| Venüs Gözüyle |
|
| Saadet Özcan |
Zor ya da imkansız üzerine bir yazı
29.08.2008
KÜREKLE Atlas Okyanusu'nu geçen ilk Türk ünvanını elinde bulunduran Erden Eruç, 312 gün süren maceralı yolculuğuyla Guiness Rekorlar Kitabı'na girmesine neden olan Pasifik Okyanusu geçişi sonrasında ayağının tozuyla Türkiye'deydi.
Hiç kaybolmayan bitirme umudu, birbiri ardına bozulan aletler, dev dalgalar, etrafında adeta cirit atan köpekbalıklarıyla sarmalanmış bir maceranın başrolündeki isim Erden Eruç, hedefleri önünde engel tanımayanlardan.
Bu mücadelesiyle de minik öğrencilerin tahsil alabilmeleri gibi ulvi bir değer seçmiş kendisine.
'Kas Gücüyle Dünya Turu ve Altı Zirve' projesi kapsamında 10 Temmuz 2007'de California Bodega Bay sahilinden yola çıkan Eruç, 321 gün sonra 17 Mayıs 2008'de Papua Yeni Gine sularında Pasifik geçisine ara verdi.
Tecrebeli denizci, bu geçişle denizde kaybolan İngiliz okyanus kürekçisi Peter Bird'e ait 304 günlük 'En uzun süreli yalnız geçiş' rekorunun da yeni sahibi oldu. Kurduğu, 'Around-n-Over Vakfı' ile Türkiye'de İlkokullara Yardım Vakfı'na destek veren Erden Eruç, bir hayalle yola çıkıp bugün gerçeğe dünüşen bir adımın ta kendisi.
Eruç'un bu zorlu yarışı ertelemesine son veren karar ise hayli acı..
'İlham kaynağım' dediği arkadaşı Göran Kropp ile 2002'de yaptıkları tırmanış sırasında düşerek hayatını kaybetmesi bugün bu satırları okuyor olmanızın da sebebi olduğunu biliyor musunuz?..
Erden Eruç, 312 gün boyunca Pasifik Okyanusu'nda kaldı.
Bu zaman zarfında ise 3 adet köpekbalığı tuttu, sakladı ve tüketti.
Ayrıca, denize düşme ihtimaline karşı sürekli ayağından tekneye bağlı kaldı.
Hayatını belki de tehlikeye attığı o, minikler için okyanustan canlı bağlantıya dahi katıldı.
Elektronik malzemelerin enerjisini güneş enerjisiyle doldurulabilir akülerle sağladı.
Suyunu özel filtrelerle sağlarken, çöplerini ise poşetlemeyi ihmal etmedi.
Kısacası her anı tetikde, her anı türlü tehlikelere gebe bir 312 gün.
Söylemesi dile kolay.
Ama eminim ki, yaşaması hiç de bu kadar kolay olmadı.
Fakat, şu bir gerçek ki, insanoğlu istedikten sonra önünde hiç bir engel duramıyor.
Aynen şu cümlede saklı olduğu gibi.
'Zor diye bir şey yoktur, imkansız zaman alır!..'
|
|
|
Asıl engelli kim?
İŞTE, bir engel daha...
Fakat bu öyle bir engel ki...
'Engel olan engelli mi, yoksa asıl engelli olan engeli yaratan mı?' kararı siz verin.
Yürekleriniz şu fotoğraflara bakmıyı kaldırıyorsa, lütfen dikkatle inceleyiniz.
Yer: Ali Sami Yen Stadı.
Tarih: 23 Ağustos Cumartesi.
Vaka: Galatasaray-Denizlispor karşılaşması devre arası.
Türkiye Futbol Ligi karşılaşmalarının ilk haftasında Galatasaray-Denizlispor karşılaşmasını seyretmeye gelen engelli kardeşlerimizden biri, ısınma hareketleri yapan Arda’ya ulaşmak ister.
Fakat engelli kardeşimizin bu cüretkar(!) davranışı saha içinde görev yapan (yaptığını zanneden) güvenlik mi, yoksa güvenliği bozmaya kararlı mı olduğu henüz anlaşılamamış zatlar tarafından durdurulur.
Bu hareketin nedeni 'güvenlik' olduğu zannedilmekle birlikte gerçek gaye henüz anlaşılmış değildir.
Bu satırları kaleme alırken, kelimelerimi özenle seçmeye çalışıyorum.
Fakat asabiyetimin artığını gizleyemeyeceğim.
Bu nasıl bir anlayıştır ki, iki bacağı birden dizlerinden kesik, dolayısıyla yürüme ihtimali hiç bir şekilde mümkün olmayan engelli kardeşimize böylesine bir davranış şekli reva görülmektedir.
Her maçta özel bir yeri olan engelli kardeşlerimizin bir futbolcunun yanına gitmek istemesi nasıl bir hayati tehlike taşıyabilir?
