| Tünelin Ucu |
|
| Gürcan Bilgiç |
İddialıysanız, Mazeretiniz olmayacak
02.09.2008
Milli maç arasında Aragones’in ciddi analizler yapmasını ummaktan başka çaremiz yok. Kurt hocanın gelişi, yapmaya başladıkları, beklentileri henüz kafamızda tam şekil kazanmadı. Bu nedenle sahadaki oyunu, dizilişi veya taktik anlayışı yorumlarken “keskin” olmamaya çalışıyoruz.
Ama Gaziantep maçında Semih’i yedek kulübesine alma kararını verdikten sonra Aragones için endişelerimizin büyümemesi mümkün değil.
Gaziantep maçı bir felaketti. Partizan karısında ise ustalar vardı. Belediye maçının karakteri inat ve kazanma arzusu üzerine oluşmuştu. Bunlar keyifli gelişmeler.
Aragones takımından baskı kurmasını istiyor. Rakip sahada presle oyuna girmesini istiyor. Rakibin kontrollü pas yapmasının önüne geçmeye çalışıp, onları uzun top oynatarak, kontrolü kendi eline geçirmek istiyor.
En önemlisi defansını önde oynatıyor. Oyun mesafesini daraltarak, her alanda daha çok oyuncu ile bulunmak arzusunda. Çağdaş futbolun ve iyi takım olmanın anayasasını uyguluyor.
O zaman sorun nerede?
Sorun Aragones’in istedikleri ile sahaya sürdüğü oyuncuların kapasitelerinde. Bu kadronun böyle bir düzeni bırakın kusursuzu iyi yapması bile çok zor. Kenar oyuncularının özellikleri buna uygun olmadığı gibi, göbeğe Alex ile Semih’in tutmasını bekliyor ki, felaket de burada başlıyor.
Bu noktada oyunculara lafım yok. Çünkü ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Aragones’e de fazla bir şey söylemek istemiyorum. “Benim sistemim tek ön liberolu” diyor. Beş – altı önemli oyuncusundan şu anda yararlanamıyor. Kadrosunu sağlıklı bulduğunda belki farklı düşünecek, belki de kadro içinden sorunları çözecek yolu bulacak. Ama bu tarzı devam ettirirse, bu oyuncularla aynı sistemi Şampiyonlar Ligi’nde sürdürürse, aralık ayı geldiğinde Saracoğlu Stadı’ndaki UEFA finali yeni hedef olur.
Yeni bir sezonda bu karamsarlığı taşımak elbette çok doğru değil. Bu nedenle iyi gelişmeleri ön plana almaya çalışarak yorum kuruyorum. Fakat bütün bunlar Aziz Yıldırım ve Yönetimi’nin transfer politikasındaki yanlışların üstünü örtemez.
Konu alınan futbolcular iyi veya kötü olmaları değil. Kabul edilemez olan vaadler ve iddialı sözler ile yapılan transferlerin değerlerinin örtüşmemesidir.
Aziz Yıldırım diyor ki, “Alonso gelmek istemedi, Sena 24 milyon euro’ydu”… Bu transferlerin gerçekleşmemesi için haklı nedenlerdir bunlar. Ama aynı Aziz Yıldırım, “İstediğimizde alamayacağımız oyuncu yok. Dünya Yıldızları Fenerbahçe’ye gelmek istiyor” demiyor muydu?
Bu sözleri sarf ettiğinde gelen alkışlar çok güzeldi. Peki, Alonso’yu siz mi istemediniz, o mu gelmedi.
Bir camiayı hamaset ile bulutların üzerine çıkartıyorsanız, mazeretsiz olmak zorundasınız. O zaman dediğiniz ile yaptığınız birbirine uyar.
Çok büyük transfer harcamaları yaparken, aldığınız oyuncularının kaliteleri de tartışılmamalı. Guiza’ya getireceğim sözü. Asla “Kötü oyuncu” diyemem. Ama bonservisi için ödenen rakamın oyuncusu olmadığını söyleyebilirim. Semih’ten daha kötü, İlhan Parlak’tan daha tecrübeli. Guiza bu…
Bu köşenin okuyucuları, İspanyol oyuncu daha antrenmanlara bile çıkmadan O’nun hakkında yazdıklarımı iyi bilirler. “Çok beklenti için olmayın” demiştim. Guiza iyi bir takımın, yararlı bir futbolcusu olacaktır ama önemli bir maçın sonucunu omuzlarına alacak performansı taşımayacak. Olmayacak golleri kaçırıp, yine olmayacakları atacak.
Fenerbahçe Yönetimi iki – üç senedir büyük transfer “ıskaları” yapıyor ve ne yazık ki bunların söylenmesinden hoşlanmıyor. Onlar çevrelerindeki “goy goycuların”, “toz alıcıların” boyadığı gözleri ile “her yaptığımız doğrudur” diyorlar. Ve yine maalesef taraftarın büyük bölümü bir zamanlar onlara inanıyor, en ufak eleştiriyi düşmanlık sayıyordu.
Evet bir zamanlar böyleydi. Zaman insanları değiştiriyor, çünkü gerçeklerin de toz alıcıları var. İnsanın burnuna sokarlar doğruları. Mazeretlere kaçamazsınız.
|