Salı günkü yazımda Aydınlar'dan bir patlama beklediğimi yazmıştım ama bu kadar hızlısını beklemiyordum. Sporx'in habercilik başarısı da gösteriyor ki, Aydınlar'ın istifa için öne sürdükleri sadece işin bahanesi.
Bana sorarsanız akıl sağlığı açısından, keçileri kaçırmadan önce ayrılması iyi oldu.
Başlığa gelelim. Dr Who da kim mi? Ben malum dizinin birkaç bölümüne denk geldim ama hala kim olduğunu çözemedim.
Tek söyleyebileceğim, bir zaman yolcusu (hatta zaman yöneticisi/tamircisi gibi bir şey) ve oldukça sevimli bir karakter olması.
Neden aday olması gerektiğine gelince. Şike konusunu çözmek için Federasyon, kulüpler ve basın öyle fikirler -ve yamalar- üretti ki, bunların herbiri zamanda korkunç paradokslar yaratmaya aday.
Bunları çözecek kişinin de, ya Dr Who tarzı fantastik bir zaman yolcusu (Veya 80liler için Geleceğe Dönüş'ün çılgın Doktoru Emmeth Brown da olabilir) veya kuvantum fiziğini yutmuş bir bilim adamı olması gerekiyor.
Durumu madde madde özetleyeyim. Hazır olun, dün kafanız karışmadıysa şimdi kesin karışacak.
1- Hep sonradan gelir akım başıma, hep sonradan sonradan….
Her kış alıştık artık. Kar fırtınası ilk geldiğinde, belediye de biz de tüm uyarıları hafife alırız. Yollar kilit olunca da herkes birbirine çamur atar.
Mevsimin ikinci karı geldiğinde ise, belediye gereğinden fazla hazırlıklıdır. Bizler arabalarımıza dokunmayız bile. Trafik rahat, herkes mutludur.
Aslında olay eşeği önce kaybettirip sonra buldurma meselesinden başka birşey değildir.
Şike yasasını heyecanla yapan ve geçiren ama şimdi de değiştirmek isteyenlere sormak lazım: Bu yasayı yaparken, "bu ülkede nasıl olsa şike yok, olsa da büyüklere bulaşacak değil ya, bulaşsa bile başkanları ve futbol ekonomisini tehlikeye mi atacak sanki" diye mi düşünüyordunuz? Şimdi konu büyükler olunca ve yayın gelirleri tehlikeye girince mi aklınız başınıza geldi?
2- Ben bilmem, meslektaşı bilir…
Hadi yasayı -daha doğrusu cezaları- milletvekillerinin görülmemiş kardeşliğiyle hafiflettik. Daha da suyunu çıkarmak için Federasyon'un kulüpleri dinlemesinin mantığı ne peki?
Düşünün, bir bankacı bankayı dolandırdığında hakim bütün banka müdürlerini topluyor ve bu adama (veya suça) ne ceza verelim diye danışıyor? Bankacılar da diyor ki, "aman sakın, o adam bizim imajımız, kritik adam, yasayı değiştirelim en iyisi.”
3- Bir defa daha “bir defalık”….
Düşme kalksın! Orasını anladık da, "bir defalık" ne oluyor? Böyle adalet olur mu? Bu ülkede yaşamayı cehenneme çeviren “yasayı bir kere delmekten ne çıkar” zihniyetini uygulamış olmuyor musunuz?
Ondan sonra buna her teşebbüs eden, ben de “bir defalık” istiyorum demez mi? Emin olun diyecektir.
Atletizmde de var. Hani ilk hatalı çıkış yapan yırtıyor da, kabak ikinci hatalı çıkış yapana patlıyor ya. Onun gibi.
O uygulama da ceza Usain Bolt'a dayanınca tartışılmaya başlandı biliyorsunuz. Bakalım sonu ne olacak.
4- Düşme kalksın da nereye kalksın….
Önceki paragrafta düşme kalksın olayını anladık dediysem lafın gelişi.
Ya adam zaten düşmemek için şike yaptıysa?!
Ya da küme düşmeyi garantilediği için şikeye karıştıysa?
Ya Bank Asya'dan Süper Lig'e çıkmak için şike yaptıysa?
İsterseniz bir Araf ligi oluşturalım da, bu takımları oraya koyalım.
5- Hafızadan bir yılı silmek….
O sezonu yok saymak mı? Bu öneriyi ortaya atanlara, Jim Carey'in “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmini tavsiye ederim.
Çok eğlenebilirler. Sonunda da aşkın ve duyguların silinemeyeceğini anlayabilirler. Futbol da bir aşk olduğuna göre.
Hatta film bittiğinde Sadri Alışık duygusallığıyla “onca emek, onca sevinç, onca hüzün, bunları da silebilir misiniz?” diye haykırabilirler.
Şike yapanı zamandan sildik diyelim. Tamam ama yapmayanın günahı ne? Hatta biraz daha mantık kullanarak: “Peki o sezonu yok sayarsak düşen ve çıkan takımları ne yapacağız?”
………………
Şimdi anladınız mı UEFA'nın neden sürekli olarak, “Çabuk çözün de nasıl çözerseniz çözün,” şeklinde dayatma yaptığını?
Kısacası, yeni gelecek yönetim de “herkesin kazanacağı (?!)” bir çözüm bulmaya çalışacak olursa işimiz Dr. Who'luk olur. Çünkü kimseyi üzmemeye çalıştığınızda paradokslar bitmiyor.
