Geçtiğimiz hafta uzun bir aradan sonra Lig TV’de bir programa konuk olan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım önemli açıklamalar yaptı. Özellikle 3 büyüklerin düşüşte olmasının ve Anadolu takımlarının zirveye yerleşmesinin sorulması üzerine “Daha Anadolu ihtilali demek için çok erken, ligin sonunu beklemek gerek. Medya bu haberleri ilgi çekmek için yapıyor ama bu durumu değiştirmez” diyerek ligdeki tabloyu değerlendirdi.
Ne yazık ki ben aynı görüşte değilim. Artık taraflı tarafsız herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek futbolda tüm dünyada takımlar arasında güç dengesinin azaldığı. Futbolda bireysel yeteneklerin parmakla gösterilecek kadar azaldığı bir dönemde koşan, mücadele eden ve futbolun basit bir oyun olduğunu unutmadan doğruları yapmaya çalışan her takımın iddiasının olduğu. Tabii ki takımlar arasında fark var ve olmaya devam edecek ama artık kimse formasının adıyla ya da asırlık tarihiyle maç kazanamıyor. Ülkemizde 10 yıl önce “Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray formasını koysa maçı kazanır” denirdi. Şimdi o formalar maç kazanmaya yetmiyor. Şampiyon olmaya ise hiç…
1980 ve 90’lı yıllarda Anadolu takımlarının (Trabzonspor dışında) başarılı olmasını imkansız kılan futbol düzeninin değişmesi de bu tabloda etken oldu. Kimse kusura bakmasın ben 30 yıldır maç seyrediyorum ve eskiden öyle maçlar gördüm ki futboldan utandım. Hakemler hep 4 büyüklerin yanında, federasyon onların istediği gibi yönetiliyor ve her şeyden önemlisi ekonomik olarak diğer takımların bu 4 büyüğe yaklaşmasına sistem kesinlikle izin vermiyor. Bu ortamda bir Anadolu takımından şampiyonluk beklemek Davut’un Golyat’ı yenmesini beklemek gibiydi. Peki ne değişti de futbolda bazıları “daha eşit” olmanın avantajlarını kullanamamaya başladı.
En önemli etken futbol adil yönetilmeye başlandı. Merhum Hasan Doğan ile başlayan ve sonrasında Mahmut Özgener ile devam eden güven ortamı aslında tüm takımlara adil davranarak ve fırsat eşitliği sağlayarak bu devrimin yolunu açtı. Son 10 yıldaki hakem profiliyle daha öncesindekilere bakınca aradaki büyük farkı görmemek imkansız. Artık kimse “Hakemler maçı sattı” diyemez. Kötü hakemler tabii ki var ama art niyetli hakem artık yok.
İkinci neden ise ekonomik; daha önce kadro kurması o şehirdeki bir işadamının insafına bağlı olan ve geliri olmayan kulüpler doğru örneklerin çoğalmasıyla iyi yönetilmeye ve eline geçen parayı doğru kullanmaya başladı. Başta televizyon gelirleri olmak üzere iddaa ve diğer gelirler aslında bir takıma iyi bir kadro kurması ve zirveye oynaması için yeterli oluyordu.
Anadolu takımları teknik direktör konusunda akıllandı ve 2-3 haftada bir teknik direktör değiştirmenin yarar sağlamadığını anladı. Anlamayanlar hala var tabii ki ama onların ligin neresinde olduğunu görüyoruz. İstikrar en önemli anahtar kelime.
Parası değerli olan ve bu parayı çarçur etme lüksü olmayan kişiler nasıl pür dikkat davranırsa ve kılı kırk yararsa Anadolu takımları da yabancı futbolcu alırken böyle yaptılar. 3 büyükler transferde milyon dolarları hoyratça sokağa atarken başarılı olan Anadolu takımları menajerlerin kıskacından çıkarak az parayla çok iş yapan yabancılar bulmaya başladılar. Bu noktada paranın az ya da çok olmasının önemi yok aslında. Önemli olan o paranın verimli kullanılıp kullanılmadığı. Siz 10 milyon doları transfere harcayıp hatalı seçimlerle futbolculardan 10 verim alırken, 1 milyon dolar harcayan da 10 verim almaya başlarsa sizin 9 milyon dolarınız çöpe gitmiş demektir.
