki 12. ayet bazı farklılıklarla Kur'an'da birkaç defa geçmiş, oralarda gereken açıklama yapılmıştır (mesela bk. Bakara 2/29; Mülk 67/3). Kubbemsi gökleri, alev alev yanarak dünyayı aydınlatan güneşi, bolca yağmur indirerek yeryüzünde birçok nimetin yetişmesine ve hayatın devam etmesine vesile olan bulutları yaratan yüce kudret, bu evreni yok edip mahiyeti ve sistemiyle yeni bir alem kurmaya elbette kadirdir; işte o ahiret alemidir.

"ayırım günü"nden maksat hakkın batıldan, haklının haksızdan, müminin inkarcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenab-ı allah'ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. işte o güne "ayırım günü" veya "hüküm günü" denmesinin sebebi budur (Kurtubi, XIX, 173).

Bu ayet "Şüphesiz buluşma günümüz ayırım günü olacaktır" şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır (sûr hakkında bilgi için bk. En'am 6/73; Hakka 69/13).

Sûrenin başından buraya kadar Yüce allah'ın kudretini gösteren deliller sıralanarak yeniden dirilmenin gerçekleşeceği açıkça ortaya konduktan sonra inkarcıların ahiretteki durumları ele alınmıştır. Mülk sûresinin 8. ayetinde canlı bir varlık gibi tasvir edilerek neredeyse öfkesinden çatlayacak duruma geleceği bildirilen cehennem, burada da pusuda düşmanı gözetleyen bir savaşçı gibi tasvir edilmektedir.

23. ayetteki ahkab kelimesi "belirsiz uzun süre" anlamına gelen hukubun çoğuludur. Bu kelimenin cehennem azabının süresiyle ilgili olması, islam alimleri arasında önemli bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. ilk dönemlerden itibaren aralarında Hz. Ömer, Hz. ali ve abdullah b. abbas ile ibn Teymiyye gibi önde gelen Sünniler'in de bulunduğu bazı alimler ve ibnü'l-arabi, Mevlana Celaleddin-i Rûmi gibi bir kısım mutasavvıflar, diğer bazı ayetler yanında (mesela bk. En'am 6/128; Hûd 11/106-108), özellikle "Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar" mealindeki konumuz olan 23. ayete, ayrıca allah'ın rahmetinin her şeyi kuşattığını (a'raf 7/156), rahmetinin azabına üstün geldiğini, azabını geçtiğini (Buhari, "Tevhid", 15, 55; Müslim, "Tevbe", 14-16) bildiren ayet ve hadislere dayanarak cehennemin ve / veya cehennem azabının, uzun asırlar ifade eden bir sürenin ardından sona ereceğini yahut içindekilerin azaptan etkilenmeyecek hale geleceklerini düşünmüşlerdir. Ehl-i sünnet alimlerinin büyük çoğunluğu ise diğer bazı deliller yanında, Kur'an-ı Kerim'in ilgili birçok yerinde sık sık ebedilik anlamı içeren "hulûd" ve "ebed" kavramlarının kullanılmasına ve daha başka delillere dayanarak, inkarcılar ve müşrikler için cehennem azabının sonsuzluğunu savunmuşlardır (bu konuyla ilgili tartışmalar ve ileri sürülen deliller hakkında geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, "azap", Dia, IV, 305-309; Bekir Topaloğlu, "Cehennem", VII, 231-232).

ağırlıklı yoruma göre 29. ayette kayıt altına alındığı bildirilen, "her şey" ile insanların sorumluluğu gerektiren inanç ve amelleri, iyilik ve kötülükleri; bunların kaydedildiği "kitap" ile de amel defteri veya levh-i mahfûz kastedilmiştir. ayet, insanların dünyada yaptıklarından hiçbir şeyin allah'a gizli kalmayacağını, yaptıkları her şeyden hesaba çekileceklerini gösterir. Hesapları görüldükten sonra inkarcılara, "Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır" diye hitap edilir. Hz. Peygamber'in, Kur'an'da en ağır hitabın bu ayet olduğunu söylediği rivayet edilmiştir (Kurtubi, XIX, 182). Durumu açıklayan başka ayetlere göre onların derileri yandıkça yenilenecek (Nisa 4/56), cehennemin ateşi hafifledikçe de ateş arttırılarak azapları devam edecektir (isra 17/97).

