- Ermenistan'ı yener miyiz?
- FORVETTE SEMİH VE MEVLÜT!
- Dünya Kupası yolculuğu başlıyor
- Poulsen'e göre de favoriyiz
Tüm Manşetler


 SON HABERLER:
Üyelik|Bize Ulaşın| About Us
  Ana Sayfa
  Fantezi Futbol
  Tahmin Ligi
  Transfermetre
  Yıldızlar testi
  Sizce Hangisi?
  TRANSFERLER
  Rusya Ligi TV
  Bundesliga TV
  Oyun Parkı
  Sporx Tv
  Futbol
  Basketbol
  Voleybol
  Tenis
  Motor Sporları
  At Yarışı
  Sporx Özel
  Medya
  Diğer Sporlar
  İddaa
  Canlı Sonuçlar
  İstatistik
  Yazarlar
  Foto Galeri
  TV'de Bugün
  Arşiv
  Canlı Anlatım
  Fantezi Futbol
  Test
  SuperSkor
  İçerik Paylaşımı
  Üyelik
  Bize Ulaşın
  Künye
  About Us

 
2.El Araba
RENAULT 12
1983 / 10.000 km Satılık RENAULT 12 - TX TOROS 5 VT
4.000 YTL

M. Aurelio’nun önlenemeyecek gidişi
Haberi yazdır
Arama
Yazarın önceki yazıları
Ters Köşe  
Ali Bakın

M. Aurelio’nun önlenemeyecek gidişi
13.07.2008

Adını ne koyarsak koyalım 1980’lerden itibaren içinde bulunduğumuz süreç, tüm dünyayı olduğu gibi bizi de yakından etkiliyor. Bu her ne kadar “tarihin sonunu” getiren neoliberallerin iyimserliğiyle tam olarak küresel bir süreç olmasa da (çünkü nüfus hareketleri önünde hala dev ulusal sınırlar engeli var), toplumlar arası etkileşimler çok yoğun. Uluslararası göç de bu sürecin önemli bir parçası.

Günümüzde, özellikle gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, kesinlikle “homojen”, “yekpare” tek bir etniğe dayalı bir toplum söz konusu değil. Hele hele uluslararası göçle birlikte, bir umut kapısı olarak yeni diyarlara göç eden göçmenleri yok saymak mümkün değil. Göçmenler gittikleri toplumdan etkileniyorlar, o toplumu etkiliyorlar. Göçmenlerin bir kısmı ana yurtlarıyla bağlantıyı kesmese de, artık önemli bir kesimi yeni yurtlarını da benimsiyor, kendilerini buranın bir parçası olarak hissediyor. 2006 Dünya Kupası’nda Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin önemli bir kesiminin Almanya Ulusal Takımı’nı desteklediği hatırlansın. Ya da EURO 2008’de Almanya-Türkiye yarı finalinin, gurbetçilerimiz üzerinde yarattığı karmaşık etkiyi hatırlayalım. Fazla söze gerek yok sanırım.

Günümüz dünyasının tartışmasız en popüler spor dalı olan futbolun toplum üzerinde ne kadar önemli bir etkisi olduğu açık. Bu anlamda futbol adeta bir sosyal bilimler laboratuvarı şeklinde. Yurttaşlık, göç ve entegrasyon tartışmalarını futbol üzerinden de izleyebilmek mümkün. Özellikle çoğu eski Fransız sömürgelerinden gelme futbolculardan kurulu Fransız Ulusal Takımı, ya da eski bir Holanda sömürgesi olan Surinam asıllı futbolcularıyla Hollanda Ulusal Takımı şu soruyu sordurtuyor: Bu futbolcuları Fransız ya da Hollandalı kabul etmek olanaklı mıdır?

