Lyon modeli Fenerbahçe’ye uymaz

Hazır milli maç arası varken uzun zamandır kafama takılan bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

calendar 06 Ekim 2010 18:56
Haber: Sporx.com
Lyon modeli Fenerbahçe’ye uymaz
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Sezon başında sevgili Gürcan Bilgiç ile yaptığımız bir televizyon programında bana Aykut Kocaman ile uzun bir görüşme yaptığını ve Fenerbahçe’de büyük değişimlerin olacağını anlattı. Bu arada Lyon modelinin örnek alındığından bahsetti. Ben de Lyon modelini incelemeye başladım ve Fenerbahçe’nin bu hayalini gerçekleştirmeye başlayıp başlayamayacağı üzerine fikir üretmek için gerekli bilgileri topladım. ( Şaşırmayın, ülkemizde eski futbolcu olmaktan başka özelliği olmayan ve bırakın Avrupa ve Dünya futbolunu takip etmeyi tuttukları takım dışında “Fransız” olanların buna rağmen her konuda ahkam kesmesine alışkınsınız belki ama bazılarımız azınlıkta da olsak fikir üretmek için oturduğu bölgeyi kullanmak yerine okuyup araştırma ihtiyacını hissediyor.)

Bu konuda okuduğum bir kitabın da büyük faydası oldu size de şiddetle tavsiye ederim. Simon Kuper ve Stefan Szymanski’nin birlikte yazdığı “Futbolun Şifreleri”…

Kitapta bir bölümde Lyon takımı mercek altına alınmış ve 2000 yılından önce 100 yılı aşkın bir sürede şampiyon olamayan 2. sınıf bir takımın doğru hamlelerle nasıl 7 sezon üst üste şampiyon olduğu ve Şampiyonlar Liginde iddialı hale geldiği anlatılmıştı. Çoğumuz için Lyon sanki her zaman şampiyonluğa oynayan Fransa Ligini sürekli domine eden bir takım gibi gözükse de gerçek farklı. 1899 yılında bir üniversite takımı olarak kurulan ekip 1950’yi asıl kuruluş yılı olarak kabul ediyor. İlk yıllarında Lyon şehrinde fazlaca taraftarı olmayan ve ilgi göremeyen O.Lyon sürekli olarak aynı bölgenin diğer takımı St. Etienne’in gölgesinde kalıyor. Platini’yi de Fransa futboluna kazandıran St. Etienne 1957-1981 arasında yani Lyon’un liglere katılmaya başladığı dönemde tam 10 kez Fransa şampiyonu olmayı başardı.

İki takım arasındaki bölgesel derbi olan Rhone Derbisinde o yıllarda ezici bir üstünlük kuran St. Etienne böyle bir rakibin varlığını bile kabul etmekte uzun zaman zorlandı. Son yıllardaki ezici Lyon hakimiyetine rağmen toplamda St. Etienne 36-28 üstünlüğünü koruyor.

Peki ne oldu da Lyon’un kaderi değişti ve şefleri ve restaurantları ile ünlü şehir bir futbol merkezi haline geldi. Aslında kitapta da anlatıldığı gibi her şey başkanlığa 1987 yılında Jean-Michel Aulas’ın gelmesiyle başladı. Bir ticaret adamı olan ve takımı da bir şirket gibi yönetebileceğini düşünen Aulas ülkemizde ve dünyada örneklerini çok sık gördüğümüz klasik başkanlar gibi gösterişli ve pahalı transferlerle taraftarın gönlünü kazanmak yerine uzun vadeli bir plan yaparak hedefini 10 yıl içinde ligde iddilaı hale gelmek ve kupa kazanmak olarak belirledi. Yine sıkça görülen başkan tipinin yaptığı transfer hatalarına düşmeden ve “Başkan benim,  her şeyi ben bilirim, inşaatı da ben bilirim futbolu herkesten iyi bilirim” demedi ve bir komite kurarak daha fazla insanın fikir üretmesine ve katkıda bulunmasını sağladı.

Lyon transfer yaparken yaklaşık 10-12 kişiden oluşan komite toplanarak aralarında tartışıyorlardı. Bu komitede başkan ve yardımcılarının yanında teknik heyet ve kulübün yaşayan efsanesi Bernard Lacombe bulunuyordu. Lacombe taraftarın en sevdiği isimdi ve ezeli rakipleri St. Etienne’e tarihte en fazla golü bile atması (128 gol) bu kadar sevilmesi için yeterliydi. Lyon başkanı bu akıllı futbol adamını takımın başına getirip üst üste alınan 4-5 kötü sonuçtan sonra göndermenin akıllıca olmayacağına karar verdi ve ondan sürekli olarak faydalanmak için “Sportif Direktör” sıfatıyla görevlendirdi. Böylece teknik direktör kim olursa olsun Lacombe’un engin transfer deneyimi ve oyuncu bulma yeteneğinden faydalanabileceklerdi. ( Bu aslında Barcelona’nın Johan Cruyff ile yıllardır yaptığı uygulamanın aynısıydı )

Bu doğru strateji ilk 3-4 yılda tam olarak meyvesini veremese de sonuçta Lyon şehrinin takımın üzerinde bir baskısı olmadığı için zorlanmadılar. Lyon daha bir futbol takımlarının olduğunun bile farkında değildi aslında. Her sezon şampiyon olmak zorunda olan takımların baskısı hatayı da beraberinde getirir, Lyon böyle bir baskıyı hiç hissetmedi ve başkan Aulas’ın istediği hamleleri yapması için ona büyük bir zaman kazandırdı.

