| Tünelin Ucu |
|
| Gürcan Bilgiç |
Duvara çarpınca…
08.02.2010
Fenerbahçeliler ya da Galatasaraylılar maçları bittiğinde ne düşündüler?
Bir puan mı kazanmışlardı, yoksa iki puan mı kaybetmişlerdi?
Takımların doğru analizini ve yorumunu yapmak için bu cevapları bulmamız lazım. İki takımın da performansına baktığımızda, maç için yaptıkları fedakarlıkları gördüğümüzde ya da rakipten üstün olma adına ne gibi farklılıklar sergilediklerini incelediğimizde, bize göre bir puan kazanmış durumdalar.
Hele hele son dakikada beraberlik golünü bulan Fenerbahçe, yarışta tam bir piyango elde etti.
Fenerbahçe’yi son 15 hariç bu kadar etkisiz kılan faktörler nelerdi?
Zemin söylenebilir. Ama bunu bilmeyen yok. Tecrübeli bir takım ve teknik adam bunun önlemini alacak yaratıcılıkta olmalı.
Elbette Diyarbakırspor’un müthiş direnci ve rakibin tüm etkili bölgelerine uyguladığı savunma varyasyonları. Ziya Doğan olağanüstü bir teknik adamlık örneği verdi. Düşme hattındaki rakiplerinin puan kaybettikleri bir haftada, böyle bir deplasmanda iki puanı kaybederek dönüyor evine.
Böyle maçlar elbette olacak. Ben maçı canlı izledim ve maç sonunda Fenerbahçe kadrosunun beklenen istekte ve hırsta olmadığı kanısındaydım. Bunu Sabah Gazetesi’ndeki değerlendirmemde de belirttim.
Ama maç sonunda konuştuğum arkadaşlarım istek konusunda benimle aynı fikirde değillerdi. Onlara göre takım istemiş, ama yapamamıştı.
Bu nokta benim için çok önemli. Son 15 dakikadaki “artık maç gidiyor” paniği haricinde Fenerbahçe’yi maçı kazanmak adına kararlı ve agresif görmedim. Herkesin aklında kalanın son bölümler olduğuna inanıyorum. Yayıncı kuruluşun açıkladığı koşu mesafelerinde de Diyarbakırsporlu oyuncuların rakiplerinden en az bin metre fazla koştuğu yazıyordu. Bunu on ile çarptığında rakibin Fenerbahçe’den bir oyuncu fazla oynadığını söyleyebiliriz. Rakipten az koşmuş, rakip kadar mücadele etmemiş, belki onlar kadar inanmış ama bunu kalitesine, beklentilere yansıtamamış bir Fenerbahçe vardı sahada. Bu durumda önce rakibini küçümseyen, topun kendi kendine gol olacağını sanan, işler sarpa sarınca da 15 dakika vites yükselten bir ekibe “sonuna kadar istediler” diyemem ben.
İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe iki pozisyon ile döndü soyunma odasına. Diyarbakır’ın ise bir direkten dönen şutu, bir de hakemin kırmızıya hükmedebileceği, sarı ile geçiştirdiği “son adam” kararı vardı.
Şimdi Daum olsanız ne yaparsınız. Aynı takımı sahaya sürdü Alman hoca. Taktiğinde veya dizilişinde de değişiklik yapmadı. Ne yani her şey yolunda mıydı ki, bir hamle düşünmüyorsunuz.
Madem kurgunuz doğru, o zaman Özer sakatlandığında, niye sahaya ilk giren Guiza oldu.
Rakip oyunu sıkıştırmış, senin takımını uzun ve serseri toplarla pozisyon bulmaya zorlarken, kanatları kullanmak gerekmiyor muydu?
Vederson daha doğru seçim olmaz mıydı?
Maçı toplam iki değişiklik ile tamamladı Daum. İkincisini yine bir sakatlık üzerine; Lugano’nun yerine Deniz Barış’ı alarak yaptı. Yani sahada hiç kötü, yorgun, formsuz yoktu. Maçın ardından da memnun olduğunu söyledi. Esas ilginç gelişme budur aslında, Daum genelde suçu oyuncularına atardı, bu kez onları korudu. Önündeki zorlu maçları düşünerek hareket ediyor. Doğru da yapıyor.
Ben artık hakem yazmıyorum. Çok gerekmedikçe hakem kararlarına değinmiyorum. Koray Gençerler’in iyi bir maç yönettiğini söylemem mümkün değil. Kimseye güven vermedi. Hataları iki takım için de yaptı. Guiza’ya yapılan penaltı ile Bilica’ya verilmeyen kırmızı, bu tartışmada belki denge noktası olur.
|