GÖÇMENLER VE YURTTAŞLIK

Yurttaşlığı kan bağına (jus sanguinis), dile, kültüre ve dine dayandıran model için elbete hayır. Uluslararası göçü bir gerçeklik, bir veri olarak ele alan, göçmenlerin de o toplumun önemli bir parçası olarak gören anlayış içinse evet. Giderek de yaygınlaşan görüş de bu. Çünkü toplumsal gereksinimlere yanıt veren de bu.

Belki bu tartışmalar, sosyal bilimciler tarafından “göç alan ülke” kategorisinde değerlendirilmeye başlanan Türkiye için biraz erken. Önümüzdeki yıllarda bu tartışmalarla er ya da geç yüzleşeceğiz. Ancak günümüz Türkiye’sinde göç konusunun başka bir boyutunun gündemde olduğu söz edilebilir. Tamamen faydacı biçimde, gereksinimler gereğince “yurttaş” yapılan sporcular. Osmanlı idari geleneğinin çok önemli bir kurumuyla yani “devşirme” kurumuyla kavramlaştırılan sporcular. Yani “devşirmeler”.

Bu tartışmalar 2008 Pekin Olimpiyatları sırasında daha da alevlenecek. Olimpiyatların açılış töreninde düzenlenecek geleneksel yürüyüşte, Türkiye bayrağı arkasında olacak sporcuların neredeyse üçte birinin “devşirme” sporculardan oluşacağı dikkate alırsak bu son derece normal.

Bir cümlede “devşirme” sporcuların, uluslararası göçle gittikleri ülkenin toplumuyla bütünleşmek isteyen göçmen topluluklarla aynı kategori altında değerlendirilemeyeceğini, bunların tamamen faydacı gerekçelerle düzenlenmiş, geçici, bir bakıma hukuk diliyle muvazaalı sözleşmeler olduğunu belirtelim ve bu konuda daha çook sözümüz olacağını belirtelim. İsterseniz bu konunun direkt muhatabı olan başka bir isme ve onun beraberinde getirdiği bir tartışmaya göz atalım. Kime mi? Özelde Marco Aurelio’ya, futbolun göçmen işçileri Brezilyalılara…

FUTBOLUN GÖÇMEN İŞÇİLERİ: BREZİLYALILAR

Futbol sayesinde adından bu kadar söz ettiğimiz Brezilya, Latin amerika’nın en büyük ülkesi. Hem yüzölçümü (yaklaşık 8,5 milyon kilometrekare), hem nüfus (188 milyon), hem de ekonomik (1,5 trilyon USD’lik GSMH ile dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi) açıdan… Ancak Brezilya büyük bir ekonomiye sahip olsa da, yoksulluğun en çok yaşandığı ülkelerden biri. Birleşmiş Milletler verilerine göre gelir eşitsizliğin en yoğun olduğu birkaç ülkeden birisi Brezilya. Nüfusun yüzde 10’unun çeşitli nedenlerden 40 yaşına gelemeden öldüğü, yüzde 11’inin okuma yazma bilmediği, yine yüzde 11’inin kaliteli suya erişemediği, çocuklarının ise yüzde 6’sının yetersiz beslendiği bir ülke.

Bir yanda zenginlerin yüksek duvarlar ve yoğun güvenlik önlemleri ile korunan, gettoları andıran konut alanları; diğer yanda milyonlarca yoksulun adeta insanlık dışı koşullar altında yaşadığı favelalar yani gecekondular... Açlık ve zenginlik iç içe… Sadece zenginlik mi? Bir yanda ayrıcalıklı beyazlar, diğer yanda hor görülen yerliler, bunların arasında melezler ve doiğer ayrıcalıksız tabakalar. Çelişkiler dorukta…

Futbol ise böylesi çelişkilerle dolu bir toplumu birbirine bağlayan en önemli harç. Futbolla 1894’te tanışan Brezilya için bu spor adeta bir yaşam tarzı, her şey. Brezilya ulusunu oluşturan yapı taşlarından biri olan Afrikalıların, dinsel ritüellerini de taşıyan bir spor dalı. Daha doğrusu futbol bir dindir Brezilya’da. Dini inançların bir hayli güçlü olduğu bir ülkede üstelik.

