Güçler savaşı ve Galatasaray
09.05.2008
Galatasaray camiasında bugünlerde içten içe yaşanan önemli bir tartışma var. Her ne kadar Mektebi Sultani geleneğinin "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışı çerçevesinde, bu tartışma dışarıya fazla yansıtılmamaya çalışılsa da, artık 'kol yenin içinde' kalmıyor. Arka arkaya yapılan sert açıklamaları, Anıtkabir ziyaretlerini, futbol takımının şampiyonluk kutlamalarına hazırlıkları bile kesmiyor. Türkiye'nin en önemli statü gruplarından biri olan (Bkz. "Abdurrahim Albayrak" başlıklı yazım) Galatasaray Lisesi camiası ve onun hegemonyasındaki Galatasaray kulübü ve çevresi bugünlerde tek bir konuyu tartışıyorlar: Hakan Şükür ve açıklamaları.
|
|
|
TEPKİLERİN ODAĞINDA HAKAN ŞÜKÜR
Önce yaşanan olayı hatırlayalım. Her şey ligin 32. haftasındaki kritik Galatasaray – Fenerbahçe maçı öncesinde Hakan Şükür'ün Zaman gazetesiyle yaptığı bir röportajda söylediği sözlerle başladı. Hakan Şükür, derbinin Kutlu Doğum Haftası'na denk geldiğini ifade ederek şu sözleri sarf etti: "Peygamberimiz'e layık olmalıyız. Çocuklarımızı, gençlerimizi de Peygamberimiz'in hoşgörüsü etrafında hayata hazırlamalı, yaşantılarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Hafta sonunda F.Bahçe ile önemli bir derbi müsabakası oynayacağız. Herkesin bu maçta içinde bulunulan haftanın atmosferi içinde hareket etmesini temenni ediyorum. Dostça ve centilmence mücadele etmeliyiz. Herkes dürüstçe elinden geleni yapmalı. Allah kime nasip ederse o kazansın".
Hakan Şükür bu konularda zaten "sabıkalı" bir futbolcu. Fethullah Gülen cemaatine yakın olduğunu herkes biliyor, ki kendisi de bunu saklamıyor. Ancak Hakan Şükür'e yöneltilen en önemli suçlama, bu cemaate yakın olması değil, bu cemaat adına bizzat örgütleme faaliyetine giriştiği iddiası. Özellikle genç futbolcuları bu cemaat içine çekmek için baskı yaptığı iddiası sıklıkla dile getiriliyor.
İşte bu yüzden bu açıklama kıyameti kopardı. Galatasaray Kulübünün, özellikle Galatasaray Lisesi mezunu olan ileri gelenleri büyük tepki gösterdi ve Hakan Şükür'ün kulüple ilişiğinin kesilmesini istedi. Kulisler bu isimlerden İnan Kıraç ve Adnan Öztürk'ün Hakan Şükür'ün kulüple ilişiğinin kesilmesi için Divan Kurulu'na mektup gönderdiği iddiaları ile çalkalandı. Ancak tarihi derbi öncesinde bu tartışma rafa kaldırıldı. Ancak tartışmalar derbi sonrasında yeniden alevlendi. Galatasaraylılar Derneği Başkanı Candan Erçetin ile camianın ileri gelenleri Anıtkabir'i ziyaret ederek "laiklik ve cumhuriyet" mesajı verdi. Galatasaray'ın "tarikatlara teslim olmayacağı" mesajları, camianın ileri gelenlerince arka arkaya sıralandı. Geçtiğimiz salı günü (6 Mayıs) kulübün internet sitesine demeç veren Hakan Şükür ise eleştirilere yanıt verdi ve "Ben, hayatım boyunca Atatürk ilkelerine bağlı kalmış, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş bir sporcuyum" iddiasında bulundu.
