Ya ya ya, şa şa şa...
İçmeden de sarhoş olunabiliyormuş. Taraftarın
moralini artırma projesiyle başlayan Galatasaray transferlerinin toplum üzerinde yarattığı etki bununla eşdeğer. Biz soru sormayı seven bir toplumuz. Asabiyiz de aynı zamanda. Fakat bugüne bakıyoruz, iki tane transfer ya da kiralama; Giovani Dos Santos Ramirez ve Joao Alves de Assis Silva kutsal bir iş oluyor, soru sormayı da erteliyoruz. Soru soranlar suçlu oluyor.
Ya ya ya, şa şa şa transfer transfer çok yaşa! Dört ayda mega yıldızlar yapabileceksek, seri üretime başlayalım.
Baştan belirtelim, transferler kötü işler değil. Futbolcular yetenekli, tartışılmaz. Transfer emekleri de politikaları da tercihleri de saygı duyulması gereken hamleler. Sorun transferlerin
irdelenmemesi, iki haftalık, birer iki aylık heyecanlar olması. İrdelenmeye kalktığı anda seslerin kem küm eşliğinde kısık çıkması, sadece işte denmesi. Burası bir köşe ve şahsi fikir özgürlüğü varsa,
(var değil mi?) bu hamlelerin bendeki meali pek iyi değil. Hele hele transferlerden gözler üzerine çekilen perde pek iyi değil ve cahilce. Dedim ya sarhoşluktan. Jo transferinde, amiyane tabirle, pompalanan havadan bir gün sonra imza töreni olduğunda ancak soru karşılığında verilen 'opsiyon yok' açıklaması
şık bir niyet. Yüz yıllık kulüp artık başka takımlar için futbolcu ısıtıyor, idman sahasına dönüyor, en önemlisi de çok vizyonlu işler yaptık diyerek insanları kandırıyor, ne güzel.
NEDEN RESMİ BİR AÇIKLAMA YOK?Giovani transferinde opsiyon olduğu 'söyleniyor', fakat bu sadece bir söylem. Muhtemelen bir pazarlık durumu olacak.
Resmi bir protokol olduğunu sanmıyorum.
Resmi bir şey olsaydı Tottenham bunu transferi duyururken açıklardı, bu bir ritüeldir. Resmi olarak verilen - sağlanan opsiyonlar
resmen bildirilir. Prensip anlaşması varsa, bu düşünceye de saygı duyulabilir tabii ki. Neden 27 ve 29 Ocak'ta yapılan iki
resmi duyuruda Galatasaray Spor Kulübü, resmi sitesi Galatasaray.org vasıtasıyla "Giovani'nin alım opsiyonuyla birlikte kiraladık" diyememiştir, düşünün. Bir yönetici ayak üstü bir mikrofona söylemiş olabilir, istenilen
resmi bilgilendirme yani.
Bu arada G.Saray taraftarının şu an sağlıklı düşünebilme şansı yok denilecek kadar az, çünkü gayet normal alkış altındalar. Koca bir kulüpte koca yöneticiler taraftarını mutlu etmek için futbolu bilgisayar oyunu zannediyor.
İki futbolcu da dört ay sonra gidecek, insanlar neyin peşindeler?
Gelecek yıl burada olma ihtimalleri yok. İşin ilginci bunun adı yine vizyon oluyor, hakısınız, İstanbul Beyoğlu'ndaki İstiklal Caddesi'ndeki “megavizyon”.
Jo'nun ücretinin 3/4'ü Manchester City'ye ödetilecekmiş, büyük zafer sayılıyor. Doğru, M.City'den Robinho'yu kiralayan Santos'un da Haldun Üstünel'i kimse helal olsun ona. Artılardan gitmiyorum, elbette
taraftarı kavurmak da var. Fenerium'un büyüyüşünde izlenen yollardan biri de buydu. Turkcell Süper Lig’de şampiyon olmanın ve Şampiyonlar Ligi biletini kapmanın takımınıza koca bir sprint sağlayacağı gerçeği de mevcut. Peki bu dört aylık transferler takıma geldiği
andan itibaren ışık hızına mı erişecekler? Futbol dünyası seneler geçirmesine rağmen yeni takımlarına uyum sağlayamayan oyuncularla dolu, bu kadar basit değil.
