Sabah kalktığımızda önceki geceki maçın üzüntüsünü artık arkamıza almıştık. Önümüzde daha yaşanacak minimum 8 futbol günü vardı. Uyanıp da karavanın kapısını açtığımızda ilginç bir gerçekle karşılaştık. Konuyu daha net anlatmak için şöyle söyleyeyim: Taksim meydanının ortasına bir grup turistin karavanlarını çektiğini ve gece orada yattıklarını düşünün. Bir önceki gün maçın heyecanıyla farketmemişiz ama şehrin meydanında bir yere parketmişiz ve uyumuşuz. Neyse ki uyandığımızda pazardı ve bir problem olmadan Cenevre’den yola çıkabildik.
Bern yolu yaklaşık 150 km. sürecekti ve yolumuzun üzerinde çocukluğumuzun, tarih derslerimizin önemli bir parçası, gerçek hayatta da Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında önemli bir yer tutmuş olan antlaşmanın imzalandığı Lozan vardı. Ve bir kaç km. yakınından geçerken Lozan’a uğramadan gitmek olmazdı. Olmadı da... Lozan’da durduk ve şehrin en güzel manzaralı yerinde kısa bir mola verdik.
Lozan’dan sonra 1 saatlik bir yolculukla kampımızın bulunduğu Bern’e geldik. Bu arada karavan kullanımı konusunda artık belli bir seviyeye geldiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Araca iyice alıştım ama dikkati ve güvenliği elden bırakmıyorum.
Bern’de bizi Portakal rengi karşıladı. Hollandalılar her zaman alışık olduğumuz gibi üzerlerinde turuncu rengi kıyafetler, formlarla dolaşıyorlardı. Benim de üzerimde Ruud van Nisterooy forması olması yanlarında geçerken çaldığım kornalara çok güzel tepkiler almamızı sağladı. Şehir merkezinde bir şeyler atıştırdıktan sonra kamp alanına geçtik.
Şehirin yaklaşık 10 km dışında kurulmuş olan kamp yerine geldiğimizde kalabalık bizden önce oluşmuştu. Etrafta karavanlarını parketmiş ya da çadırlarını kurmuş futbolseverlerin arasında İtalyanlar ve Fransızlar olmasına rağmen büyük çoğunluk yine Hollandalılardı. Ama ortak payda o kadar net hissediliyordu ki...Her yer futbol kokuyordu.
Kamp alanı karavanlar için bir alan, çadır alanları ve sosyal tesislerden oluşuyor. Sosyal tesislerde maçları 5 adet dev ekrandan izleyebileceğiniz bir dev çadır, konser alanı, yemek yeme alanları, internet kafe, fanshop vs. gibi ihtiyacınız olan her şey mevcut. Merak edenler için kaldığımız kampın adresi: www.fancamp08.ch
Bize de karavanımız için iyi bir yer verdiler ve yerleştik. İskoçyalı, İtalya, Çek ve Hollandalı komşularımız var. İstanbul’dan getirdiğimiz dev Türkiye bayrağımızı astık ve kampın her yerinden görünen bayrağımız dalgalanmaya başladı.

Gün içinde zaman zaman yağmur çiseledi ama güneş yüzünü sıkça gösterdi. Umarım bundan sonra daha da çok gösterir. Yalnız gecelerin iyice serin oluyor. Türkiye standartları için buradaki havanın yaz değil de bahara yakın olduğunu söyleyebilirim.
Karavanla yerimize geçtikten sonra artık bizim için yerleşik hayat başlamışı ve üstlerimizi değiştirip futbolseverlerin arasına karışma vaktiydi. Dev çadıra gittik ve önce günün ilk maçı olan Avusturya-Hırvatistan maçını izledik.

Arkasından da gecenin daha çok şey vaadeden maçı, Almanya-Polonya. Favorilerin hata yapmadığı bir gün oldu. Çadırdaki Almanlar sevinirken; Almanya’yı sevmeyen ve vatandaşları Leo Beenhaker Polonya teknik direktörü olduğu için Polonya’yı tutan Portakallar üzüldüler. Ama üzüntülerinin fazla sürmediğini de belirtmek isterim. Arka arkaya devirdikleri biralar, maçtan sonra başlayan konserdeki rock müziğin coşkusu onları kısa sürede teselli etmeyi başarabildi.

Bu arada Hakan Şükür’ün kafasıyla Bursa’da aldığımız Hollanda galibiyetinden sonra milli takımlar düzeyinde Hollanda karşısında ilk galibiyetimiz aldık. Ben ve Mehmet’ten oluşan langırt milli takımımız Hollandalı dostlarımızı resmen dağıttı. Dalga dalga gelen ataklarımıza karşı koyamayan Hollandalılar, kalelerini korumak için dış desteklere de başvurdular...:)

Yarın (yani siz bu yazıyı okurken bugün) Bern’de turnuvanın şu ana kadarki en büyük maçı var: Holanda-İtalya... Maça bilet bulmak için yarın şehir merkezine ineceğiz ama küçük stadlar ve her iki takımın onbinlerce fanatik taraftarından dolayı bilet bulmamız zor gözüküyor. Karaborsa fiyatları inanılmaz yükselecektir. Maçı ya kampımızda ya da yarın atmosferin çok keyifliolabileceği şehir merkezindeki Fanzone’da izleyecğiz. Her nerede olursa olsun, maçın oynanadığı şehirde binlerce futbolseverle birlikte o maçı yaşamak çok keyifli olacak.

Şu anda saat geceyarısını geçti. Karavanın içindeyim ve çocukların hepsi uyudu. Ben de yatağımın başucundaki küçük lambanın ışığında, uzaktan hala gelmeye devam eden tezahürat sesleri altında yazıyorum bu yazıyı...Yorgunluğumuzu iyice atmaya başladığımızı kolayca söyleyebilirim. Çünkü horlama seslerinin düzeyi iyice azalmaya başladı...
Akşamki maçları kaçırmayın, üzülürsünüz.Yarınki yazıda görüşmek üzere....
EMRE UĞURLU
8 HAZİRAN 2008
ÖNCEKİ YAZILAR
5 HAZİRAN İÇİN TIKLAYIN
6 HAZİRAN İÇİN TIKLAYIN
7 HAZİRAN İÇİN TIKLAYIN