Keşke zamanda yolcululuk bir an önce keşfedilse de bizi bu külfetten kurtarsa…
Bana sorarsanız akıl sağlığı açısından, keçileri kaçırmadan önce ayrılması iyi oldu.
Başlığa gelelim. Dr Who da kim mi? Ben malum dizinin birkaç bölümüne denk geldim ama hala kim olduğunu çözemedim.
Tek söyleyebileceğim, bir zaman yolcusu (hatta zaman yöneticisi/tamircisi gibi bir şey) ve oldukça sevimli bir karakter olması.
Neden aday olması gerektiğine gelince. Şike konusunu çözmek için Federasyon, kulüpler ve basın öyle fikirler -ve yamalar- üretti ki, bunların herbiri zamanda korkunç paradokslar yaratmaya aday.
Bunları çözecek kişinin de, ya Dr Who tarzı fantastik bir zaman yolcusu (Veya 80liler için Geleceğe Dönüş'ün çılgın Doktoru Emmeth Brown da olabilir) veya kuvantum fiziğini yutmuş bir bilim adamı olması gerekiyor.
Durumu madde madde özetleyeyim. Hazır olun, dün kafanız karışmadıysa şimdi kesin karışacak.
1- Hep sonradan gelir akım başıma, hep sonradan sonradan….
Her kış alıştık artık. Kar fırtınası ilk geldiğinde, belediye de biz de tüm uyarıları hafife alırız. Yollar kilit olunca da herkes birbirine çamur atar.
Mevsimin ikinci karı geldiğinde ise, belediye gereğinden fazla hazırlıklıdır. Bizler arabalarımıza dokunmayız bile. Trafik rahat, herkes mutludur.
Aslında olay eşeği önce kaybettirip sonra buldurma meselesinden başka birşey değildir.
Şike yasasını heyecanla yapan ve geçiren ama şimdi de değiştirmek isteyenlere sormak lazım: Bu yasayı yaparken, "bu ülkede nasıl olsa şike yok, olsa da büyüklere bulaşacak değil ya, bulaşsa bile başkanları ve futbol ekonomisini tehlikeye mi atacak sanki" diye mi düşünüyordunuz? Şimdi konu büyükler olunca ve yayın gelirleri tehlikeye girince mi aklınız başınıza geldi?
2- Ben bilmem, meslektaşı bilir…
Hadi yasayı -daha doğrusu cezaları- milletvekillerinin görülmemiş kardeşliğiyle hafiflettik. Daha da suyunu çıkarmak için Federasyon'un kulüpleri dinlemesinin mantığı ne peki?
Düşünün, bir bankacı bankayı dolandırdığında hakim bütün banka müdürlerini topluyor ve bu adama (veya suça) ne ceza verelim diye danışıyor? Bankacılar da diyor ki, "aman sakın, o adam bizim imajımız, kritik adam, yasayı değiştirelim en iyisi.”
3- Bir defa daha “bir defalık”….
Düşme kalksın! Orasını anladık da, "bir defalık" ne oluyor? Böyle adalet olur mu? Bu ülkede yaşamayı cehenneme çeviren “yasayı bir kere delmekten ne çıkar” zihniyetini uygulamış olmuyor musunuz?
Ondan sonra buna her teşebbüs eden, ben de “bir defalık” istiyorum demez mi? Emin olun diyecektir.
Atletizmde de var. Hani ilk hatalı çıkış yapan yırtıyor da, kabak ikinci hatalı çıkış yapana patlıyor ya. Onun gibi.
O uygulama da ceza Usain Bolt'a dayanınca tartışılmaya başlandı biliyorsunuz. Bakalım sonu ne olacak.
4- Düşme kalksın da nereye kalksın….
Önceki paragrafta düşme kalksın olayını anladık dediysem lafın gelişi.
Ya adam zaten düşmemek için şike yaptıysa?!
Ya da küme düşmeyi garantilediği için şikeye karıştıysa?
Ya Bank Asya'dan Süper Lig'e çıkmak için şike yaptıysa?
İsterseniz bir Araf ligi oluşturalım da, bu takımları oraya koyalım.
5- Hafızadan bir yılı silmek….
O sezonu yok saymak mı? Bu öneriyi ortaya atanlara, Jim Carey'in “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmini tavsiye ederim.
Çok eğlenebilirler. Sonunda da aşkın ve duyguların silinemeyeceğini anlayabilirler. Futbol da bir aşk olduğuna göre.
Hatta film bittiğinde Sadri Alışık duygusallığıyla “onca emek, onca sevinç, onca hüzün, bunları da silebilir misiniz?” diye haykırabilirler.
Şike yapanı zamandan sildik diyelim. Tamam ama yapmayanın günahı ne? Hatta biraz daha mantık kullanarak: “Peki o sezonu yok sayarsak düşen ve çıkan takımları ne yapacağız?”
………………
Şimdi anladınız mı UEFA'nın neden sürekli olarak, “Çabuk çözün de nasıl çözerseniz çözün,” şeklinde dayatma yaptığını?
Kısacası, yeni gelecek yönetim de “herkesin kazanacağı (?!)” bir çözüm bulmaya çalışacak olursa işimiz Dr. Who'luk olur. Çünkü kimseyi üzmemeye çalıştığınızda paradokslar bitmiyor.
Keşke zamanda yolcululuk bir an önce keşfedilse de bizi bu külfetten kurtarsa…