|
|
|
GÜÇ SAVAŞLARI
Öncelikle şu konunun altını çizmekte yarar var. Yaşanan bu olayları, son dönemde Fenerbahçe Kulübü'yle gerilimli günler yaşayan usta yazar Hıncal Uluç'ın dediği gibi 'Galatasaray'ın başarısını engellemek isteyen F.Bahçe medyasının komplosu' olarak açıklamak olanaklı değil. Uluç'un olayı bu derece basite indirgemesi, sığlaştırması inanılır gibi değil. Başkası olsa neyse de, böyle bir açıklamayı 22 Temmuz 2007 seçimleriyle birlikte yaşanan süreçte kendini "demokrat" değil "cumhuriyetçi" olarak niteleyen Hıncal Uluç yapıyor. İlginç. Ama bu yazının konusu Uluç değil. Biz en iyisi konumuza dönelim.
Ben yaşanan bu olayı daha geniş bir çerçevede düşünüyorum. Yaşanan bu olay Türkiye'de taa Tanzimat döneminden bu yana süren "merkez" ile "çevrenin", daha doğrusu "merkeze yerleşmek isteyen" çevrenin güç ve iktidar savaşının bir uzantısı. Ahmet İnsel'in terminolojisini kullanırsak, "neofeodal devleti" oluşturan ve birbiriyle rekabet halinde olan güç odaklarının iktidar savaşımından bahsediyorum.
Peki nedir bu güç mücadelesi. Türkiye'nin modernleşme yolculuğunda bir başlangıç ve dönüm noktası olarak nitelenen Tanzimat Dönemi'nden beri süren bir mücadele bu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlangıçta özellikle hariciye nezaretinde (bugünkü Dışişleri Bakanlığı) gruplanan ve cumhuriyetin de kurucu kadrolarını oluşturan asker, sivil bürokrat elitler "merkezi" oluştururken, "ayanlar"da karakterize olan, devletin merkeziyetçi yapısının dışına çıkmayı hedefleyen daha feodal unsurlardan da "çevre"yi kastediyorum. Yaşanan bu güç mücadelesini daha iyi kavramık için basitleştirirsek, çevre unsurların özellikle tarikatlerden güç alarak varlıklarını sürdürüp bugüne gelirken, "merkez"deki unsurların "laiklik" politikalarıyla gücünü korumaya çalıştığını söyleyebiliriz. Elbette ki bu kadar basit değil bu güç mücadelesi… Karmaşık, çok yönlü, diyalektik bir ilişki söz konusu. Ayrıca küreselleşme süreciyle birlikte boyut ve nitelik değiştiren bir mücadele bu.
|
|
|
BATIYA AÇILAN PENCERE
Peki bunun Galatasaray Spor Kulübü ile ne ilgisi var. Daha önce bir yazımda, Galatasaray Spor Kulübü'nün Türkiye'nin en önemli statü gruplarından biri olan Galatasaray Lisesi camiasının kontrolünde olduğunu belirtmiştim. İşte kritik olan da bu. Neden mi?
İşte Metin Toker'in kaleminden bunun nedeni:
"Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi' değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin kilometre taşlarından biri olmuştur. Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise sayılamaz."
Bazen bir cümle, sayfalarca yazının yerini tutabiliyor. Daha fazla yazmaya gerek yok sanırım.
|
|
|
Bu makale yazarın sporx.com'a özel olarak yazmış olduğu bir yazıdır. Kesinlikle herhangi bir basın-yayın organından alıntı değildir.
|
|
 | Yazı hakkında yorumlar %100 |
|
 |
 |
irfan1984 (17/05/2008 12:26)  |
|
 |
açıklayıcı olmuş. merkezde dediğiniz klubün, çevreci kişiler tarafından sınıf atlattırılmasıda enteresan. yanlız merkez artık merkezde değil. ... |
 |
|
 | Tüm yorumları oku(1) / Yorum ekle |
|
Ali Bakın
Yazara mail atmak için tıklayınız
önceki yazıları için tıklayın >>
|
|
|