İşin teknik yanına gelince: Yazının başında da bahsettiğim gibi günümüz futbolunda fiziksel yeterlilik ve kondisyon her şeyden daha önemli duruma geldi. Koşmayan takımın hatta koşmayan futbolcunun bu düzende yeri yok. Bireysel yetenekler maçın sonucunu değiştirmeye artık yetmiyor. Takım oyunu oynamadan başarılı olmanız da imkansız. İyi bir takımın üstüne bireysel olarak çok yetenekli 1-2 ayağınız varsa ancak o zaman başarılı olabilirsiniz. Messi Barcelona’da süper oynarken Arjantin milli takımında neden başarılı olamıyor dersiniz?
12 hafta sonunda ligin ilk 4 sırasında 3 büyükler yok. Bence bu sezon 3 büyüklerin şampiyon olma şansının olmadığı gibi. Biz yıllardır belirli bir kalıbın içine soktuğumuz ligimizde 4 tane takımın hatta 3 takımın etrafında dünyayı döndürüyoruz. Bu kalıbı kafamızdan silmek için şunu düşünelim: Türkiye dışından bir futbol uzmanı getirmiş olduğumuzu farz edelim. Ülkemizdeki alışkanlıkları hiç bilmiyor olsun. 12 haftanın tüm maçlarını seyretsin ve takımların geçmişini hiç bilmeden, hesaba katmadan değerlendirsin. Eğer Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın en iyi takım olduğunu söylerse başka bir şey söylemeyeceğim.
Evet sayın başkan size ne yazık ki katılmıyorum, adına ne derseniz deyin “Anadolu ihtilali” ya da “Futbol Devrimi” bu düzen değişiyor ve yeni bir dönem başlıyor. Bir işte başarılı olmak için önce içinde olduğunuz ortamı kavramalısınız. Bu gerçeği ne kadar erken kabul edip kendi içinizde hataları kapatırsanız o kadar başarılı olursunuz. Unutmayın hala en büyük ekonomik avantaj sizde. Siz bu avantajı yanlış seçimlerle diğer rakiplerinize kaptırıyorsanız aynaya bakıp suçluyu başka yerde aramamak gerekiyor.
NOT: Fenerbahçe Başkanı aynı açıklamalarda Türk basketboluna yaptıkları katkıdan ve fedakarlık ederek basketbola kazandırdıkları gençlerden söz etti. Bunların hepsi doğru ama 18 yaşındaki Enes Kanter’i sırf sizi terk etti diye NCAA’ye şikayet etmek ve Türk Basketbolunun gelecekteki en büyük yıldızının oynamasını engellemek size ne kazandırdı bunu lütfen düşünün. Resmi açıklamada sözü edilenler sadece kelime oyunu. Bu konuyu da bir sonraki yazıda ele alacağım.
Ne yazık ki ben aynı görüşte değilim. Artık taraflı tarafsız herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek futbolda tüm dünyada takımlar arasında güç dengesinin azaldığı. Futbolda bireysel yeteneklerin parmakla gösterilecek kadar azaldığı bir dönemde koşan, mücadele eden ve futbolun basit bir oyun olduğunu unutmadan doğruları yapmaya çalışan her takımın iddiasının olduğu. Tabii ki takımlar arasında fark var ve olmaya devam edecek ama artık kimse formasının adıyla ya da asırlık tarihiyle maç kazanamıyor. Ülkemizde 10 yıl önce “Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray formasını koysa maçı kazanır” denirdi. Şimdi o formalar maç kazanmaya yetmiyor. Şampiyon olmaya ise hiç…
1980 ve 90’lı yıllarda Anadolu takımlarının (Trabzonspor dışında) başarılı olmasını imkansız kılan futbol düzeninin değişmesi de bu tabloda etken oldu. Kimse kusura bakmasın ben 30 yıldır maç seyrediyorum ve eskiden öyle maçlar gördüm ki futboldan utandım. Hakemler hep 4 büyüklerin yanında, federasyon onların istediği gibi yönetiliyor ve her şeyden önemlisi ekonomik olarak diğer takımların bu 4 büyüğe yaklaşmasına sistem kesinlikle izin vermiyor. Bu ortamda bir Anadolu takımından şampiyonluk beklemek Davut’un Golyat’ı yenmesini beklemek gibiydi. Peki ne değişti de futbolda bazıları “daha eşit” olmanın avantajlarını kullanamamaya başladı.
En önemli etken futbol adil yönetilmeye başlandı. Merhum Hasan Doğan ile başlayan ve sonrasında Mahmut Özgener ile devam eden güven ortamı aslında tüm takımlara adil davranarak ve fırsat eşitliği sağlayarak bu devrimin yolunu açtı. Son 10 yıldaki hakem profiliyle daha öncesindekilere bakınca aradaki büyük farkı görmemek imkansız. Artık kimse “Hakemler maçı sattı” diyemez. Kötü hakemler tabii ki var ama art niyetli hakem artık yok.