Dünya Kupası'nda oynamak için Türkiye'yi
fitness center olarak gören Giovani, Meksika'nın (Bolivya hariç) kalan 6 hazırlık maçında nerede olacak? Veya Jo'nun geçmişte bir idmana giderken arabasında neler olduğunu bilemeyeceğiz, araştırmayacağız. Hoş o zamanlar idmana gitmesi de başarıydı. Neden soru soracağız ki çok büyük yıldızlar işte. Topa iyi vuruyorlar, yetenekliler. Biri çok paraya alınmış, öteki eski Barcelona’lı falan filan. Eskiden kömür ile boyayarak kandırılırdı insanlar şimdi isimlerle,
alt metinler düşünülmez hiç nedense.
Kuyuya atılacak taş çok! Bu köyün delisi benim galiba, çünkü sarhoş değilim. Derdim şudur ki bu transferlerin artıları, eksileri bir tartılmalı. Hiçbir teknik, taktik düşüncesi olmayan 'Avrupa'da final hedefliyoruz' söylemiyle yine 2000 ruhunu kapı kapı dolaşıp çağıran fakat
Avrupa'da oynayacak bir forvet almayı düşünmeyen durum bir gelecek planlamasıdır zaten.
Yarın bir idmanda Jo sakatlandığında her şey düşünülmüş ve transferler buna göre yapılmıştır. Düşünülen tek şey beş senede bir forma alan Galatasaray taraftarının profilini değiştirmektir.
Ufak ve tamamen kişisel bir teknik, tahmin düşünce: Giovanni’nin kısa süre içinde Fenerbahçeli Andre Santos'un düşüş dönemindekileri yaşaması olası çünkü Türkiye'de seri çalıma dayalı futbol hep Anadolu takımlarının kocaman kemikli futbolcularının tekmeleriyle sonlanır. Dört aylık süreçte
300 maç oynayacağı için hemen toparlanabilir. Andre Santos üç maç bu şekilde oynayabildi. Daha fazla özgürlük ve risk alması daha çok top kaybetmesi demekti. Bu da taraftarın gözünde ölüm ilanıdır. Santos o ilanı yırttı sayılır, Giovani'ye Allah kolaylıklar versin.
Bir de çok duygusal taraftarın Leo Franco'yu her fırsatta aşağılaması, "Leo Franco" gitsin diyerek sözleşmesi devam eden, ne kadar formsuz olsa da ve hiçbir suçu olmayan bir oyuncuyu iki saatte sevgisizlikle yarı yolda bırakması neyin nesidir? Peki Shabani Nonda? Sezon başında rüzgarın oğlu olarak nitelenen ve henüz
6 ay önce el üstünde tutularak değer verilen Keita, mevkiisi, bu transferlerden önce akla gelmiş midir? 6 ayda sözleşmeli bir futbolcunuzu ikinci plana atabiliyorsanız, diyecek bir şey yok,
oldukça kurumsal.Transferde düşülen bu tuzak kendi düşüncelerini yansıtamayan tamamen yönetimi taraftara bırakmış
amigo yönetim biçimidir, başka bir açıklaması yok. Birileri futbolu halen daha geri pasın serbest olduğu tarihte kaldı sanıyor, o dönem göz boyamazsanız dayak yiyordunuz, hatırlayın. Olmadı, biraz daha yakın geçmişi hatırlayın. Fenerbahçe'nin bir dönemde kazandıklarının yanında kaybettikleri, dolaylı yoldan,
bu ara şov hamleleri yüzünden olmamış mıdır?
Şampiyonluk mücadelesi varken ortaya tartışılması için o kadar güzel malzemeler bıraktılar ki. Hepsi birer yumurta, süre süre çatlayacak, çıkacak ve konuşulacak. (Transferlerin oluşturmak zorunda olacağı bozuk sistem ve teknik ekip dahil) Zaman ilerledikçe çok da sert konuşulacak ve bu ortamda herkes şampiyonluğa konsantre olabilecek değil mi?
Coşku açlığından kaynaklanan ve futbolcuların karakterleriyle,
hiç bir transfer katmanı, gelecek dönem düşünülmeden yapılan şovlar şampiyonluk getirmeyince o an politika ne olacak?
Uyanın arkadaşlar, Dünya Kupası yılı yaşıyoruz, etrafta oluşan transferlere bir göz gezdirin. Şapkadan tavşan çıktığı yok. Ortada suç var, insanlar kandırılıyor, duyan yok. Bolton Wanderers taraftarı Jack Wilshere'i kiraladığı için hocaları Owen Coyle'ye gece yatmadan önce dua etmiyor, burada ise durum farklı. Fiorentina da futbolcu deniyor, performansı iyi olursa alırım diyor Keirrison de Souza Carneiro'yu Barcelona'dan
iki yıllığına kiralıyor, opsiyonunu da aldığını açıklıyor.