Yeri geldikçe belirtildiği, özellikle bir kutsi hadiste de ifade buyurulduğu üzere, 31. ayette "müttakiler" şeklinde anılan itaatkar müminler için ahirette hazırlanan nimetler, lutuf ve ikramlar "gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer aklının tam olarak tasavvur edemeyeceği türdendir" (Buhari, "Tevhid", 35; Müslim, "Îman", 312). Çünkü bütünüyle ahiret gayb alanıdır; gaybı da allah'tan başkası bilemez (bk. Bakara 2/3). Bununla birlikte, allah Teala, kullarının uhrevi nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlarda bir arzu uyandırmak için, birçok ayette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsili bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladıkları, sevdikleri nesneler ve hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur'an'ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, keza bu anlatımdan, ahirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ameline zihni ve ruhi kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür (bk. Fussılet 41/30-33).

"Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır" diye tercüme ettiğimiz 36. ayete, "Bunlar rabbinden, amellerine göre hesap ve takdir edilmiş bolca mükafatlardır" şeklinde de mana verilmiştir (ibn aşûr, XXX, 47-48). Burada kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan amellerin karşılığının, başka ayetlerde allah'ın lutfu olarak on katı (En'am 6/160), 700 katı (Bakara 2/261), hatta hesapsız (Zümer 39/10) bir şekilde kat kat verileceği bildirilmiştir. 26. ayette azgınlara verilecek cezanın dünyada yaptıklarına uygun bir karşılık olduğu bildirilmişti. Burada da müminlerin yaptıklarına karşılık olarak verilecek ödülün allah'ın bolca lutfu ve bağışı olduğu belirtilmektedir. 36. ayette müminlere ahirette verilecek nimetlerin niceliğini bildiren hisaben kelimesi, "çok, bol bol, yeter deyinceye kadar" şeklinde yorumlandığı gibi, "yeterli, kafi miktarda, amellerin miktarına göre, hak edişe göre" şeklinde de açıklanmıştır. ancak mealde biz, kısmen birbirinden farklı olan bu iki yorumdan ilkini tercih ettik. Çünkü ödülün, amellere göre kat kat fazlasıyla, hatta hesapsız verileceğini bildiren ayetler de vardır (Bakara 2/261; Zümer 39/10; Gafir 40/40) ve bu ayetlerde ahirette ödüllerin hak edişe göre ölçülü değil, allah'ın razı olduğu kullarına, ölçüye ve hesaba sığmaz lutufları olarak verileceği belirtilmektedir.

Burada allah Teala'nın, müminlerin de müşriklerin de rabbi olduğuna bir ima vardır. Çünkü yüce allah yerlerin, göklerin ve evrendeki her şeyin rabbidir. O, rahman isminin bir tecellisi olarak bütün insanlara rahmetiyle muamele edip her türlü nimeti lutfettiği halde, müşrikler cehalet ve nankörlüklerinin sonucu olarak allah'ı bırakıp başka varlıklara tapmışlar, onların kendilerini allah'a yaklaştıracağını (bk. Zümer 39/3) ve O'nun huzurunda kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia etmişlerdir (Yûnus 10/18). Böylece allah'ın rahman isminin gereği olan rahmetten de kendi iradeleriyle kendilerini mahrum bırakmışlardır. Hesap gününde bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayınca özür dilemeye kalkışsalar dahi kendilerine ne konuşma izni verilecek ne de özür dileme izni (krş. Mürselat 77/36). Çünkü o gün, kulların kendilerine düşeni yapma günü değil, dünyada yaptıklarının karşılığını görme günüdür, hüküm ve hesap günüdür. Bu sebeple o gün sadece allah'ın hoşnut olduğu ve konuşmasına izin verdiği kimseler konuşacaklar ve bunlar da ancak gerçeği söyleyeceklerdir. Bütün bu açıklamaların asıl maksadı ise insanların fırsat eldeyken akıllı hareket ederek allah'ın iradesine uygun bir hayat çizgisi benimseyip o çizgide sapmadan ilerlemeleridir.