İkinci neden ise ekonomik; daha önce kadro kurması o şehirdeki bir işadamının insafına bağlı olan ve geliri olmayan kulüpler doğru örneklerin çoğalmasıyla iyi yönetilmeye ve eline geçen parayı doğru kullanmaya başladı. Başta televizyon gelirleri olmak üzere iddaa ve diğer gelirler aslında bir takıma iyi bir kadro kurması ve zirveye oynaması için yeterli oluyordu.
Anadolu takımları teknik direktör konusunda akıllandı ve 2-3 haftada bir teknik direktör değiştirmenin yarar sağlamadığını anladı. Anlamayanlar hala var tabii ki ama onların ligin neresinde olduğunu görüyoruz. İstikrar en önemli anahtar kelime.
Parası değerli olan ve bu parayı çarçur etme lüksü olmayan kişiler nasıl pür dikkat davranırsa ve kılı kırk yararsa Anadolu takımları da yabancı futbolcu alırken böyle yaptılar. 3 büyükler transferde milyon dolarları hoyratça sokağa atarken başarılı olan Anadolu takımları menajerlerin kıskacından çıkarak az parayla çok iş yapan yabancılar bulmaya başladılar. Bu noktada paranın az ya da çok olmasının önemi yok aslında. Önemli olan o paranın verimli kullanılıp kullanılmadığı. Siz 10 milyon doları transfere harcayıp hatalı seçimlerle futbolculardan 10 verim alırken, 1 milyon dolar harcayan da 10 verim almaya başlarsa sizin 9 milyon dolarınız çöpe gitmiş demektir.
İşin teknik yanına gelince: Yazının başında da bahsettiğim gibi günümüz futbolunda fiziksel yeterlilik ve kondisyon her şeyden daha önemli duruma geldi. Koşmayan takımın hatta koşmayan futbolcunun bu düzende yeri yok. Bireysel yetenekler maçın sonucunu değiştirmeye artık yetmiyor. Takım oyunu oynamadan başarılı olmanız da imkansız. İyi bir takımın üstüne bireysel olarak çok yetenekli 1-2 ayağınız varsa ancak o zaman başarılı olabilirsiniz. Messi Barcelona’da süper oynarken Arjantin milli takımında neden başarılı olamıyor dersiniz?
12 hafta sonunda ligin ilk 4 sırasında 3 büyükler yok. Bence bu sezon 3 büyüklerin şampiyon olma şansının olmadığı gibi. Biz yıllardır belirli bir kalıbın içine soktuğumuz ligimizde 4 tane takımın hatta 3 takımın etrafında dünyayı döndürüyoruz. Bu kalıbı kafamızdan silmek için şunu düşünelim: Türkiye dışından bir futbol uzmanı getirmiş olduğumuzu farz edelim. Ülkemizdeki alışkanlıkları hiç bilmiyor olsun. 12 haftanın tüm maçlarını seyretsin ve takımların geçmişini hiç bilmeden, hesaba katmadan değerlendirsin. Eğer Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın en iyi takım olduğunu söylerse başka bir şey söylemeyeceğim.
Evet sayın başkan size ne yazık ki katılmıyorum, adına ne derseniz deyin “Anadolu ihtilali” ya da “Futbol Devrimi” bu düzen değişiyor ve yeni bir dönem başlıyor. Bir işte başarılı olmak için önce içinde olduğunuz ortamı kavramalısınız. Bu gerçeği ne kadar erken kabul edip kendi içinizde hataları kapatırsanız o kadar başarılı olursunuz. Unutmayın hala en büyük ekonomik avantaj sizde. Siz bu avantajı yanlış seçimlerle diğer rakiplerinize kaptırıyorsanız aynaya bakıp suçluyu başka yerde aramamak gerekiyor.
NOT: Fenerbahçe Başkanı aynı açıklamalarda Türk basketboluna yaptıkları katkıdan ve fedakarlık ederek basketbola kazandırdıkları gençlerden söz etti. Bunların hepsi doğru ama 18 yaşındaki Enes Kanter’i sırf sizi terk etti diye NCAA’ye şikayet etmek ve Türk Basketbolunun gelecekteki en büyük yıldızının oynamasını engellemek size ne kazandırdı bunu lütfen düşünün. Resmi açıklamada sözü edilenler sadece kelime oyunu. Bu konuyu da bir sonraki yazıda ele alacağım.