Part time eleman almıyor.
Kewell, Elano, Neill bunlar iyi transferler, Jo ve Giovani ise sağlam sözleşme yapılamadığı, takımı teknik kaosa sürükleyeceği, tamamen dört aylık deneme üzerine kurulduğu için kurumsal takımda amatörce taraftara verilmiş
iki tatlı pamuk helvadan başka hiçbir şey değil. Çubuk elinizde kalacak.
(Zorunlu açıklama: Eğer muhtemelen sanılacağı gibi bir çamur atma hissiyatında olsam bu düşüncemi transferin olduğu günün ertesinde yazardım. Hissiyat sadece sarhoşluğa şaşırma üzerine, nokta.)
KISACA FENERBAHÇEVe Galatasaray'ın transferde gösterdiği bu reste "Ben seninle aynı masada değilim ki" diyerek transfer politikasını kısmen değiştirmiş Fenerbahçe.
Çok net ve emin bilgilerle yazın bunu çok daha iyi göreceğinizi söyleyebilirim. Galatasaray 4'er aylık iki ün transferi yaptı diye ezeli rakibi Fenerbahçe’nin dağları mı delmesi gerekiyordu?
(Bu sözüm duygusal, vefakar taraftara) Kendi doğrularından, kendi taraftarının da büyük suçlamasına almasına karşın vazgeçmemesi gerekiyordu, nitekim onu yaptılar.
Başından beri ara transferde çok büyük düşüncelerin olmaması gerektiğini düşünüyordum. Ayrıca Fenerbahçe ara transfer dönemini tamamen boş geçirmedi, olası senaryolar düşünülerek Gökhan Ünal alındı. Devamında ise kadroya en önemli mesaj olan "Biz size güveniyoruz, senin için bunun alternatifi olmaz diyorlar ama biz sana da güveniyoruz" sinyali verildi.
Transfer döneminin en büyük talihsizliği ise Nihat Özdemir'in taraftarını iyi hissetirmek adına söylediği "Merak etmeyin, en iyisini alacağız" sözleri oldu. Sportif direktör Aykut Kocaman bu sözleri kısa bir süre sonra kendi açıklamalarıyla adeta yalanladı. Bu gelişmelerin arkasında nasıl bir senaryo vardı, neler düşünüldü, neler için uğraşıldı veya taktik değiştirildi bilemiyorum ama ikilemler en büyük tehlikeler.
İkilemde olanlar taraftarlar da. Fenerbahçe taraftarı etkileniyor. Fenerbahçe taraftarı takımları bir mücadele içindeyken eleştirmek için eleştirmeye kendini şartlıyor. Hepsi değil tabi, fakat bir kesim var ki kendi yönetimine güvenmiyor, yöneticilerinin düşüncelerine saygı duymuyor.
Fenerbahçe taraftarının kendi içindeki
çatlak sesleri yenmesi gerekiyor. Türkiye'de şampiyon olan her takımın serüveninde hep taraftarın birliği vardı, düşüncelerde kesişimleri vardı. Sırf transfer olmadı diye Fenerbahçe taraftarı kendi içinde bölünüyorsa Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe dergisinde değil, sıkı bir yayın organı yahut FB TV üzerinden tekrar taraftarına ulaşma zamanı gelmiştir.
(Not: Yazı yazıldıktan kısa bir süre sonra Fenerbahce.org'tan bir açıklama geldi)
Fenerbahçe taraftarının her okunulana, her söylenene bağlanmadan önce üzerindeki formaya sıkı sıkı tekrar tekrar bakıp şunu düşünmesi gerekiyor; "Acaba yöneticiler, acaba hocamız, acaba futbolcumuz neden böyle davranıyor?" Bu arada dokuz yerli, iki yabancı ile Sivasspor deplasmanında Fenerbahçe'nin aldığı galibiyet ezeli rakibine ve kendi taraftarına transfer atakları karşısında bayağı vuvuzela tadında bir çubuklu bir mesaj, yerine ulaştı mı ulaşmadı mı bilemiyorum.
Sevgiler!
An be an Esat DERGİ
Takip edin...
http://twitter.com/esatd