Müfessirler 38. ayette zikredilen ruh hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır; "meleklerden büyük bir melek, Cebrail, meleklerin ileri gelenleri" diyenler bulunduğu gibi, allah'ın melek olmayan ordularından bir ordu, ademoğulları, ademoğulları'nın ruhları veya Kur'an olduğunu söyleyenler de vardır (bk. Razi, XXXI, 24; Şevkani, V, 428). Ruh ve melekler, allah'a yakın olmalarına rağmen O izin vermedikçe hiçbir kimse hakkında şefaat edemeyeceklerdir (krş. Yûnus 10/3). ayrıca, konuşmalarına izin verilenler ancak doğruyu söyleyecekler; çünkü orada hiçbir şeyi gizlemek mümkün olmayacaktır.

ahiret gününün gerçek olduğu tekrar vurgulanmış; ancak insanların, allah'a giden yolu seçip seçmeme hususunda serbest bırakıldıkları hatırlatılmıştır. 40. ayette insanların uyarıldığı bildirilen "yakın azap"tan maksat ahiret azabıdır. "Gelecek olan her şey yakındır" anlayışına göre ahiret azabına da "yakın azap" denilmiştir. ayrıca her bir insan bakımından kıyametin uzaklığının sadece onun ömrü kadar olduğu söylenebilir; çünkü ölümüyle birlikte kendisi için dünya hayatı da bitmiştir. Nitekim bazı hadislerde insanın kabre girmesiyle birlikte ruhunun da hayattaki ameline göre bir tür ödüllendirilme veya cezalandırılma sürecine gireceği bildirilmektedir. Nihayet dünyadaki zaman kavramının sadece yaşayanlar için bir anlam taşıdığı gerçeği dikkate alınırsa kabre girişle kıyametin kopması arasındaki "berzah" denilen dönemin "zaman" dışı veya farklı bir zaman boyutu olduğunu, dolayısıyla kabre giren için artık ahiretin uzakta olmadığını kabul etmek gerekir. Bu gerçekler ışığında baktığımızda ahiretin uzaklarda olduğu kanaati beşerin bir yanılgısından başka bir şey değildir. Bu sebeple sûrenin bu son ayetinde yüce rabbimiz, 37 ve 38. ayetlerde geçen rahman isminin bir tecellisi olarak, kullarına rahmet sıfatıyla hitap etmekte; "yakın bir azap" konusunda onları vaktinde uyarmaktadır. Uyarının anlamı şudur: Sakın ahiretten kuşku duymayın, O bir gerçektir. Yönünüzü rabbinize dönmeniz, O'na doğru giden bir yol tutmanız için muhtaç olduğunuz fırsat ve özgürlüğünüz vardır. Uyarıldığınız azabı uzakta zannedip çok kısa ve çok değerli olan hayatınızı boş yere tüketmeyin; hayat kısa, şu halde ahiret ve hesap yakındır. O gün, baktığınızda karşınızda göreceğiniz şey, bu dünyadayken oraya gönderdikleriniz, yani kendi imanınız ve amelinizdir. O gün, inançsızların toprak olmayı insan olmaya yeğleyecekleri dehşetli bir gün olacaktır.

Nebe Suresi Oku - amme Suresi ayet Sayısı

Nebe bir diğer adıyla amme Suresi 40 ayetten oluşmaktadır. 

Daha fazla göster
yukarı ok