Ama aynı zamanda futbol bir umuttur burada. Yoksulluktan sıyrılmanın, daha rahat bir yaşam sürmenin bir umudu. Açlığın kol gezdiği ve futbolun bu kadar sevildiği bir ülkede bundan daha doğal olan nedir ki?

"PROFESYONEL OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM"

Alex Bellos, “Futebol – Brezilya Tarzı Yaşam” adli kitabında (Literatür Yayınları, İstanbul, 2003) futbol hayatını Faroe Adaları’nda, B68 kulübünde sürdüren bir Brezilyalı futbolcuyu, Marcelo’yu anlatır. Brezilya’nın sosyal hayatın, eğlencenin olmadığı, insanların soğuk nedeniyle evlerinden çıkmadığı, güneşin sadece yılın belirli bölümünde ortaya çıktığı, ıssız, soğuk, küçük bir adadır burası. Eminim ki birçoğunuzun haritada yerini bile bulamayacağı küçük bir ada. Üstelik gözden de o kadar uzak.

Peki nedir Marcelo’yu buraya iten? “Profesyonel bir futbolcu olduğum ve para kazanabildiğim için buradayım” diye yanıtlar bu soruyu Marcelo. Brezilya’da kalsa bu kadar parayı kazanamazdım diye ekler. Yanlış anlaşılmanın hemen önüne geçeyim. Bellos her ne kadar Marcelo’nun kaç lira aldığını belirtmez kitabında. Ama Marcelo bizim ülkemizdeki Brezilyalılar gibi lüks içinde de yaşamamaktadır. Yoksa niye ek iş olarak, morina yüklü kasaları balıkçı teknelerinden iskeleye taşıma işini yapsın. Ancak o yine de mutludur. Karnı doymakta, üstelik Brezilya’da Avrupa’da oynayan bir futbolcu statüsünü taşımaktadır. Bunu “Her Brezilyalı bir gün Avrupa’da oynamayı hayal eder” şeklinde açıklar Marcelo. Ona göre bir yerden başlamak gereklidir. Faroe Adaları’ndan başka bir Avrupa takımına transfer olabilmek ise onun en büyük umududur. Nitekim onun için kulübü B68’in, UEFA Intertoto Kupası’nda mücadele edecek olması çok önemlidir. Kimbilir belki de bu maçta kendini gösterecek, “başka” bir Avrupa kulübüne transfer olacaktır. Umut ki ayakta tutar insanı…

Bellos’un kitabı Marcelo ve onun gibi başka Brezilyalı futbolculardan bahseder. Hepsinin ortak noktası aynıdır. Avrupa’ya transfer olmak bir Brezilyalı için en büyük kurtuluştur. Hem ailesini favelalardan kurtarabilmesi için, hem de toplumdan saygı görerek statüsünü yükseltebilmesi için…

RİO’DAN TÜRKİYE’YE…

1977 yılında Rio de Janeiro’da doğan ve 2001 yılında Rio Bölgesel Lig takımlarından Olaria’dan Trabzonspor’a senelik 212 bin dolar ücretle transfer olan Marco Aurelio da, Marcelo gibi futbolculardan biridir. Ama o tabii ki çok çok daha iyi bir futbolcu olduğu için, futbolun çok daha gelişkin olduğu bir ülkeye yani Türkiye’ye gelmiştir ve önü de fazlasıyla açıktır. Nitekim yeteneklerini sergilemesiyle transfer piyasasında adından söz ettirir.

Bunda sırtını dayadığı menajeri Bayram Tutumlu’nun da becerilerinin de payı yok değildir. Bugün Fenerbahçe’nin şimşeklerini üzerine çeken Tutumlu, o dönem Trabzonspor ve Gençlerbirliği’ne attığı kıvrak çalımlarla Aurelio’yu Fenerbahçe’ye getirdi ve futbolcusunun değerini (elbette ki kendi kazancını) fazlasıyla artırdı.

