| Tünelin Ucu |
|
| Gürcan Bilgiç |
Rüzgarın yaprakları
07.05.2008
Sezonun son maçları yaklaşırken, lig’deki tüm takımlar kaderlerini kabullenmiş gibiler.
Galatasaray, Ali Sami Yen’de şampiyonluk kutlamalarına hazırlanıyor. Fenerbahçe Zico ile anlaşıp – anlaşmamak arasında gidip – geliyor. Beşiktaş Ertuğrul Sağlam’ı, Trabzon Ersun Yanal’ı tutmaya karar verdiler.
Çok büyük sevinçlerin ve aynı büyüklükteki hayal kırıklıklarının kol kola dans ettiği bir iki hafta geçirdik. Fenerbahçe berabere kalsa, şampiyonluğa yürüyeceği maçta Galatasaray’a kaybetti. Bir anda tüm sezonun en flaş takımı mateme girdi.
Bir sezon boyunca en ağır eleştirileri alan, en kötü yönetilen, şampiyonluk iddiasının teknik adamsız sürdürmeye karar veren Galatasaray’ın ipi göğüslememesi için mucize bekleniyor.
Bütün doğrulara sahip olduğu halde, bugün Fenerbahçe’yi “mucize” aramaya iten tek neden, sahadaki yanlışları. Galatasaray ise tam tersine her yanlışa sahip ama, sahada bir türlü doğruları bulmayı başardı.
Fenerbahçe takımı toplam 26 puan kaybetmiş. Şampiyonluktaki rakiplerinden sadece Galatasaray’a bir kere yenilip, diğer beş maçını kazanmış. Yani iddiasız takımlara kaybettiği 23 puan var ortada.
Şampiyonlar Ligi’ndeki gövde gösterisini öylesine alkışladık ki, bu kayıp puanların hesabını sormak kimsenin aklına gelmedi. Çünkü o performansı gösteren takımın bir türlü şampiyonluğa da ulaşacağını, diğer maçlarda oynadığı kötü futbolun veya sonuçların konsantrasyon eksikliğinden olduğu sanılıyordu.
Defalarca dile getirdik bu özellikleri. Kazandığı maçlar sonrasında bile “sorumsuz” oyunculara dikkati çektik.
Zico kötü sonuçlar sonrasında “ders almalıyız” dedi.
Galatasaray yenilgisinden sonra, bu kez oyuncularıyla birlikte Şampiyonlar Ligi yorgunu olduklarına dikkati çekmeye çalıştı. Nafile çabalardı bunlar. Aynı süreçte Beşiktaş’ı, Denizli’yi yenerken Şampiyonlar Ligi sarhoşu değillerdi de, bir mağlubiyet ve zora giren şampiyonluk sonrasında mı, bu maçlar “mazeret” oluverdi.
Zico, yılların tecrübesi, üst düzey oyunculuğunun kendine verdiği hislerle takımını bu maçlara iyi konsantre etmeyi başarmalıydı. Başaramadı.
Tüm takım gibi o da Alex’in ayaklarına bakmayı tercih etti. Primi ve vizyonu bol Şampiyonlar Ligi maçları bitince, UEFA’nın internet sitesinden isimleri kalkmaya başlayınca veya ünlü menajerler Fenerbahçe’nin maçlarını izlemek için televizyon başına oturmamaya başlayınca, koca takım yürümekten bile aciz oyunculardan oluşuverdi.
İyi oyuncuların geleneksel zaafıydı bu aslında. Maçı takımın değil, yıldız oyuncuların kazanacağına inanıyorlar. Ve ısrarla sorumluluğu onların omuzlarına verip, kenardan bakmayı tercih ediyorlar.
Zico Şampiyonlar Ligi’ndeki oyunun, neden Türkiye’de olmadığını anlamamakta ısrar etti. Nasıl olsa kazandığı için, yıldız oyuncuları birkaç harekette sonucu değiştirdiği için, Türkiye’deki rakipleri nasılsa bir hata yapıp O’na galibiyeti vereceği için seyretti. Sonuçta bugünün şaşkınlığını yaşayan Fenerbahçe taraftarı kaldı.
Şimdi herkesin dilinde bir farklı yorumlar var.
“Zico gitsin” diyenler seslerini artık daha gür çıkartıyorlar. Bunların bir çoğu sonuca endeksli yorumcu. Şampiyonluk gidince, Zico’nun hocalığı falan tartışılmıyor bunlar tarafından. Sonuçlar iyi giderken bunların büyük bölümü bize de tartıştırmıyorlardı Zico’yu. “Adam kazanıyor kardeşim, kulübü karıştırmak mı istiyorsun” diyorlardı. Şimdi Zico’dan kötüsü yok onlar için.
Hep söylüyorum, bir maç (Galatasaray) Zico’yu ne kötü hoca yapar ya da bir şampiyonluk iyi… Volkan o hatayı yapmasa, Fenerbahçe şampiyonluk için son haftayı bekler olacak, ve Zico yine eller üstünde dolaşacaktı.
Ben Zico’yu geçmiş deneyimlerinden ders alma kapasitesi ile değerlendiriyorum. İki sene önceki Zico değil… Ama gösterdiği gelişim önümüzdeki yıl, bu seneki başarıları tekrarlamaya ya da başarısızlıkları silmeye yeter mi?
İnanın bilmiyorum.
|