Lyon yıllar geçtikçe transferde ustalaşmaya ve az hata yapmaya başladı. Tam 12 altın kuralları vardı. Bunları merak eden kitabı okur ama ben 2-3 tanesini sizlerle paylaşayım.

Transferde takımdaki herkes satılabilir ama fiyatı tatmin edici olursa. Bu kural daha takıma gelir gelmez futbolcuya da anlatılıyor ve performansını arttırması halinde daha fazla para kazanarak transfer yapabileceği kafasına işleniyordu. Ülkemizde ise bir başkanın astronomik teklife rağmen gurur meselesi yaparak ve taraftar baskısından çekinerek “Satmam” demesi alkışlanıyor. Ama o “Satmam” dediği taraftarın sevgilisi futbolcu 1 sezon sonra bedavaya gidince ya da çok daha azına satılınca kimse hesap sormuyor. Takımlar artık birer şirket gibi ve nasıl elinizdeki bir ürün 5 lira ederken 7 lira verene göbek atarak satarsanız futbolcuyu da değerinde ve üstündeki bir teklifte satmalısınız. Ticarette duygusallığa yer yok, böyle yapan kaybeder.

Özel hayatı düzgün, örnek olacak futbolcu transfer edersen daha az sorunla uğraşırsın. Ayrıca iş transferi yapmakla da bitmiyor. Başka bir ülkeye gelen futbolcunun kolay uyum sağlaması için gereken her yardım yapılmalı. Kulübün görevlileri karısının işinden, çocuğunun okuluna kadar her şeyle ilgilenerek futbolcuyu rahatlatıyor. Çoğu taraftarın sandığı gibi futbolcu bir makine değil ve özel hayatı performansını doğrudan etkiliyor. “Bu kadar para alıyor ne yaparsa yapsın” dediğiniz zaman transfere harcadığınız paranın 100’de 1’inden kaçarak belki de performansını yüzde 50 etkileyecek bir sorunu çözemiyorsunuz.

Yıldız alınacaksa santrafora değil, orta saha ve savunmaya alınıyordu. Çünkü futbolda en pahalı olan mevki her zaman santrafor oluyordu.


Bunun gibi altın kuralları deneye deneye bulan ve ucuza aldığı oyuncuları değerinin üstüne satmasına rağmen 7 sezon üst üste şampiyonluğu yakalayan ve marka değerini yükselterek tribün ve ürün gelirlerini sürekli arttıran Lyon imrenilecek bir takım olmayı başardı.

Bu 7 şampiyonlukta 4 değişik teknik adam takımın başındaydı. Yani aslında ne yıldız futbolcular ne teknik direktör önemliydi. Önemli olan takımın ve kulübün sistemi ve yönetilme tarzıydı.

Gelelim yazının başında bahsettiğim Fenerbahçe’nin Lyon modelini kendisine uydurup uyduramayacağına: Sizden ricam yazının koyu yazılan yerlerini tekrar okuyun. Ondan sonra kararı siz verin. Benim fikrimi sorarsanız Lyon modeli tam olarak Bursaspor’a uyuyor. Ne dersiniz?
Tümü
 Reklam 
  • PUAN DURUMU
  • FİKSTÜR
  • STSL
  • 1.Lig
  • İng
  • Alm
  • İsp
  • İta
  • ŞL
  • AL
  • KL
  • DK
TakımlarOGBMAYP
1 Galatasaray 34 24 5 5 77 30 77
2 Fenerbahçe 34 21 11 2 77 37 74
3 Trabzonspor 34 20 9 5 61 39 69
4 Beşiktaş 34 17 9 8 59 40 60
5 Başakşehir 34 16 9 9 58 35 57
6 Göztepe 34 14 13 7 42 32 55
7 Samsunspor 34 13 12 9 46 45 51
8 Rizespor 34 10 11 13 46 52 41
9 Konyaspor 34 10 10 14 43 50 40
10 Kocaelispor 34 9 10 15 26 38 37
11 Alanyaspor 34 7 16 11 41 41 37
12 Gaziantep FK 34 9 10 15 43 58 37
13 Kasımpaşa 34 8 11 15 33 49 35
14 Gençlerbirliği 34 9 7 18 36 47 34
15 Eyüpspor 34 8 9 17 33 48 33
16 Antalyaspor 34 8 8 18 33 55 32
17 Kayserispor 34 6 12 16 27 62 30
18 Karagümrük 34 8 6 20 31 54 30