Aurelio, muhtemelen menajerinin de taktikleriyle, pazar payının artması için Fenerbahçe’de Avrupa kupalarında mücadele etmesinin dışında, ulusal maçlarda da forma giymesinin şart olduğunu bildiği için, Türkiye Ulusal Takımı’ndan gelen teklif fırsatını iyi değerlendirdi. Hakkını teslim edelim, bu fırsatı fazlasıyla değerlendirdi. Türkiye gibi muhafazakarlaşmanın arttığı bir ülkede milli takımda bir yabancının yer alması bir anda kabul edilebilecek bir davranış değildi. O da, büyük olasılıkla, menajerinin taktikleriyle İstiklal Marşı’nın Türkçe “okudu”, Türkçe kurslarına gitti, her yerde “kendini Türk hissettiği” yönünde popülist açıklamalar yaptı ve sempatik gözüktü. Faydacı biçimde gerçekleştirilen bu “devşirme” operasyonu, böylece toplumun büyük kesiminde kabul gördü, itiraz eden çıkmadı. Oysa gerçekte o bir Brezilyalıydı. Ve “çocuklarının geleceğini” düşünerek, kendince oldukça mantıklı bir biçimde Real Betis’e imzayı attı.

Ama gerçekler acıdır. Çok fazla uzatmadan tekrar Faroe Adaları’ndaki Marcelo’nun sözlerini hatırlayalım: “Her Brezilyalı bir gün Avrupa’da oynamayı hayal eder.”

Bir cümle de biz ekleyelim. “Hele hele İspanya’da…”

Bu makale yazarın sporx.com'a özel olarak yazmış olduğu bir yazıdır. Kesinlikle herhangi bir basın-yayın organından alıntı değildir.

Yazı hakkında yorumlar %44.4 %55.6
tyana51 (25/07/2008 14:53)
güzel yazılmış. tşk ederiz...
GERCEK FAN (16/07/2008 22:57)
cvp: ockteiaxu
Gitmeseydi de sana koyacaktı sanırım :)))...
corto128 (14/07/2008 06:51)
Fransa ve Hollanda'nın vatandaşlık kavramıyla Türkiye'nin ki birbirinden çok farklıdır. Aurelio olayı, yazıda da gayet iyi açıklandiği üzere maalesef ...
Tüm yorumları oku(9) / Yorum ekle

Ali Bakın
Yazara mail atmak için tıklayınız
önceki yazıları için tıklayın >>

'ZİYARETÇİ'DEN 'KULLANICI'YA (27.08.2008)
Olimpiyatlar ve hüsran… (12.08.2008)
Ya Campbell ve arkadaşları galip gelseydi? (03.08.2008)
Olimpiyatlar yaklaşırken (26.07.2008)
Göçmen çocukları baş rolde… (03.07.2008)
Beklentilerin ötesinde… (15.06.2008)
EUR0 2008 bizim bayramımız (01.06.2008)
Profesyonellik mi, amatörlük mü? (17.05.2008)
Güçler savaşı ve Galatasaray (09.05.2008)
Derbiye "yabancı" olmamak (01.05.2008)
· Ana Sayfa · Futbol · Oyun · Basketbol · Voleybol · Tenis · Motor Sporları · At Yarışı · İddaa · Günün Kuponu · Canlı Sonuçlar
· Yazarlar · Fotoğraf Galerisi · TV’de Bugün · Spor Haberleri · İçerik Paylaşımı · Sanal Bahis · Bize Ulaşın · Üyelik · Künye
· About Us

sporx.com web sitesinde yer alan tüm sayısal veriler, istatistikler ve tahminler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Köşe yazılarında yer alan içerik yazarların kendi görüşleri olup; ilgili konu hakkında sporx.com'un genel görüşünü yansıtmaz. Web sayfalarımızda yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımızca garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sporx.com sorumlu tutulamaz.