Eğer bu görüntüye şahit olanlardan biri iseniz, bu durum karşısında ne yaptınız arkadaşlar?..
Hangi takım taraftarı olduğunuz önemli değil.
Böylesine bir durum karşısında 'İnsan' olmak yeterli kriter değil midir?
Bu davranışı, insani değerlere sahip hangi yürek kabul edebilir?
Her türlü yardıma ihtiyacı olan ve tek başına hayatını idame ettirme yüzdesi minimum seviyedeki bir insan belki de tek tesellisi olan futbol maçında verilen değere bakınız...
Burada o darbelere maruz kalan kişi belki biz, belki gözümüzden dahi sakındığımız bir sevdiğimiz de olabilirdi.
O tekerlekli sandalyede oturan kişinin yarın bizlerden biri olmayacağını kim garanti edebilir?
Unutmayalım ki, hepimiz bir engelli adayıyız...
Merakıma mucip olan bir başka konu ise bu davranışın ardından o noktada kendini 'Güvenlik'ten mesul sayan, asıl yürek engelli insanlara ne gibi bir uygulama yapıldığıdır.
Dilim varmıyor, 'Elleriniz kırılsın!' demeye...
Can işte, yürek kıyamıyor?..
Ama bir tek şey diyebilirim: Yüreğinize merhamet otursun...
(ÖNEMLİ BİR NOT: Karşılaşma sırasında bu kareleri görüntüleyen Star Gazetesi Foto Muhabiri arkadaşım Engin Biçer ve bu olaya müdahale edip, ‘Durdurun bu rezilliği!’ diyerek engelli seyircisinin gönlünü alan Arda kardeşim, gönlünüze sağlık!..)
|
|
|
Haydi kıtalararası koşuya!
DÜNYANIN en büyük koşu organizasyonu Human Race, aynı günde 25 ayrı ülkede 1 milyon kişiyi spor etrafında buluşturacak.
31 Ağustos 2008 tarihinde tüm dünyayla aynı anda Türkiye'de de yapılacak Human Race İstanbul organizasyonu BM'nin desteklediği 'Medeniyetler İttifakı' projesi kapsamına alındı.
Akşam 20.00'de Boğaziçi Köprüsü'nde gerçekleşecek koşuda İstanbul'da 10 bin kişi Asya'dan Avrupa'ya koşacak.
Yarışın sonunda katılımcılar Kuruçeşme Arena'da Kenan Doğulu konseri ile coşacaklar.
Asya'dan Avrupa'ya geçişte dünyanın en güzel koşu güzergahı olan Boğaziçi Köprüsü, tüm ülkelerin dikkatini üzerine İstanbul'daki koşuya diğer ülkelerden de katılımcılar geliyor.
31 Ağustos akşamı dünyadan canlı bağlantılarla herkesin İstanbul’u izleyeceği tahmin ediliyor.
Human Race, sporun ve müziğin ötesinde güzel bir amaca da hizmet ediyor
Proje kapsamında, Türkiye'deki koşuya katılacaklardan alınan 10 YTL tutarındaki başvuru ücreti, Türkiye Atletizm Federasyonu'nun Atletizmi Geliştirme Projesi'ne aktarılıyor.
Nike ayrıca, her katılımcının kendi seçimi doğrultusunda, iklim değişikliğiyle mücadele eden WWF veya kanser hastalarını birleştiren Lance
Armstrong Vakfı'nın yanı sıra, çocuklara spor ve eğitim olanakları sunmak için çalışan BM Mülteci Temsilciliği'nin ninemillion.org kampanyasına
1'er YTL bağışlayacak.
Siz de böylesine anlamlı bir organizasyonun içinde olmak isterseniz, hâlâ geç kalmış değilsiniz.
|
|
|
'Kayıp Söz' Almanca'ya çevrildi
OYA Baydar'ın Türkçe basılmadan önce çeviri hakları satılan Kayıp Söz isimli romanı Almanca olarak ülkenin en prestijli yayınevinin raflarını süslüyor.
Hep biz Avrupalı yazarların Türkçe çevirilerini okuyacak ya da anlatacak değiliz ya, bir de Türk olsun.
Peki yazırımızı kısaca tanıyalım mı?..
Oya Baydar, ilk romanını 17 yaşında, lise öğrencisiyken yazdı.
Bu roman, Türkiye'nin en çok satan gazetesi Hürriyet'te 'Türkiye'nin Sagan'ı reklamlarıyla 1958 yılında tefrika edildi.
İkinci gençlik romanı Allah Çocukları Unuttu 196l'de, Savaş Çağı Umut Çağı adlı romanı 1963'te yayınlandı.
Daha sonra, Türkiye'nin toplumsal yapısında önemli değişimler olduğu ve sosyalist bilinçle birlikte kitlelerin hareketlendiği 1960-80 döneminde sol hareket ve siyasal çalışmalara öncelik verdi, kendi deyişiyle 'Edebiyatı unuttu'
Edebiyata dönüşüi ise Almanya'da sürgünde yaşarken sosyalist sistemin çöküşünün yakın tanığı olmasıyla gerçekleşti.
