Kazım Kanat'ın ardından
01.10.2008
Geçtiğimiz haftalarda Türk spor basınının en önemli isimlerinden birini, Kazım Kanat'ı zamansız biçimde kaybettik. Aynı zamanda Sporx.com yazarı olan Kazım Ağabey, yıllardır bağırsak kanserine karşı amansız bir mücadele veriyordu. Ancak hepimize koyan, o koca çınarı kanser illetinin değil, zatürrenin yıkması. Daha önce de yazdığımız gibi kansere karşı adeta "atağa" kalkan Kazım Ağabey'in, bir bakıma "kontratak"tan gelen bir golle hayata yenik düşmesi. Bu yüzden acımız gerçekten büyük.
Bu konuda çok şey yazıldı, çizildi. Kazım Ağabey'le yıllarca omuz omuza çalışmış gazeteciler, yazarlar, arkadaşları… Hepsi Kazım Kanat ile yaşadıklarını anlattı bize. Nitekim bunları Sporx.com sayfalarında da gördünüz.
Benim burada farklı olarak dikkati çekmek istediğim nokta ise, büyük ustanın başka bir özelliği. Değişime açık olması ve değişimi yakalayabilmesi, kendini dar kalıplara hapsetmemesi.
Sporx.com'un ilk yola çıktığı günlerden bu yana Kazım Kanat ile birlikte çalışıyoruz. Sporx.com'un bugünlere gelmesinde önemli bir pay sahibi olan Kazım Ağabey, değişimi, yani internet gazeteciliğinin gelişimini gören isimlerden biriydi. Hastalığına karşın, bir kenara çekilmedi, değerli vaktinin bir bölümünü de bizler için harcadı…
İşte bu yüzden, "Nereden çıktı bu internet demeyin. Şuradan çıktı: Toplumu bilgilendirmek için yola çıkan her gence destek vermek onlara yol açmak için elimden geleni yaptım. İşte bu nedenle buradayım. Tek amacım gençlere bir şeyler verebilmek" diyordu büyük usta, Sporx.com'daki ilk yazısında.
Bunda da başarılı oldun Kazım Ağabey. Çok şey verdin bizlere, hepimize…
|
|
|
"Profesyonel" olmak
Türkiye'de yanlış bir profesyonellik algısı var. Özellikle üç büyükler arasındaki transferlerde bu yanlış algı daha da belirgin bir hal alıyor. Bir büyük takımdan, başka bir büyük takıma transfer olan futbolcu, gazetecilere verdiği ilk röportajda hemen geçmişini bir kalemde silip atıyor, çocukluk anılarını deşiyor, akrabalık ilişkilerini ortaya seriyor ve "aslında" yeni transfer olduğu takımın taraftarı olduğunu ispat etmeye çalışıyor.
Dürüstlükten uzat, yaranma güdüsüyle gerçekleştirilmiş bu harekele sonucunda ne eski takımına yaranıyor, ne de yeni takımına. Tam tersine her iki taraf açısından da daha da antipatik oluyor. İşte bu tip futbolcuların en sonuncusu Emre Belözoğlu.
Emre Belözoğlu, Sigmund Freud'ün kulaklarını çınlatırcasına Geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda "çocukluğuna indi" ve "Çocukluğumda Fenerbahçeliydim. Kader beni 13 yaşımda Galatasaray altyapısına taşıdı. Daha sonra (A) takıma çıktım ve çok güzel günler yaşadım. Bu demek değil ki Fenerbahçe'de güzel günler yaşamayacağım. Fenerbahçeli bir genç olarak Fenerbahçe'ye gelmiş olmaktan çok mutluyum" ifadelerini kullandı. Kısacası Fenerbahçe taraftarına kendini sevdirmek için, çırpındı durdu.
Hiç gerek yok bunlara Emre Belözoğlu. Bırak herkes seni "profesyonel bir seçim yapan" Emre Belözoğlu olarak hatırlasın. Böylesi amatörlükler senin gibi bir profesyonele yakışıyor mu…
Emre Belözoğlu ile olan sözlerimi, küçük İskender'in bir şiiriyle, "Emre" adlı bir şiiriyle (Balık Burcu Hikayeleri, Parantez Yayınları, 2000) noktalayayım.
Eski bir saat durmuş aşkın en olmadık yerinde
Mütemadiyen uzatmaları oynayan bir karanlık belki de
Rüya değil! Heves hiç değil! Yalnızca hayattan ölüme bir pas!
Emsali olmayan bir kaza gibi geçecek ellerinden ellerime veda!
Burada lafı uzatmak, dokuz kusurlu hareketten bir tanesi,
Ecel gibi, bir resme dokunmak gibi, kana kimlik sormak gibi!
Lüzumsuz bir röveşatayla ayı ağlara göndermek sanki
Ölümüne, diyorum, bazı adamlar kimi zaman jilet yutarlar
Zehre bulanır korkunun orta sahası
O sancıdır kalbin taça çıkması; Yaşanılanlar:
Gole giderken düşürülen futbolcunun sedyeyle oyundan alınması
Lalelere kırmızı kart, dağlara sarı
Usul usul yaklaşan bir sevdada, yüzde yüzlük bir penaltı hatırası!
Çok merak ediyorum. Acaba küçük İstender şu anda neler hissediyor?
|
|
|
Trabzonspor ve Ersun Yanal
Gerçekten de onları çok özlemiştik. Türk futbolunun dört büyük kulüplerinden biri, bu yıl geçmiş mutlu günlerine dönebileceğinin sinyallerini verdi. Daha sezonun henüz 5. haftası geride kaldı ama, anlaşılan bu yıl şampiyonluk mücadelesinde Bordo-Mavililer de olacak.
Başarılı bir yönetim ile iyi bir teknik direktörün, iyi bir kadroyu nasıl başarıya götürebileceğinin bir örneği Trabzonspor. Üstelik oynadıkları futbolla da keyif veriyorlar. Ersun Yanal, büyük hedefleri olan bir kulüpte başarılar elde etmek ve Milli Takım döneminde kendisine yapılan haksızlıkların acısını çıkartmak istiyor.
Ayrıca Luis Aragones yönetiminde bugünlerde karamsar günler yaşayan Fenerbahçelilerin şu duyguyu yaşamasına neden oluyorlar: "Ah Ersun Yanal. Keşke takımımızın başında sen olsaydın."
Sizce de bugünlerde Fenerbahçeliler böyle düşünmüyor mu?
|
|
|
Bu makale yazarın sporx.com'a özel olarak yazmış olduğu bir yazıdır. Kesinlikle herhangi bir basın-yayın organından alıntı değildir.
|
|
 | Yazı hakkında yorumlar %50 %50 |
|
 |
 |
sourcedown (04/10/2008 15:15)  |
|
 |
fenerbahçede kimse ersun hocayı istemezdi. hem bu sonuçlar onun döneminde alınsaydı çoktan kovulmuştu. bizim takımlarımız yabancı hocalara gösterdiği ... |
 |
|
|
 |
 |
afyonluturk17 (03/10/2008 20:01)  |
|
 |
Bir fenerbahçeli olarak Aragones'ten pek mutlu degilim fakat italyanlarin bir atasözü vardir :"Roma bir günde olmadi"...O yüzden,iilesecegimizi umuyor... |
 |
|
 | Tüm yorumları oku(2) / Yorum ekle |
|
Ali Bakın
Yazara mail atmak için tıklayınız
önceki yazıları için tıklayın >>
|
|
|