Baydar, bu dönüşü, Türk Edebiyatı'nın büyük hikâyecisi Sait Faik'in 'Yazmasam çıldıracaktım' sözüyle açıklıyor.
Önceleri yayınlama kaygısı taşımadan yazdığı hikâyeleri/anlatıları topladığı Elveda Alyoşa adlı hikâye kitabı 1991 Sait Faik Hikâye Ödülü'nü kazandı.
1993'te Kedi Mektupları romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü, daha sonra da Sıcak Külleri Kaldı romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı ve Erguvan Kapısı romanıyla Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.
En son romanı Kayıp Söz 2007 yılında Türkçe yayımlanmasından önce Almanca çeviri hakları ülkenin en prestijli yayıncılarından, 1934'te yayın hayatına başlayan Ullstein-Claassen tarafından satın alındı.
Monika Demirel'in çevirisiyle bu hafta Alman okurlarla buluşan romana yayınevi kataloğunda 5 sayfa yer ayırdı ve yılın en önemli kitabı olarak basına tanıtılılması sanatçının ne şekilde değerlendirildiğinin açık kanıtı olarak gösteriliyor.
|
|
|
Sporun yıldızları yetişecek
BÜYÜKÇEKMECE'DE gelecek yıllarda çeşitli kategorilerde ülkemizi temsil edecek sporcular yetiştirmeyi hedefleyen spor okulları hizmete girdi.
Bu yıl 2500 minik sporcuyu coleybol, futbol, tenis, yüzme, basketbol, güreş ve uzakdoğu sporlarını kapsayan Tekvando gibi branşlarda eğitim verecek spor okullarında sponsorluk adına özel şirketlerin ve her kesimin destekleri için kapılar açık.
Büyükçekmece'de yeni yapılan 20 bin kişilik stadyum içinde 3 ayrı futbol sahası, basket ve tenis kortları oluşturuldu.
Stadyumun kapalı yerlerinde güreş ihtisas kulübünün, doğu sporları ve ferdi sporlar için bölümler oluşturuldu.
Şehir Stadyumu'nun kapıları sabah 06.00'dan itibaren tüm halka hizmet verecek.
Bu arada küçük ama önemli bir detay.
Futbol branşında öğrenim gören minik futbolcuların arasında gelişme gösterenler ise Büyükçekmece Spor Kulübü alt yapısına dahil ediliyor.
|
|
|
Dido geldi Dido!
HAYRANLARININ 3 yılı aşkın süredir merakla beklediği Saf Trip Home albümden ilk şarkı 'Look No Further', sanatçının resmi sitesinden ücretsiz olarak indirilebiliyor.
Aralık 2006'da babasını kaybeden sanatçının duygu yüklü bu şarkısı, sanatçının hayranlarına armağanı…
Ancak albümün çıkış şarkısı ise 'Don't Believe In Love' olacak.
Kayıtları Los Angeles ve Londra’da gerçekleşen bu albüm Dido'nun 'No Angel' ve 'Life For Rent' albümlerinin ardından 3. stüdyo albümü olacak.
Albümde adı geçen prodüktörler ise oldukça dikkat çekici. Fiona Apple, Kayne West, Rufus Wainwright, The Eels gibi isimlerle yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Jon Brion.
Faitless'ın 3 üyesinden biri olan Rollo Armstrong.
Ve Dido.
Albümün prodüktörleri arasında. Albümde ayrıca Brian Eno'nun da desteğiyle hazırlanan bir şarkı da yer alıyor.
Dido, 21.Yüzyıl'ın en çok albümü satılan isimlerinden biri olarak kabul görüyor.
Şimdiye dek çıkardığı 2 albümü ile 22 milyonu aşan bir albüm satış rakamına ulaştı.
4 Brit Ödülü sahibi.
İngiltere'de her 6 evden birinde Dido CD'si bulunuyor.
'White Flag' yayınlandığı anda İngiliz Radyoları'ndan en çok çalınan şarkı oldu.
Ayrıca Dido bu şarkı ile 'Yılın En İyi Şarkı Yazarı/ Bestecisi' dalında 'Ivor Novello' ödülünün sahibi oldu.
Eee, sırada yeni şarkısı var...
Artık, dinlemeye değer...
|
|
|
Bu makale yazarın sporx.com'a özel olarak yazmış olduğu bir yazıdır. Kesinlikle herhangi bir basın-yayın organından alıntı değildir.
|
|
 | Haber hakkında yorumlar |
 |
Bu habere henüz yorum yapılmadı. Yorum yapan ilk kişi olmak için tıklayın
|  |
|
Saadet Özcan
Yazara mail atmak için tıklayınız
önceki yazıları için tıklayın >>
|
|
|